(Bu sütunu bir sürelik “tatil”im boyunca ben yazmıyorum. Yazılar, bana yazanlar, içinizden birileri, sessizliğin sesleridir. Bazen belki bir, iki not koyar, usulca kenara çekilirim yine.)

***

UMUDUM YOK: (Biliyorsunuz, şu sıra ortaya çıkan belgelerden biri de, TSK’da, medyaya düzmece mailler atmakla görevlendirilmiş bir sivil memurun isyanına dair, amirine yazdığı mektuplar. Kendisine yaptırılanı ahmakça bulan ama o ahmaklığın emir komuta esiri olmuş biri… İlişikteki mektup ise, bir başka sivil memurun, Dipsiz Kuyu’ya yeni attığı taş)

“Sayın Eski Milli Savunma Bakanım;

Umur Talu ile telefon görüşmenizde, sivil memurları ihmal ettik, demişsiniz. 8 sene bakanlık yapıp bir an bile sizin gibi ‘sivil’ olan memurları düşünmediğiniz için hakkımı helal etmiyorum. ahrette iki elim yakanızda olsun. İnşallah yeni bakanımız düşünür!

TSK’da 8 senelik, üniversite mezunu, ‘uzman’ memurum. Maaş 1580 TL. Emekliliği gelmişlerin de farklı değil. Yükselme yok, maaş yok, sosyal hak yok, mesai ücreti yok, başka kuruma geçmek istesen muvafakat yok; oda hapsi var, mesai var, mobbingin alası var, aşağılanma var. Yeni bakandan da şahsen hiç umudum yok. Çünkü o da paşaları görünce sivil memurlarını unutacak.

Allah TSK ve Jandarma’da çalışan sivil memur kardeşlerimin yardımcısı olsun.

 

*** 

 

BİR TAŞ DA BEN:

Sayın Talu; bugünkü yazınızı okuyunca Dipsiz Kuyu’ya bir taş da ben atayım dedim. Belki doldururuz üstat.

Fakir bir ailede dünyaya geldim. Babamın isteğiyle İmam Hatip bitirdim. Güneydoğu’da askerlikten sonra uzman çavuşluğa başvurdum. Sınav komisyonundaki albay, Bize senin gibi vatanı için yanacak, Allah korkusu, vatan sevgisi olan yiğitler lazım, dediğinde sevinmiştim.

Nereden bilecektim, liderliği sadece altını ezmek, hakkını gasp etmek, küçümsemek sananlarca yönetileceğimi.

6 yılı Dağ Komando Tugayı’nda geçirdim. Yüzlerce kez öldüm, öldüğümü zannettim. Kucağımda ölenler oldu. Birkaç kez yaralandım.

Oğlum oldu göremedim. Ailemi 6 aylık periyotlarda gördüm. Ailemle birleşirim diye tayin istedim, Bolu Komando Tugayı’na çıkardılar, yine Güneydoğu’ya geldim. 3 yıl da böyle geçti.

Yine tayin istedim, Tunceli’ye gönderdiler. Ailesiz, bunalımda, 4 yıl da öyle geçti. Kaç kez boşanacak olduk, bir kere bile eşimin ve oğlumun bana ihtiyacı olduğunda yanlarında olamadım.

Yine tayin istedim. Yine komando tugayı ve yine Güneydoğu’ya geldim. Bugün 18 sene oldu. Tam 202 ay Şark hizmeti. Hepsi bilfiil operasyonda geçti, geçiyor. Dilekçe yazamadım, usulsüz müracaat dediler.

Oğlum ve eşimle aram hep mesafeli oldu. Başka çocuk yapmadık. Bu ızdırabı ona da yaşatmamak için.

Ailem hep telefon başında bekledi. Hepsinin ruh sağlığı bozuldu.

İzinlerde orduevine filan giremedim. Ben başka Silahlı Kuvvetler’in personeliyim çünkü! Çünkü ölecek olanlardanım! Ölmedik ama şanslı mıyım, bilmiyorum.

Bugün başlayan uzman çavuşla aynı maaşı alıyorum. Operasyonda en önde biz gideriz, pusuda en tehlikeli yerde biz varız. Tecrübeliyiz ya!

Devletim bana, iki sene sonra, bu kadar eziyetten sonra da emekli olamazsın diyor. Devletin başka bir biriminde, mesela giremediğin orduevinde çalışacaksın önce, diyor. Derecen de o memuriyete seninle birlikte başlayanla aynı dereceye çekilecek, maaşın düşecek. (3’ün 3’üyüm. 5’in 3’üne çekecekler.)

Hukuka inandığını söyleyen, hukuksuzluğa kızdığı için emekli olan paşaları, sadece kendilerine değil, at gözlüğünü çıkarıp etraflarına da bakmaya davet ediyorum.

İşte hayat bu gardaş. (Buradaki tüm arkadaşların selamlarıyla)

(Not: Kimsenin başına gelmeye ama, işte bir yüzbaşı, üç asker daha şehit ya… Diyelim o da yarın öldürüldü. Kaçırılırsa unutuluyor da, diyelim vuruldu. Tabuta bir bayrak, statüsüne ve şehit sayısına münasip bir tören, selam durmaya askeri ve sivil erkan, gazete TV haberleri, birbirinden sert köşe yazıları vesaire. İşte tabularınızın öteki insan yüzlerinden “canlı” bir “Sıvasız evlerin ölü çocuğu”. Nasıl bir milli ikiyüzlülüktür bizimkisi! )