1970’li yıllar CHP’sinin önemli isimlerinden birisi de Ahmet İsvan’dı. Bülent Ecevit yakın arkadaşlarındandı. 1973 yerel seçimlerinde CHP adayı olarak, yüzde 63.6 oyla İstanbul Belediye Başkanlığı’nı kazandı. 12 Eylül askeri darbesi döneminde 27 ay hapis yattı.
CHP konusunda yazdığım yazılar üzerine Ahmet İsvan’dan kısa iki mektup aldım. Sosyaldemokrat hareketin bir dönemdeki önemli, etkili ve deneyimli isminin söylediklerini sizlerle paylaşmak istiyorum:
Sayın Çalışlar. Önce sizi 22 Şubat Radikal yazınızdan dolayı kutlamak ve bence çok önemli gerçekleri vurguladığınızı ifade etmek istiyorum. CHP’nin 1965-77 yıllarında Ortanın Solu politikasıyla ne derece hızlı bir dönüşüm geçirdiğinin tanığı olarak, Kılıçdaroğlu’nun içinde barındırdığını, sizin gibi umduğum, değişim potansiyelinin canlanması gerektiğine kuvvetle inanıyorum. Böyle yazılarla partimiz üstünde etkili olur ve Genel Başkanımıza cesaret verirseniz, çok yararlı bir hizmet yapmış olursunuz... Ahmet İsvan 

İkinci mektup
Sayın Çalışlar, size dün yolladığım e-postadan sonra Habertürk’teki programınızı izledim ve gerçekten mutlu oldum. Bence söylenmesi gereken her şeyi mükemmel bir üslup içinde söylediniz. Ecevit’i ve ortanın solunu anımsatmanız yerindeydi ve etkileyiciydi. O günleri yaşayan ve siyasetteki değişimin halkı nasıl etkilediğini gören bir kişi olarak, o gerçeklerin bugün anlaşılması çok önemli. Ecevit hareketinin önemi bence bugünkü gençlere anlatılmalı ama özellikle sonuçları açısından onun eleştirisi de yapılmalı. Vaktiniz olursa, o olayları ve ardından gelen uygulamaları anlattığım bir anı kitabım çıktı: ‘Başkent Gölgesinde İstanbul’. Onun, en azından başlangıç bölümünü okumanızı öneririm. Ahmet İsvan 

CHP gerekli midir?
Birçok kesimde, yıllardan beri, CHP’nin bu ülkenin geleceği açısından önem taşıdığı söyleniyor. Gerçekten de CHP önemli midir? Yoksa bu bir şehir efsanesi midir?
Türkiye’nin değişimin eşiğinde olduğu en kritik günlerde, CHP’ye egemen anlayış, ‘statükonun betondan duvarı’ gibi hareket etti.
Askeri vesayet daha makul bir geçiş içinde ve daha dengeli bir yol haritasıyla tasfiye edilebilecekken, CHP liderliğinin katı tutumu çözümü zorlaştırdı, operasyonlar olağanüstü bir boyut kazandı ve bedeli ağır olan sonuçlar ortaya çıktı.
YÖK’ün yapısının değiştirilmesi, demokratik bir anayasa yapılması gibi konularda 12 Eylülcü yapıyı savunmayı tercih ettiler. Kıbrıs’ta, Denktaş’ın ‘çözümsüz, bölünmüş Kıbrıs’ tezinin en büyük destekçisi de bu anlayış içindekilerdi. AB üyeliği konusunda ‘yapıcı’ değil ‘bozucu’ bir duruş sergilemekle gurur bile duydular...
Bunca olumsuzluğa rağmen, “CHP Türkiye’ye gerekli midir” sorusuna “evet” cevabını vermekteki ısrarımı sürdürüyorum.
Özellikle Kürt sorununda sık sık tıkanma noktasının eşiğine gelen iktidarı çözüm için cesaretlendirecek ve olumlu yönde etkileyecek bir siyaset artık her zamankinden daha gerekli.
Kılıçdaroğlu, değişimle statüko arasında bir denge kurarak var olmaya çalıştı. Son kurultay girişimi de eski ekibin ne kadar kararlı olduğunu gözler önüne seriyor. Tek dertleri, partide yönetimi yeniden almak, eski günlere dönmek. CHP, iç iktidar kavgalarını tüketemiyor.
Kürt sorunundan başörtüsüne, şeriat tehlikesi paranoyasından dindarlarla diyaloğa uzanan bir dizi konuda, partinin üst kademelerinden, eskiyle kıyaslanamayacak kadar gerçekçi değerlendirmeler geldiğini gözlemliyoruz.
Önümüzdeki birkaç yıl boyunca, askeri vesayeti bir ölçüde aşan sistem, yeni bir anayasal düzenin ve demokratik kurumların yapılanma sürecinin sancılarına tanık olacak. Türkiye’nin eski kalıp ve önyargılarının birçoğunu aşmayı sürdüreceği bu dönemde, kaçınılmaz olarak, yeni kalıplar ve yeni önyargılar da gelişecek. Özgürlükçü bir CHP böyle bir dönemde olumlu ve yapıcı bir rol oynayabilir. Türkiye’ye eleştirel bir perspektif içinde katkı sunabilecek toplumsal odaklardan birisi haline gelebilir. Ahmet İsvan’ın da işaret ettiği gibi değişimden korkmayan, onun temposunu düşürmeye çalışmak yerine yükseltmeye cesaret edebilen bir CHP görebilecek miyiz?