Fenerbahçe-Galatasaray maçı yarın. Her zaman zevk alarak seyretmek istediğim bir karşılaşma… Bu köşede birkaç kez yazdığım gibi Fenerbahçeliyim. Gençliğimde Tarsus İdman Yurdu’nda futbol oynadım. Futbol merakım çocukluk yaşlarımda başladı.
Şike iddianamesinde, bazı kulüplerin yöneticilerinin ve futbolcularının şike ile suçlanmalarını, tutuklanmalarını üzüntüyle izliyorum. İddianame ile birlikte iddiaların kağıda dökülmesi ve somut bir gerçekliğe doğru evrilmesi, ligin geleceğine ilişkin kaygıları, gündemin değişmeyen maddelerinden biri haline getirmiş durumda. 

Her şey gibi futbol da sorunlu
“Ne olursa olsun Fenerbahçe üstte kalsın” şeklinde bir açıdan bakabilecek bir fanatik değilim elbette. Futbolun daha keyifli bir hale gelmesinden, hilenin, öfkenin, şiddetin en aza inmesinden çıkarı olan, ligin geleceğinin netlik kazanmasını arzulayan bir futbol tutkunuyum. Türkiye’de her şey gibi futbol dünyasının da sorunlu olduğu bir gerçek.
 Bazı Fenerbahçeli arkadaşlarım, “Bize komplo hazırlandı, bu işin arkasında neler var neler” diye başlıyorlar anlatmaya. Değişik senaryolardan söz ediyorlar. Belki anlattıklarının bir kısmı doğru, bilemiyorum. Bu dünyayla seyircilik dışında bir ilişkim olmadığı için, işin aslını takip etmekte güçlük çekiyorum. 

Soruşturma günlerinde derbi
Başta Fenerbahçe olmak üzere, Türkiye’deki futbol takımlarının büyük bölümünün içinde bulunduğu bunalımın derinleşeceğini görebiliyoruz.
Fenerbahçe şu ana kadar geçen yıldan daha başarılı bir performans sergiledi. Üstelik Başkanı, önemli yöneticileri hapiste. Çok önemli yıldızlarını bu belirsiz ortam yüzünden satmak zorunda kalan Fenerbahçe, bütün olanlara rağmen lider  konumda.
 Sabahtan akşama TV ekranlarında, gazete köşelerinde “futbol alimleri” konuşup duruyorlar. Sürecin bundan sonra nasıl gelişeceğini onlar da pek analiz edemiyorlar…
İşte böyle bir ortam içinde Fenerbahçe-Galatasaray maçını izleyeceğiz. Bunca hengâmeye rağmen, her iki takım da şampiyonluğun en iddialı iki takımı olmayı sürdürüyorlar. Dolayısıyla, o klasik heyecan da devam ediyor…
Fenerbahçeli arkadaşım Can Paker’le birlikte statta en son Fenerbahçe-İstanbul Büyük Şehir Belediyesi maçını (3-2 kazandığımız maç) izlemiştik. Onunla izlediğimiz en dramatik maç ise 2009-2010 liginin son karşılaşması olan Fenerbahçe-Trabzonspor maçıydı. Maç, 1-1 berabere bittiği için şampiyonluğu Bursaspor kapmış, Fener seyircisi delirmiş, ortalığı yakıp yıkmıştı… 

Taraftarların gerginliği zirvede
Fenerbahçe yöneticisi olmanın zorluğunu belki de o maçta tam anlamıyla kavrayabilmiştik. Can Paker’le birlikte, çeşitli psikolojik baskıların yöneticileri nasıl etkilediği üzerine konuşmuştuk...
“Zaman her acının ilacıdır” denir. Ama zaman da bir türlü geçmiyor. Hala ligin ve Fenerbahçenin kaderi belli olmadı. Taraftardaki gerginlik yoğunlaşmayı sürdürüyor. Dünyada,Türkiye’de ve futbolda neler yaşanırsa yaşansın, Fenerbahçe-Galatasaray maçı her zaman özel bir anlam taşır. O nedenle yarını heyecanla bekliyorum.
Galatasaray’ı yenmeye son yıllarda çok alıştık. Belki de bu durum yarın da tekrarlanır ve  hukuki olarak başına ne gelirse gelsin, maç kazanmanın zevkini tüm yoğunluğuyla yaşayabilen bir Fenerbahçe’den söz etmemize izin veren bir sonuç gelir…
“Türkiye değişsin” cümlesini birçok alanda kullanıyoruz. Sancılı, inişli-çıkışlı ve belirsizlik duygusunu içinde taşıyan bir toplumsal değişim sürecini yaşamayı sürdürüyoruz. Futbol da, kaçınılmaz olarak, bu tablonun içinde yer alıyor... Haydi bastır Fener.