Nasıl birileri birinin ağzına zorla b.k sokup tarih yazarken, nasıl başkası konudan bihaber genç mühendisleri öldürüverdi. Bunu hep beraber yaptık, işin güzeli.

Değişen bir şey olmayacak gibi değil mi her şey? Yıllardır otoyol kenarlarından, o olmadı evinin, işyerinin önünden alınıp öldürülen insanların memleketinde yaşıyorsunuz. Herkes gibi siz de durumun farkındasınız. Tek teselliniz var. Yahu sizden biri bu işlere bulaşmış olamaz. Olamaz, değil mi? Soranda kabahat.
Otuz senelik bir hikâye. Mesela ben çocuktum, bir karanlık odada bazı fotoğrafların kimyasını elimde maşayla...
Delik deşik olmuş bebeklerin resmini gördüğüm zaman daha okuma-yazma bilmiyordum.
Herkes elinde bayrağı, dilinde marşıyla bu kadar mutluyken, herkese en azından biraz aklı çalışıyorsa susmak düşer değil mi? Susmak mümkün değildi, hele en eli kanlıların en şekerli armağanları verdiklerini bilirken. 

Ölü bebek fotoğrafları
Biraz gazete okumuş olan bile biliyordu. Ne olmuş, nasıl olmuşsa, her şey yanlış olmuştu ve bunu Allah’ı var, doğrudur, herkes biliyordu.
Ve bana yahu ne oluyordu ki! Çok küçükken bizzat kendim, alnından vurulmuş bebeklerin resimlerini negatife yatırdım. Kolaydır bu arada, küçük bir leğene bir metal maşayla kâğıdı tutup, sonra başka bir leğene başka eczalı ve fakat aynı eczayla...
Denk gelince işte bunlara, leğenin içinde maşanın ucunda bir parça kâğıtta fena işler görülür.
Neyse her kuşağın saçma laneti buymuş demek ki. Küçük ölüleri görmek, işin icabı imiş.
Bundan kendine vicdandan bir ceket devşiren düşmanımızdır. Bu hikâyeden kendine bir vicdan alerjisi yaratan da düşmanımızdır.
Çünkü hayat kolayca akıp giden bir güzellik değildir. Ne Mavi Çarşı’da tesadüfen gezinen bir öğretmenin derisinin altına kadar yakıp onu öldüren dava arkadaşımızdır ne de ötekisi. Ki o ötekisi, o Mavi Çarşı’nın mahallesini bile bilmeden bazı köylülerin ağzına bazı b.kları nasıl da verdi! Ve b.k bile nasıl bir siyasi kavganın malzemesi oldu.
Nasıl birileri birinin ağzına zorla b.k sokup tarih yazarken, nasıl başkası konudan bihaber genç mühendisleri öldürüverdi.
Bunu hep beraber yaptık, işin güzeli. 

Kan damlatır karanfil
Hep konuşulan, barışın dilini kurmak vesaire meselesini bir köşeye bırakınız. Son otuz senenin, herkesin bitirdiği her şeyi canlandırmak vaktidir. Bunu yapacak olan da şu anda yirmili yaşlarını sürenlerdir.
Çünkü ben yirmimden evvel süngülendim, bir şair yanarken acı bile çekmiyordu:
“yollar uzak ay bedir
sırtımda gümüş hançer
yürürüm de ölemem
kan damlatır karanfil”.