(Nergis, Zeynep, Kevser, Nurcan; Barış Anıtı olsun!)

 

Birleşmiş Milletler Ankara Temsilciliği önceki gün şu açıklamayı yaptı:

Dünya Barış Günü, BM Temsilciliği ve Türk-Japon Vakfı’nın Ankara’da düzenleyeceği törenle kutlanıyor.

Ankara Botanik Parkı’ndaki Dünya Barış Çanı töreni ile, ‘Dünya liderleri ve halkları, çatışma, yoksulluk ve açlığa karşı ve herkes için, insan haklarından yana güç birliği yapmaya’ çağrılacak.

BM Genel Kurulu, BM oturumlarının başladığı 21 Eylül’ü, milletler ve halklar arasında barışın desteklenmesi ve güçlendirilmesi amacıyla Dünya Barış Günü ilan etti.

Dünya Barış Çanı, savaşları, nükleer silahları yeryüzünden kaldırmak amacıyla da 1954’te oluşturuldu.

BM binası önündeki Barış Çanı’na ev sahipliği yapan ülke sayısı 19. Biri de Türkiye. Barış Çanı, Ankara Botanik Parkı’nda.”

 

***

 

Böyle işte.

Japonlara gerek kalmadı.

Barış Çanı” Ankara Çankaya’da, Kumrular’da çaldı.

Dünya Barış Günü dolayısıyla, sanki evrensel bir bayram münasebetiyle, biri kadın üç insanı orada “kurban” ettiler.

Sonra “Çanlar” Siirt için çaldı!

En çok muhtaç olan bölge; barışsız ve çansız kalamazdı.

Barış etkinlikleri”ne katılan “örgüt” roket attı; belki polisleri vursun diye. Belki, kimi vurursa vursun diye.

Nergis Evin, Zeynep Evin, Kevser Çekin, Nurcan Olgaç da orada “Dünya Barış Günü Siirt kurbanları” oldu.

Polisin müdahalesinde, “bir teröristin öldürüldüğü” de açıklandı.

Kadınları öldürüp öldürülen de bir kadındı!

 

***

 

Dünya Barış Günü’nü böyle kurbanlarla, kadınları da katlederek kutlayan çok azdır.

O yüzden buraya bir Çan da kafi gelmez.

Notumuz artmış, yatırıma müsait hale gelmişizdir ya.

Bir günde…

Bir, iki, üç yetmez, dört, beş altı can olsun, diye kanatılan bir ülkede…

Bir, iki, üç Çan da yetmez.

 

***

 

Nergis, Zeynep, Kevser, Nurcan…

Bir statta da olabilirlerdi, o gün aynı saatlerde İstanbul’da.

Cezalı bir kulübün ödülü sayılan renkli, hayat dolu, acayip bir tablo olabilirlerdi.

Çocukların ellerinden tutabilir, sarı laciverte bürünebilirlerdi.

Hiç değilse o saniye başka bir yerde bulunabilirlerdi.

Gittikleri düğüne çoktan varmış olabilirlerdi.

Bir başka sarı ile mavinin, Siirtspor’un kentinde, o an, o saniye, o pusu, o saldırı, o kalleşlik menzilinde dört ölü kadın oldular.

Bir de ,“kadınları öldürüp ölü ele geçirilen kadın”!

 

***

 

Unutuyoruz ya…

Ankara’da, çok daha fazla sayıda insan hedeflenerek üç kişinin; Siirt’te dört kadının öldürüldüğü 20’si, o gün, yazar Musa Anter’in de ölüm (öldürülme, infaz) yıldönümü imiş.

Bir darbe sonrası, bir paşanın emrindekilere dövdürttüğü “Harbi gazeteci” İlhami Ağabey’in (Soysal) da ölüm günü imiş. Sazından sözünden devletin bir zamanlar çok korktuğu, derinleşen hastalığında dahi yurtdışı tedaviye izin vermeyip ölüme mahkum ettiği Ruhi Su’nun ölüm günü imiş.

Dünya Barış Günü” denen 21 Eylül, grizuda 48 ölümüzün, Buca Cezaevi’nde 3 mahkumun öldürülmesinin de bilmem kaçıncı “sene-i devriyesi” imiş.

Yahu, her günümüz böyle kan, şiddet, nefret yıldönümü mü bizim?

Her ölümüz, böyle acı hatıra mı bizim?

Her senemiz, ölümle mi devriye gezer bizim?

 

***

 

Nergis, Zeynep, Kevser, Nurcan…

Dünya Barış Günü kurbanları…

Dünya Barış Çanı altına düşen canlar…

Dünyanın her yanından çocukların bağışladığı bozuk paralarla yapılmış çan çalarken, çocuklukları zaten ölüme doğan can kadınlar.

Bir statta şen şakrak bir ceza da olabilirlerdi…

Bir yolda 30 yıllık kanın hepimize cezasının son kurbanları oldular.

Bir düğüne giderken, dört cenaze oldular!

Bir stat dolusu kadınla övünen, rekor mu kırdık diye harıl harıl aranan bir ülkede…

Bir araç dolusu kadın, dördü ölü, ikisi yaralı!

Milletler ve halklar arasında barışın güçlendirilmesi amacıyla Dünya Barış Günü Türkiye’de de kutlandı!

Barış Çanı’nın bir ev sahibi de Türkiye…

Ankara Botanik Parkı’nda!

 

***

 

Yahu burası; Cumhurbaşkanı’nın, Almanya’da, bir parti liderinin, bir gazetecinin de öldüğü helikopter “kazası” için, “Gariplikler var. İnanamıyorum; kara kutuyu bile sökmüşler” dediği ülke.

Kutu gibi, kapkara!

 

***

 

Siirt’te, polis merkezi önünde, düğüne varmak üzereyken, bir arabada, öyle neşeli iken, biraz sonra belki kıpır kıpır şen şakrak oynayacakken…

Kalleş bir roketle Dünya Barış Günü’ne tabutları yetiştirilen dört genç kadın…

Nergis, Zeynep kardeşler ile Kevser ve Nurcan…

Türkiye’nin Barış Anıtı olsun!

Onlar da olamayacaksa, geçmiş olsun!

 

***

 

Bu “anıt” genç kadınlar doğmadan önce, tam vuruldukları o yıllar önceki gün sazını bırakıp giden Ruhi Su, dört kadın için, Sarıkamış kökenli, ilk Kurbani Kılıç’ın yaktığı “Üç kız bir ana”yı söylerdi:

Yaylasından inmişler

Üç kız bir ana

İnmişler aman

Ağlarlar yana yana

Karaları giymişler

Üç kız bir ana

Giymişler aman

Ağlarlar yana yana