Yorgo Andreadis'in Tolika'sı Yol Göstermeye Devam Ediyor

Yorgo Adreadis'in Tolika kitabının kahramanları ile Yunanistan'da, Selanik'te bir aradaydım. Kitaptaki kız kardeşlerden Sofia'nın kızı Eleni'nin oğlu Panagioti ile Tolika ve arayışları üzerine konuştuk ve tekrar bir yüzleşme savaşçısı olan Yorgo Adreadis'i andık.

(İlgili bir haberi buradan okuyabilirsiniz)

Yorgo Andreadis ömrümü Yunan -Türk kardeşliğine adamış, bu anlamda birçok yüzleşme çalışması olan kitaplar ortaya çıkarmıştır. “Tamama”, “Tolika”, “Gizli Din Taşıyanlar” Türkçe’ye çevrilmiş kitapları arasında yer alır. Hatta “Tamama, Pontus’un Yitik Kızı” adlı kitabı ile Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü’ne layık görülmüştü. Kitabı, Yeşim Ustaoğlu tarafından “Bulutları Beklerken” adıyla sinema filmi de yapıldı. Yorgo Andreadis'in Tolika kitabı Bafra'da geçer ve iki kız kardeşin dramı üzerinden Pontos soykırımı surecinde yaşanan acılar anlatılır.

Belge Yayınları’nın Türkçe'ye kazandırdığı bu kitabı okuduğumuzda o yangın yıllarında kız kardeşler için zorlu bir yolculuk başladığını görürüz. Bu göz gözü görmeyen günlerde Yunanistan'da sonuçlanacak olan mecburi yolculukta kardeşlerden ancak biri, Sofia Yunanistan'a ulaşmayı başarırken Tolika kötü kalpli Hüseyin'in hışmına uğramış ve daha köyden yeni çıkmışken at arabasından atıldığı için Türkiye'de, Karadeniz'de Bafra'da kalmıştır. Her şeyi yapmasına rağmen Sofia bir daha kardeşine kavuşamaz.

Kitabın eksik bıraktığı yerlerde ise Selanik'te buluştuğum Panogioti devreye giriyor ve Sofia'nın Yunanistan'a yerleştikten sonra ekonomik zorluklar yüzünden çalışmak için gittiği Almanya'da da Kızılhaç aracılığıyla kardeşini aramaya devam ettiğini ama ne yaptıysa sonuç alamadığını bize aktarıyor. Sofia'nin ailesinde herkes Tolika'dan haberdardır. Sofia'nin acısı torununa da geçmiştir. Torunu okulda bir edebiyat ödevi olarak bu konuyu işler, bu hocasının dikkatini çeker ve bu konularda araştırma yapan Yorgo Andreadis'e bu durum ulaştırılır.

Eldeki bilgiler ile yola koyulur yazar Andreadis, baba toprağı Karadeniz'e çok kez gittiğinden birçok yerde arkadaşları vardır ve beraberce Tolika'yı bulmaya koyulurlar. Bafra'da edindiği dostları her şeylerini Tolika'yı bulmak için vakfederler. Ama 90’lı yıllar Jitem’in, kontra gerillanın Karadeniz’e yerleştiği yıllardır ve Yorgo Adreadis'in yaptığı bu yüzleşme çalışmaları bu çevreyi rahatsız eder. Bu çevre bir süre sonra yaptığı çeşitli provokasyonlar ile Yorgo Adreadis'in Türkiye'ye girmesini yasaklatırlar.

Tolika'nin akıbeti için tam ümit doğmuşken bu provokasyon yüzünden maalesef bir sonuca ulaştırılamaz. Yorgo Andreadis ne yaptıysa bir daha Türkiye'ye alınmaz. En çok istediği, arzusu Pontos'ta, Karadeniz'de baba ocağında son zamanlarını geçirmektir ama ceberut devlet buna izin vermedi. 2010'un ortalarında ise hastalığı yüzünden Yorgo Adreadis yaşamını yitirdi.

Bu ceberut devlet için Kürtlere karşı savaşmaya gittiğimde, PKK gerillalarına esir düşmüştüm. Hiçbir şeyin ezberde anlatıldığı gibi olmadığını anladığımda, gördüğümde savaşın PKK ile değil de Kürt halkına karşı verildiğini ve köylerinin, yurtlarının o yıllarda nasıl yakılıp yıkıldığını anladığımda devlet de benim bir devşirme, bir dönme ailenin bir bireyi olduğumu gözüme soka soka anlattı. Akılla artık Pontoslu bir Rum olduğumu, ailemin kılıç artığı olduğunu öğrenmiştim. Ama kimliğimi ruhsal anlamda kabul etmem, sahiplenmem Yorgo Adreadis’in yüzleşme kitaplarıyla olmuştur. Bu yüzden bir vefa borcu olarak elinde olmayan nedenlerden dolayı tamamlayamadığı Tolika'yı ya da akıbetini bulmak için kolları sıvadım.

Geçmişimden dolayı Bafra ve çevresinde bu çalışmayı, bu araştırmayı ben yapamazdım. Bu çaba için öyle doğru insan seçmişim ki iğne ile kuyu kazar gibi tüm köyleri didik didik ederek Tolika'nın akıbetini de tek yaşayan oğlu olan Memed'in izini de buldu. Bulmakla da kalmadı, Tolika kitabında geçen mektup adresine mektup göndererek de aile ile bağlantıya geçti. Bir kere daha gazeteci, yazar Gonca Vural'a insan üstü çabaları için buradan teşekkür ediyorum.

(İlgili bir röportajı buradan okuyabilirsiniz)

Nasıl ki Tolika'nın yazarının ömrü yermediyse Tolika'nın akıbetini ortaya çıkarmaya, kardeşi Sofia da Tolika'nin akıbetini öğrenemeden hasta yatağında kardeşinin ismini sayıklaya sayıklaya yaşamını kaybetti. Zaten Tolika da çok genç yaşta yetim bir müslüman ile evlendiriliyor. Daha sonra gavur denilerek zorla boşandırılıyor ve bir inek parasına hizmetçi olarak satılıyor ve bir sene içerisinde zatürreden yaşamını yitiriyor. Oğlu ise bir müslüman aile tarafından büyütülüyor. Müslüman aile adını Mehmet koyuyor, Mehmet büyüyünce kendisi gibi yetim kalan bir Rum kadını ile evleniyor.

Belki bu büyük acının ilk tanıkları kardeşler bir birbirlerine kavuşamasa da iki kardeşin çocukları, kuzenler Gonca Vural ve arkadaşlarının gayreti ile Bafra'da buluştular. Gonca Vural da bana kuzenlerin buluşma anını anlatırken ağlamaklı olmuştu, denizin öteki yanında Yunanistan'da bir araya geldiğim Sofia'nin kızı olan Eleni annenin oğlu Panagioti'de gözleri dola dola annesinin kuzeniyle buluşma anını anlattı. Gonca Vural bana o mektubu gönderme anını anlatırken denize bırakılan notlu şişe misali yaptığını ve nerdeyse cevap gelmeyeceğini bile bile yine de gönderdiğini söylemişti. Panagioti de Sofia ile kardeşi Tolika’yı arayışta tüm ümitlerini yitirdikleri bir anda Tolika ve akıbetini dillendiren mektubu aldıklarında nasıl şaşkına döndüklerini, heyecanlandıklarını ve annesi Eleni'nin mektupta verilen numarayı gözyaşları içerisinde aradığını anlattı.

Panagioti ile uzun uzun konuştuk ve Eleni anneyle telefonda görüşerek ileride bir araya gelmek için randevulastık . Elbette Tolika'nın Türkiye'deki ve Yunanistan'daki ailesi ile ilgili gelişmeler bitmedi. İleride sizlerle gelişmeleri paylaşmaya devam edeceğim. Sofia'nın Tolika'yı sayıklaya sayıklaya yaşamını yitirdiğini duyunca keşke dedim elimizi biraz daha çabuk tutabilseydik de kuzenlerden önce birbirlerini neredeyse bir asır arayan kardeşleri buluşturabilseydik. Bir asır yangın yeri olan yüreğine kardeş buluşması bir nebze su olabilir ve yaşamının sonunda bu dünyaya birazcık huzurla veda edebilirdi. Sevgili Tolika, Sofia ve tüm bu dramı ortaya çıkaran büyük yürekli güzel insan Yorgo Andreadis devriniz hep daim olsun, huzur içinde uyuyun.

Peki yüzyıl öncesinde yaşayanlardan bir ders çıkardık mı, devletler acısından bakacak olursak hiçbir ders çıkarılmadığı ortada, geçmişte atalarının yaptığı hatayla yüzleşip bunun gereğini yapmak yerine devlet Suriye'de Rojava'da olduğu gibi yeni yeni yaralar peşinde, yeni tehcirler, katliamlar peşinde. Yani başka başka yaralar peşinde koşan devletten ve o devletin yöneticilerinden yüzyıl önce yaşananlar ile empati beklemek elbette olası değil. Ama devletlerin dışında denizin iki yakasında da büyük yüzleşme için, yeniden bir arada yaşamı savunmak için Eleniler, Panogiotiler, Goncalar, Recepler var. Devletlerin ceberut yüzüne karşın Don Kişotvari mücadele etmeye devam ediyorlar.

Bana gelince bana ruhumu, kimliğimi kazandıran o güzel insan, hakikat arayışçısı Yorgo Andreadis'e vefa borcumu ödemeye devam ediyorum. Andreadis'in inkara, soykırıma, talan ve yalana karşı, bir bayrak gibi taşıdığı insanlık, kardeşlik mücadelesini biz devraldık ve yaşadıklarımızla empati kurulabilmesi için iğneyle kuyu kazar misali çabalayarak halklara neyin ne olduğunu, dilimiz döndüğünce anlatmaya devam edeceğiz.

Tolika’nın sadece bir sembol değil, ayrıca bir çağrı, bir yol gösterici olduğunu belirtmeliyim. Pontos'ta yatan binlerce sahipsiz ölülerimizin adalet çığlığını bizlere haykırıyor. Eğer Karadeniz'e, Pontos'a yolunuz düşerse eğilin ve toprağı dinleyin, altından yükselen adalet feryatlarını duyacaksınız...

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >