Hrant Dink cinayetini tezgâhlayanların ve örgütleyenlerin içindeki güçlerin; Hrant Dink cinayetini polisin, idarecilerin sorumluluğuyla Ergenekoncular olduğu noktasında hiçbir kuşkum yok. ‘Misyonerlik tehlikesi’ adı altında sürdürülen kampanyaların örgütçülerinin (AK Parti’yi darbeyle devirmeyi de hedeflemiş olan) Ergenekoncular olduğu da şüphe götürmeyen bir konu. Rahip Santoro ve ‘Malatya Zirve katliamları’ da onların eseri.
Peki bu cinayet şebekesinin, örgütlü suç faaliyetinin ortaya çıkarılması kimin görevi? Hrant Dink’in arkadaşlarının ve ailesinin mi, yoksa siyasi iktidarın mı?
Trabzon Jandarma Komutanı’nın doğru dürüst yargı önüne çıkarılmaması, Veli Küçük’le bağlantısının araştırılmasına gerek bile duyulmaması, bu davanın Ergenekon davası sanıklarıyla ilişkisinin kurulmaması karşısında siyasi iktidarın yapabileceği bazı şeyler yok muydu?
O günlerde, Ergenekoncuların kurguladığı ‘misyonerlik tehlikesi’ söylemi ve kışkırtılan Hıristiyan düşmanlığı, İslami kesimi de etkileyebiliyordu. “Misyonerler temizlensin”, “Ermeni yazar ortadan kaldırılsın” havası içinde, ellerindeki belgeleri, bilgileri, ihbarları hasıraltı eden polislerin, idarecilerin hâlâ yargıya hiç hesap vermemesinin nedenini araştırırken bu noktayı da göz önünde bulundurmak anlamlı olabilir.
Ergenekoncuların basındaki kolları, siyaseti sınırlı bir noktaya sıkıştırmaya, jandarma gerçeğini gözlerden gizlemeye çalışıp, davayı kendi istedikleri yöne çekmek isteyebilirler, istiyorlar. Peki bu olgu, AK Parti hükümetinin davanın bugün geldiği noktadaki sorumluluğunu ortadan kaldırır mı?
İçişleri Bakanı’na çağrı
Adem Yavuz Arslan’ın ‘Bi Ermeni Var’ kitabında yayımladığı ‘Veli Küçük-Ali Öz fotoğrafları’ üzerine yazdığım yazıda zamanın İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a bir çağrıda bulunmuş, “Onların görüşmelerinde bir şey yok” diyen Jandarma Genel Komutanlığı hakkında bir soruşturma açıp açmayacağını sormuştum.
Bu cinayetler, Türkiye’yi bir kaosa sürükleyerek, darbe ortamı yaratarak AK Parti iktidarını alaşağı etmeyi hedefleyen darbecilerin ürünü. Peki gerçeği ortaya çıkarıp, yargıya teslim etmek kimin görevi? Hrant’ın arkadaşlarının mı?
Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan, yaptığı ayrıntılı araştırmanın sonucunda şu saptamalarda bulunuyor: “Hem İçişleri hem jandarma hem de Başbakanlık, Tuncay Uzundal ve Erhan Tuncel’in jandarma bağlantısını örtbas etmeye çalıştı. Tuncay basında kilit isim olarak bilinmesine rağmen üzerine gidilmedi. Erhan’ın Tuncay ile aynı evde kalmaya başladıktan sonra yaşadığı kırılma ve emniyeti yanlış yönlendirme çabası da gayet açıktı. Durum böyleyken Tuncay ve Erhan’ın jandarma irtibatları tespit edilmedi. İçişleri, emniyet ve jandarma müfettişleri evlere şenlik bir aklama ve geçiştirme ile Tuncay ve Erhan’ın jandarma irtibatlarını örtbas ettiler.” (s. 182)
Adem Yavuz Arslan, bu kitabı nedeniyle Ergenekoncuların hedefi haline geldi. Ölüm tehditleri aldı. Kitabında şu tezi ortaya atıyor: “Bu cinayet bir Ergenekon tertibidir ama idarenin, hükümetin de olayın üzerine gitmekte istekli davranmadığı bir gerçektir.”
Başbakanlık’ın hazırladığı rapora atıfta bulunan Arslan saptamasını şöyle sürdürüyor: “Sonuç olarak Başbakanlık kronolojisine göre jandarma, Dink’in öldürüleceğini emniyetten aylar önce öğrenmiş olsa da bunu gayri resmi kanallardan öğrenmiş olması jandarma görevlilerini aklıyordu...” (s.183)
Hrant Dink cinayetinde siyasi irade, üzerine düşen görevi yerine getirmedi.
Başbakan, “Eğer bizim devreye girmemiz gereken yerler olursa tereddüt etmeden gireriz” diyerek yeni bir taahhütte bulundu.
Hem dünya hem Hrant’ın arkadaşları hem de duyarlı insanlar süreci izlemeye devam edecek.