Türkiye, devleti biçimlendiren Kemalist zihniyetin toplum ve devlet tasarımını yavaş yavaş aşmaya başladı. Kemalist tabuların aşınmasında ise küresel ve bölgesel gelişmelerin yanı sıra toplumsal alanda yükselen unsurların gayretli çabaları da belirleyici oldu. Özellikle Kürtler ve dindar muhafazakârların toplumsal alanın siyasal-sosyal ve ekonomi noktalarında etkili olmaya başlaması bu süreci hızlandırdı. Kürtler ve dindar muhafazakârlarla beraber cumhuriyetin diğer üvey evlatları Gayri Müslimlerle Aleviler için yeni bir dönemi müjdeleyen gelişmeler Ahmet Altan’ın deyimiyle “Ankara Duvarı”nın yıkılması, Halil Berktay’ın benzetimi ile de “Türkiye’nin 1989’u”. Özünde bu iki yazarımızın vurgulamaya çalıştıkları ise Kemalist paradigmanın yaşadığı kırılma.
Kemalizm, bilindiği Fransız Jakobenizminin “halk için halka rağmen” ve Prusya militarizminin ordu ile milleti bütünleştiren öğelerinin yanında merkeziyetçiliği güçlendiren devletçiliği de kullanarak modernleşeme/çağdaşlaşma adı altında toplumu dizayn etmeye kalkıştı. Bir ideoloji olarak harmanlanmasında ise “Kadro Hareketi” ve Yön Dergisinin” çabaları etkili oldu. Kemalizm’in bu yamalarla inşasında göze çarpan en önemli unsur ise ilkçağ düşüncesinin totaliter-militarist öğeleri.
Bu yamalar arasında İlkçağ’da önderliği Şang’ın yaptığı “Yasacılar” önemli yer tutar. Yasacıların, halkın söyleyeceği tüm şarkıları savaşla ilişik şarkılarla sınırlandırarak güçlü halk yerine “güçlü ordu güçlü devlet” vurgusu yapan söylemleri tanıdık gelecek sanırım. Gerçi cumhuriyet döneminin Çankaya sofralarında “Deniz kızı Eftelya’nın” söylediği şarkılarda savaş unsuru yoktur ama cumhuriyetin genç kuşağa ezberlettiği tüm marşlar militarizm kokar.
Öte yandan Sokrat’ın çoğunluğun isteklerine kulak verilmemesi çünkü çoğunluğun kararlarının rastgele olacağı öğüdü erkenden kapatılan Terakkiperver Halk Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın akıbeti hakkında yeterli ipucunu verir. Halkın kısa süre içerisinde bu partilere gösterdiği ilgi sonucunda paniğe kapılarak kapatılmaları cumhuriyet yöneticilerinin Sokrat’ı iyi bildiklerini gösteriyor.
Kemalizm’in en büyük yamayı Platon’dan kopardığını Cumhuriyet Gazetesinin Aydınlanma Kitaplığından bedava dağıtılan Platon serisinden de çıkarabiliriz. Adı meydanlara verilen Nevzat Tandoğan’ın ”Ulan Öküz Anadolulu… Sizin iki vazifeniz var. Biri çiftçilik yapıp ürün yetiştirmek, ikincisi çağırdığımızda askere gitmek” tutumu Platon’un devlete koşulsuz boyun eğmeyi öneren, vatandaşların hiçbir şeye karışmamalarını sadece askerlik yapıp gerekli üretimi sağlamaları görüşlerinden çok farklı olmasa gerek.
Milli Eğitimin cenderesinden geçen çocuklar Platon’un görüşleri doğrultusunda yetiştirildi, yetiştiriliyor. Platon bilindiği üzere eğitimde ilk ilkenin yalan olması gerektiğini vurgular ve devletin çocuklara gerçek yerine yalan ve uydurmayı öğretmelerini savunur. Cumhuriyet dönemi tarih kitaplarındaki Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi Platon’nun ne kadar dikkate alındığını gösterir. Yine Platon’un iyi devletin değişmeyen devlet olduğu kanısı Kemalist statükoyu, devletin bekası için vatandaşlarını öldürebilmesi tezi İstiklal Mahkemelerinde katledilen insanlarımızı ve devletin küçük bir azınlığın yönetiminde olması talebi ise Kemalist sivil-askeri bürokrasiyi hatırlatıyor.
Kemalizm, dünyadaki tüm otoriter görüşlerden beslendiği gibi ilkçağın bu anlayışlarından da esinlenerek Türkiye toplumuna askeri ve bürokratik zorlamayla aşılandı. Şimdi Kemalist anlayış son yıllarda giderek artan propaganda ve nutuklara rağmen toplumsal gerçekler karşısında can çekişiyor. Kemalist krizin giderek derinleşmesi ve çözülüşü karşısında gösterilen refleks ise Nejip Mahfuz’un diliyle ”yıkılmakta olan düzenin son hıçkırıkları” sadece.
İç ve dış politika alanında yaşananlar kendini Kemalist değerlerin taşıyıcısı sözüm ona çağdaş değerlerin adresi gösteren CHP’nin toplumdan saklanan gerçek yüzünü göstermiş oldu. CHP’nin bitmez Kemalizm aşkı devletin partisi olduğunu tescilledi. Seksen yıldır dillendirilen tüm o çağdaşlık, özgürlük, modernlik zırvalarının özümsenmiş bir yaşam biçiminden çok devletin ötekiler olarak gördüklerini dışlayan dilinin aracı olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Bu anlamda CHP, modern evrensel değerlerinden değil ilkçağın otoriter-militarist anlayışlarından beslenerek günümüze kadar gelen Kemalizmin ana kanalıdır.
CHP için Kemalist aydınlanma ve çağdaşlaşmanın sınırı Kürtler ve dindarların en temel haklarının başladığı yerde bitiyor maalesef. Türkiye’de temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda CHP’nin nasıl şahinleştiği, mevcut paradigmayı nasıl sahiplendiğini hep birlikte gözlemliyoruz. Bu noktada AK Parti ile kıyaslandığında CHP’nin solcularımıza yaşattığı hayal kırıklığına İdris Küçükömer büyük bir teselli olabilir. Ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu CHP’nin Kemalizm tutkusu böyle devam ederse “Yüzyıllık Yalnızlık”ta kendisine Kafka’nın “Dönüşümü”nü yaşatacak.
CHP ve temsil ettiği Kemalist değerlerin toplumsal gelişmenin arkasında kaldığı ve Türkiye’nin asıl prangasının iddia edildiği gibi Kürt, Kıbrıs ve Ermeni sorunu olmadığı aksine dünyadaki tüm baskıcı rejimlerin uygulamalarından öğeler barındıran ve İttihatçılıktan beslenen Kemalizm olduğu fark edilmeli. Cumhuriyetin inşasında Kemalizm’in yok saydığı kimlikler ve görmezlikten gelerek gasp ettiği temel haklar bugün yaşadığımız birçok sorunun kaynağını oluşturuyor. Türkiye, kendini Kemalist devlet ve toplum anlayışından kurtarmadıkça ülkemizde toplumsal huzurun sağlanması mümkün değil. Kürtleri bölücü, dindarları gerici, gayri Müslimleri hain, dört tarafımızı düşman olarak gören Kemalizm aşılmadan toplumsal çatışmalar ve haksızlıklar yaşanmaya devam edecek.
İttihatçı mirası sahiplenip kadrolarını tasfiye eden Kemalizm’in iç ve dış politik kırılmalar karşısında yaşadığı kriz belleklere yüklediği yanlış algılamaları da ortadan kaldırıyor. Gayri Müslimler içimizdeki düşman, dindarlar gerici, Kürtler kuyruklu, Aleviler abdestsiz değil işte. Dört bir yanımızın düşmanla çevrili olduğu kocaman bir palavra ve istediğimizde komşularımızın Türkiye ile nasıl sıcak ilişkiler içerinse girdiğini gördük. Gözünü Türkiye’nin topraklarına dikmiş açgözlü devletler de yok aslında. Artık çocuklarımızı bu koca yalanlardan ve toplumu taşıyamadığı Kemalizm’in dayanılmaz ağırlığından kurtarmanın zamanı geldi de geçiyor bile…