Güçlülük ve güçsüzlük, duruma göre değişebilen kavramlar.
Bir boks şampiyonuyla kıyaslandığında “güçsüz” olan biri, bir çocuk karşısında güçlüdür.
Eğer ölçünüz “güçsüzü” güçlüye karşı korumaksa, şampiyon karşısında savunacağınız adama, o adam küçük bir çocuğu dövmeye kalktığında karşı çıkarsınız.
Mazlumiyet de böyle değişken bir kavramdır.
Kendisinden güçlünün karşısında mazlum olan, kendisinden güçsüz olana karşı zalim rolünü üstlenebilir.
Bu değişken rollerin arasında dolaşırken kimi ve neyi savunacağımızı vicdanımızın ölçüleri belirler.
O ölçü de, güçlüyle güçsüzün arasındaki ilişkide ortaya çıkar.
Vicdanını, ideolojisinin, davasının, mücadelesinin, inancının altına gömen insanlar vardır.
Ben onlardan değilim.
Yaşadığım sürece de onlardan biri olmayacağım.
Ben, güçlü olanın güçsüz olanı, silahlı olanın silahsız olanı ezmesinden nefret edenlerdenim.
Amaçları, niyetleri, ideolojileri, mücadeleleri, davaları, inançları ne olursa olsun, biri kendinden güçsüz olanı ezmeye, silahı olan silahını silahsız olana doğrultmaya başladı mı benim lügatimde “zalim” etiketini hak eder.
PKK, mazlum Kürtlerin hareketi olarak ortaya çıktı.
Ama bu gerçek, PKK’nın zalimleştiği gerçeğini değiştirmiyor.
PKK’lılar gidip Hazro’nun AKP’li Belediye Başkanı’nın oğlunu kaçırdılar.
Belediye Başkanı AKP’den istifa etti.
Ve BDP’ye geçmek istediğini açıkladı.
PKK, Hazro Belediye Başkanı’nı da, onun oğlunu da öldürecek bir güce sahip.
Güneydoğu’da “kendi siyasi” amacına ulaşabilmek için silahı siyasete sokuyor, kendinden güçsüz olanı silahla korkutup eziyor.
Bölgede AKP’li siyasetçileri PKK’nın silahına karşı koruyabilecek hiçbir güç yok; ne ordu, ne polis, tek tek bütün AKP’li politikacıları koruyabilir, suikastları, dağa adam kaldırmaları önleyebilir.
Peki, ne olacak?
Oradaki siyasetçileri PKK’nın silahına mı bırakacağız?
Buna karşı çıkmayacak mıyız?
Gözümüzün önünde güçlü olan güçsüzü ezsin mi?
PKK ile AKP’li Belediye Başkanı arasındaki ilişkide güçlü olan PKK.
Bu eşitsiz ilişkide “güçlü olanı, silahlı olanı” destekleyenler, zulmün parçası haline gelmez mi?
PKK’nın bir siyasetçiyi kaçırması ya da öldürmesiyle, JİTEM’in bir siyasetçiyi kaçırması ya da öldürmesi arasında hiçbir fark yok benim açımdan.
Aynı yöntemi kullananlar arasında doğrusu ya bir ayrım yapmam.
“Bunun, KCK tutuklamalarına tepki olduğunu” söyleyenler de var.
Diyelim ki öyle, o zaman söyleyin bana, KCK’lıları tutuklayanlarla, AKP’li Belediye Başkanı’nın oğlunu “tutuklayanlar” arasında nasıl bir fark var?
Masumları ezmekte mi yarışılacak?
Herkes, kendine dişine göre birini bulup onu mu dövecek?
Biz, zalimler arasından birini mi tercih edeceğiz?
Türkler, Türk zulmünü, Kürtler Kürt zulmünü mü destekleyecek?
Herkes zulümden ve zalimden yana çıkacaksa, masumları, mağdurları, güçsüzleri kim koruyacak?
BDP’nin, AKP’li bir politikacının oğlunun kaçırılmasına ses çıkarmamasını çok yadırgadım.
Eğer, BDP’li bir politikacının oğlu “birileri” tarafından kaçırılacak olsaydı ortalığı ayağa kaldırırlardı, neden başka bir partinin haksızlığa uğrayan üyesine sahip çıkmıyorlar?
Buradan bir tek sonuç çıkartabilirim ben.
Haksızlığa karşı değiller.
Haksızlığı yapanın “başkası” olmasını istemiyorlar sadece, “haksızlık” yapacak güce kendilerini sahip olmasını istiyorlar.
Dürüstlük, haksızlık kimden gelirse gelsin karşı çıkmaktır.
“Benim silahlılarım istediğini yapsın, onu eleştirmeyelim” dersen, aynı mantıktaki şoven Türkleri hiçbir şekilde eleştiremezsin, sen de o şovenliğin Kürt parçası olursun o zaman.
Hanginiz kazanırsa kazansın, “zalimlik” kazanacaksa eğer bu mücadelenin “ırkçılık” yarıştırmaktan başka bir maksadı kalmaz.
Siyaset yapacaksan, rakibinle siyaset alanında mücadele edeceksin, silahla dövüşeceksen silahlı olana karşı dövüşeceksin.
Ama siyasete silahı sokup, güçsüzü ezersen, kendi “zaliminin” benzeri olursun.
Zulmün, zalimin destekçisi çok bu ülkede.
Mazlumun yandaşı yok.
Mazlumun partisi bile “zulmün” karşısında susuyor, eğer zalim onun ırkındansa.