Muhafazakârlık ve modernite, yerel değerler ve evrensel değerler arasında değişik sentezler ve yeni modeller arıyoruz.

50 bin kişiyle Silivri’ye yürüyelim” çağrısında bulunan Süheyl Batum beni şaşırtmadı. 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce de ‘Cumhuriyet Mitingleri’nde yürümüşlerdi. Heyecan içindeydiler. Yürüdükçe etraflarındaki kalabalık arttı. Yüz binler (hatta kimi iddialara göre milyonlar) meydandaydı, sokaklardaydı. “Cumhuriyet elden gidiyor” inancı, ‘kitlelerin düşüncesi’ haline dönüştürülmüştü.
O dönemde Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordum. SKYTürk Televizyonu’na yorum yapmak amacıyla Diyarbakır, Mardin, Urfa, Gaziantep bölgesine gitmiştim. Yanımda da Ş.Urfalı olan Cumhuriyet Yurt Haberleri’nden Mehmet Faraç vardı.
Bölgeye biraz normal bir gözle bakınca seçmenin bu yörede CHP’yi tamamen terk ettiğini görmek mümkündü. İzlenimlerimi bu doğrultuda yazdım, bölgede o zamanki DTP’nin (şimdi BDP) bağımsız adaylarıyla AK Parti çekişeceğini, CHP’nin esamesinin okunmadığını anlattım.
Gazeteye döndük. Tabii, ‘Cumhuriyet Mitingleri’nden umuda kapılanlar benim izlenimlerimden hoşlanmadı. AK Parti’nin etkisi altında kaldığımı söylediler. Bu doğrultuda aleyhimde yazılar da yazıldı.
Seçimlerden birkaç gün önce Cumhuriyet’teki hava iyice coşmuştu. Onlara göre CHP birinci parti oluyordu, AKP ise tepe aşağıya gidiyordu. Ben, “Yapmayın, etmeyin” dedikçe bana gülüyor, nasıl yanıldığımı anlatıyorlardı.
Sonunda, “Haydi bahse girelim” noktasına gelindi. Tezim şuydu: CHP yüzde 25’in üzerine çıkamaz, AKP de yüzde 35’in altına düşmez. Güldüler. Onlar tam tersini düşünüyorlardı. Bahisler yazıldı, imzalar atıldı. 

Kaybettiren neydi?
En iddialısı Faraç’tı. Özellikle Ş.Urfa konusunda iddiası çok yüksekti. CHP’nin en az 5-6 milletvekili çıkaracağını iddia ediyordu. (CHP Ş.Urfa’dan milletvekili çıkaramadı.) Seçimler bitti. Şaşırdılar. Haber Müdürü Hakan Kara, “Sen kazandın ağabey” diyerek bana gömleği aldı. Faraç gazetede herkesin önünde imzaladığı ‘takım elbise’ sözünü yerine getirmedi. Ondan hâlâ böyle bir alacağım bulunuyor.
‘Cumhuriyet Mitingleri’nin bir Şener Eruygur yapımı olduğu Ergenekon davasıyla iyice netleşti. Türkiye’yi bir askeri darbe ortamına sokmak isteyenler, bir ‘endişe’ yaratmış ve bu endişenin üzerinden belli kesimleri sokağa çağırmışlardı. Asker, AKP’li bir cumhurbaşkanı seçtirmemek amacıyla kurduğu stratejiye CHP’yi monte etmiş ve bu şekilde hazırlanan seçim ortamının ‘olumlu etki’ yapacağı sanılmıştı. Toplumu ‘korku’ ve ‘endişe’ üzerinden örgütleme yöntemi, seçim stratejisinin temelini oluşturmuştu.
Toplumun iç dinamikleri farklı işliyordu. Türkiye, büyüyen ekonomisiyle değişen demokratik talepleriyle ‘korku eşiği’ni çoktan aşmıştı. CHP’liler bunun farkında değildi. 

Toplumu yanlış okuyorlar
CHP, son dört yıldır esen değişim ve demokratikleşme rüzgârı nedeniyle altüst oldu. Bütün yönetim kademeleri sapır sapır döküldü. Ancak, uzun yılların statükocu birikimi parti içinde etkisini koruyor.
Batum, geçmişte kalmış CHP’nin bir temsilcisi olarak “Haydi Silivri’ye” diyor. CHP, onunla geçmişi diriltmeye çalışıyor. Deniz Baykal da Silivri’nin avukatlığını üstlenmişti.
Türkiye başka yerde. Avrupa’yla rekabet edecek bir ekonomik büyümeyi hedefliyoruz, Kürtlerin, Alevilerin, dindarların, emekçilerin haklarının ve kimliklerinin kabul gördüğü yeni bir sistemin belki de doğum sancılarını yaşıyoruz. Muhafazakârlık ve modernite, yerel değerler ve evrensel değerler arasında değişik sentezler ve yeni modeller arıyoruz.
CHP’nin bu sürecin Silivri’yle ters istikamette olduğunu hâlâ fark edememiş olduğunu görmek, CHP’den büyük beklentilere girmemiş kesimlerde bile şaşkınlık yaratabiliyor.
AKP, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler alanında yorgunları oynarken Silivri’ye yürüyen CHP, son dönem Türk sinemasındaki sosyal içerikli komedi filmi eksikliğine cevap vermeye çalışıyor gibi.