Oysa bizde, “Kanlı mayın ormanı”na döşenivermiş kahpe tuzaklar.
Kendi toprağını kahpe mayına boğmuş bir devlet, kendi toprağını (önceki Genelkurmay Başkanı’nın deyişiyle) “gelişigüzel mayınlamış” bir ordu; ve her köşeye bu kalleşlikten döşemiş “örgüt” mevcut.
Ülke (ruhu ışında) bölünmemiş; ama binlerce beden çoktan bölünmüş; paramparça.
Cansız gençler, organsız çocuklar, kadim bir matem.
“Şemdinli’nin üç eri”ne bakın; köyden göçe, göçten mayına koşturmuş 20 yıllık ömürler.
Urfalı, Arap kökenli; İnegöl’de bir evladı dereye kaptırıp İstanbul’a göçmüş Vanlı bir aileden diğeri; Karamanlı, 7 aylık bebeğin genç babası öteki.
Bebeğinin annesine mesaj atmış son gece, “Sen rahat uyu” diye.
Bayram geldi çocuklar…
Uyuyabilirseniz, siz de rahat uyuyun!
Çocuklar, ah!
Böyle “kınalı kuzular”ı seviyoruz ya…
“Bir oğlum daha var” diyebiliyoruz ya…
Davul, zurna, bayrakla askere gönderiyoruz ya…
Birk eğitimle mayına, pusuya sürüyoruz ya…
“Yiğidim asker” diye gururlanan nice ana, babaya inat; binlercesini de “hizmetçi” ediyoruz.
On binlerce asker, kimi tamamen şahsi, keyfi uşaklık olan “hizmetler”de bedava köle gibi çalıştırılıyor ya…
Onca asker vatani görev diye şahsa hizmet ederken, büyükler, “Terörle mücadelede asker açığı var” deyip bedelliye medelliye karşı çıkıyor ya…
5 Ocak 2010’da Habertürk’te, “Yaş pastadaki kuru ayrıntı”yla, “Erlere hizmetçilik ettirme” meselesini yazmıştım ( http://www.haberturk.com/polemik/haber/198334-o-ayrinti-umur-talunun-gozunden-kacmadi )...
8 Ocak’ta da, aslında Askeri Ceza’da mevcut, ama göz ardı edilen “Erleri hizmetçiliğe verenlerin cezası”nı. http://www.haberturk.com/polemik/haber/199226-erleri-hizmetcilige-verenlerin-cezasi )
Öncesinde, sonrasında da öyle çok yazı vardı.
Herkesin bildiği sır üstüne çok yorum yapıldı; bana kızan da çok oldu.
Bakın önceki Genelkurmay Başkanı ne diyor:
“Herkesin gözü üzerimizde. Erleri kullanma işini yavaş yavaş kaldıralım. Yoksa kaldırtacaklar. Bakakalacağız böyle. Hangi subay er kullanıyor. Hangi subay, general, amiral her neyse köpeğini, itini bilmem nesini askere gezdiriyor. Hangi subay çocuğunu arabayla bilmem nereye gönderiyor. Eşini bilmem nereye gönderiyor. Evinin badanasını askere yaptırıyor. Özel evinin badanasını. Hiçbir şey artık gizli değil. Herkes birliğine sahip olsun.”
***
O tarihte Ankara’da polis (biraz paranoyak bir baskınla) iki askeri araca “operasyon” yapmıştı.
Kimi meslektaş araçlara gizli görev atfederken; kimi büyük yazar da, askerlerin “badanacı, elektrikçi, marangoz” çıkmasına, araçta “yaş pasta” bulunmasına bakıp operasyonla alay etmişti.
Doğrusu (ve yine vahim olan), Dipsiz Kuyu’da yazıldığı üzre şuydu: Araçlar ve askerler özel işler için kullanılıyor, erlere bedavadan “hizmet” gördürülüyordu!
Eski Genelkurmay Başkanı’nın şimdi “badana” dediği o!
Ve hale bak:
“Kınalı kuzular”a hizmetçilik yaptırmaktan utanmamışlar da; hiçbir şeyin artık gizli kalmamasından endişe ediyorlar!..
Birden de vazgeçemiyor, “yavaş yavaş kaldıralım” diyorlar!
Adını da koymuş eski komutan:
“Erleri kullanma işi.”
Böyle bir iş var sanki…
Böyle bir vatani görev var!
Kimi genci ayırıp kayırıp torpille gizlerken bu nevi işlerde; kimi yoksul çocuğu da hor görüp “hizmetçi” diye kullanmak cumhuriyetçilik oluyor sahi!
***
Sonra, Şanlıurfa’dan, Van’dan, Karaman’dan üç er daha çıkıyor; birinde 7 aylık bebek…
Tabutları yine bayrağa sarıyoruz.
Bayram gelmiş ya…
Ah çocuklar!..
Çocuklar, ah!
Bakakalıyoruz öyle!
Hepimize iyi bakmalar, iyi bayramlar!