Başbakan, “Türk siyasetinin karanlık yüzüyle yüzleşmek bize düştü” diyor.

Doğru tarafı çok.

Fakat atasözü uyarınca, yanlış tarafı işaret etmek de belki başkasına düşer:

Üzüm üzüme bakarak kararmasın!

Vergi” izahı şöyle:

Sigara içme, içkiyi azalt. Olur biter!

Sağlık seferberliği olsa tamam; ama vergi, bütçe, yani açık seferberliği. Benzin neyse o. Elektrik zammı neyse o.

Paradoks şu: Bunların hepsinde tüketim ciddi azalsa; dolaylı ve haraç gibi vergilere yaslanmış devlet geliri de azalır! Açık büyür. Büyüme küçülür!

Üstelik benzini kimse içmemekte, yanında da bir nefes elektrik çekmemekte, zevk olsun diye.

Kapalı yerde sigara yasağı, (benim gibi) içmeyeni koruma amaçlı sayılabilir.

Ama genel yasak zihniyeti, herkesin iradesine tahakküm.

Masalarıyla sokağı, meydanı işgal edeni sınıra çekmek; işgaliye ödemeyeni cezalandırmak başkadır mesela…

Esnafa verilmiş hakkı, tarihi bir kentin dokusundaki ve ülkenin ve dünyanın her yerinden insanların sosyal yaşamındaki meşru renkleri, “Bu şehr-i İstanbul” adına bulunulmuş evrensel taahhüdü bir gecede polis baskınıyla, sürekli baskıyla yok etmek başkadır.

Kaldırımları kontrolsüz işgalden kurtarmak” isteyen samimiyse, elinde belediye ve polis gücü varsa; önce kaldırım ve yolları işgal etmiş otobüsleri, minibüsleri, araçları söker oradan.

Büyük şirketlere ve tanıdık servis firmalarına selam verip ıslık çalarak geçmez!

Yürümeyi engelliyor diye masa kaldıranlar, işgalci araçlara niye göz yumar!

 

 

Bir de bu var (2)

 

Yılbaşında (olay bir yıl önce ekimdeydi) Taraf’ta gündeme gelen “Yüzbaşıdan uzman çavuşa domuz bağıyla işkence” iddiasının Askeri Mahkeme kararını geçen gün ben duyurmuştum: 2.5 yıl hapis ve ihraç! Tabii karar üst mahkemede.

Yüzbaşı Murat A. ve olay üstüne daha fazla bilgilenmeye, “karşı görüş ve iddialar”ı öğrenmeye çalıştım. Dün burada Yüzbaşı’nın kısa bir hikayesi vardı.

Şimdi de, asker çevresinden dinlediklerim.

Ezilen herkesin hakkını savunurken, bir başkasının da yalnız kalıp ezilmemesine, haksızlığa uğramamasına dair hassasiyetle.

 

***

 

Yakınları, arkadaşları ve kimi tanığın iddiasına göre; Yüzbaşı başından beri iftiraya uğradı.

Deniyor ki, “Ne iddianame, ne mahkeme boyunca dinlenen tanıklıklar, başta uzman çavuşun ifadesi, domuz bağıyla bağlandığı yönünde. El bağlamak domuz bağı değil. Uzman çavuş sarhoş olduğu için bağlanmıştır. İçkili olduğunu tespit eden başka bir subay. Bir şişe içkiyi de üs bölgesine getirmiştir. Bu iddia değil; birlikte içtiği kişiler mahkemede anlattı. İşin en hassas noktası: Şırnak Namaz Dağı Üs Bölgesinde içki alemi.”

Bir başkası şunu ileri sürüyor:

Uzman olaydan sonra defalarca hastaneye gitti, hiç darp raporu almadı. Dayak, senaryo. Taraf’ta çıkmış fotoğrafta uzman çavuş poz veriyor. Sallandırılmayla ilgisi yok.”

Yine bir başkasının ifadesiyle:

Olaydan bir süre önce gece 2 civarı Yüzbaşı’nın 5-10 metre önünde patlayan mayında biri dedektörcü iki uzman çavuşun kol ve bacakları kopmuş, biri hafif yaralanmıştı. Yüzbaşı sırtında taşıyarak helikopterin inebileceği noktaya getirdi, tahliyelerini sağladı.”

Deniyor ki, “Yüzbaşı ordudan atılma noktasına geldi ama uzman mağdur sayılıyor. Olayı yalanlarla gazeteye taşıdı, sadece ikaz cezası aldı. Bir baskı varsa hepsini şikayet etsin. Bu dava biraz medya zorlamasıyla işkenceden açıldı, temyiz süreci üstünde de baskı oluştu. Artık kim, Yüzbaşı işkence yapmamıştır, en fazla asta müessir fiildir diyebilir.

Havacı mahkeme üyeleri bölgeyi bilmedikleri için yanlış değerlendirme yapmış olabilir. Yüzbaşı’nın doğrudan generalden emir aldığını bile bilmiyorlardı. Albayın, yarbayın olmadığını, o birliklerin şartlarını bilmiyorlardı.

İşkence ağır suç. Sarhoş bir uzmanın elleri kimseye zarar vermesin diye bağlanmış ve üstüne su dökülmüş. Tamam, Yüzbaşı bundan ceza alabilir ama 3 yıl hapis ve ilişik kesme kararının adalet ve vicdanla bağdaşmadığını Yüksek Mahkeme dikkate almalı.”

Keşke Cumhurbaşkanı o üs bölgelerine ziyaretinde bu olayları da sorsaydı!