Sonunda hepsi birleşti…

Bize (iç) savaş vaat etti.

Fakat, vaadiniz esasen eskimiş, ölü sayımız 50 bini bulmuştur.

50 bin ölü, çoktan bir iç savaş değilse, nedir?

Hala iç savaş çıkmamışsa, o vakit kaç on bin ölüden itibarendir?

 

***

 

Bizim bir ötekimizi gırtlamamız gerektiğini düşünenler var.

Bir de, hiç düşünmeden, bizi bir ötekimize gırtlaklatacak olanlar.

Hepsi birlik; birbirine kırdırdıkları yoksul çocukların üstünden haykırıyor, bağırıyor, politika, muhalefet, askercilik, isyancılık yapıyorlar.

Tamam, olabilir diyelim…

Hem Türkçe, hem Kürtçe öyle diyelim.

Lakin, siz kendinizden emin misiniz?

 

***

 

Yani, misal iktidar; çıkıp en emin, en şahin, en doğan görünümlü şahin dillerle veryansın ediyorlar.

Sonra, hadi bakalım, bir de şüphe:

Saldırıyı, ihmalleri soruşturuyoruz.”

Sonra, “saldırıyı kendisinin yaptığından emin” örgütten parti parti, farklı farklı beyanlar:

Kaybımız denenlerden 5 kişi gerilla kıyafeti giydirilmiş itirafçı olup… Ayrıca, kaçırdığımız askerleri öldürüp bizim üstümüze yıkmak istiyorlar diye… Nitekim, 20 kişinin öldüğü olay da böyle bir şey olabilir ki…”

Al sana…

Herkes şahin ama hiçbir şahin kendinden, kendi ölüsünden, kendi mermisinden, kendi yangınından, ateşe sürdüğü kendi çocuklarından emin bile değil.

Çünkü…

 

***

 

Bak kardeş, çünkü…

Biz”e iki büyük parça halinde bölünerek iç savaş vaat edenlerin de için için kendi iç savaşları var.

Çünkü, şu cenahta devletin içinde kendi kadim iç savaşı mevcut bir yandan…

O cenahta, örgütün kendi iç savaşı da başlamış çoktan.

Ve, gencecik çocuklar, belki de dünyanın, henüz başlamadan en uzun süreye varmış iç savaşının, “sıra sıra birbirine karşı dizilmiş sıvasız evlerin çocukları”; bin, 5 bin, 10 bin diye 50 bine kadar ölmüş ve daha bin, 5 bin, 10 bin diye ölmesi istenen çocuklar, bin tür kuşkunun neferleri olarak da, (iç) hakimiyet mücadelelerinin içine de oluk oluk akıtılıyorlar.

 

***

 

21 milyon insan AKP’ye, milyonlarcası CHP’ye, MHP’ye…

2.5 milyon insan BDP’li bağımsızlara, biraz Meclis’te konuşsunlar; vaat ettikleri anayasayı bir çatmaya uğraşsınlar, 50 binde artık durdursunlar diye de oy verdi.

Yoksa, oy vereceğine o milyonlarca el, hemen koşar bir ötekinin gırtlağına da sarılırdı.

Tamam, oy her şey değil ama ölüm her şey mi?

Bu kadar öfke, nefret, korku…

Böyle hep birlikte faşistleşme histerisi…

Bizi aynı yolda, aynı kapta birleştirecek yegâne damarın, bir ötekine küfür kıyamet, kana kan, inkârcı, imhacı ama ancak bir diğerinden beslenen, bir diğeriyle coşan bir faşistleşme olması kader mi?

 

***

 

Şimdi herkes cımbızla bir taraf seçip ona çağrı yapıyor.

Pek kolay olmayanı, yanında, peşinde sayıldığına iki çift laf etmek belki…

Ama en kolayı, böyle oturduğun yerden, sadece öte taraf azarlamak.

Yani, misal, iktidar gölgesinde durup tek kelime iktidar eleştirisi yapmamak…

Veya örgüt disiplininde donup “içeri”ye tek kelime edememek.

Vicdanında bir iç savaş dahi veremeden, buyruklara, kuyrukçuluğa yenik düşmek!

 

***

 

Sonunda hepsi birleşti…

Bize iç savaş vaat ediyorlar.

Aynı toprak altında bir ötekine karışmış 50 bin ölü, kafi miktarda iç savaş sayılmadığından!..

Hala aynı mahallede, aynı kasabada, aynı şehirde, aynı ülkede yaşamaya çalışmak iç savaş histerisinin alerjisine dokunduğundan.

 

***

 

Oysa…

Bir bebek doğduğunda mesela…

İster kahve gözlü, ister ela ela…

Bazen pamuk, bazı biraz kavruk…

Minik elleri tutunacak bir parmak aradığında…

İster Türk olsun, ister Kürt…

Kıyabilir misin?..

Bakmaya, sevmeye doyabilir misin; o parmağı esirgeyebilir misin?

Büyüsün de, hemen öldürsün, ölsün diye mi Adiloş Bebe!