Önceki gün Bitlis’te beş polis ve üç sivil öldürüldü. Aynı günün gecesinde Hakkâri’deki çatışmalarda 24 asker öldürüldü. Kim bilir ne kadar ağır yaralanmış, yirminin üzerinde de yaralı var.
Bütün bunlar yeni bir anayasa için komisyon oluşturulmuşken oldu. Kürt meselesine anayasal düzlemde bir çözüm bulunup bulunamayacağı henüz komisyonda konuşulamadan, bir günde bu kadar çok insanın öldürülmesi hayra alamet değil.
Ordunun saldırıyı yapanları takip amaçlı sınırötesine geçmesinin geniş kapsamlı bir sınırötesi operasyona dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belirsiz.
Murat Karayılan’ın, Taraf gazetesinde yayımlanan mektubundaki “Biz özellikle savaşmak isteyen; savaşa, silaha âşık ve savaşla sonuca gitmek isteyen noktada olan bir hareket değiliz” ifadesinin üzerinden on gün geçmeden karşılaşılan manzara elbette çok iç karartıcıdır.
90’lara dönüş fayda sağlamaz
Fakat karamsarlık ve savaşın asla bitmeyeceğine dair yerleşen inancın, Kürt meselesinin ayrıntılarını umursamamakla ve şiddeti iyiden iyiye olağan karşılamakla neticeleneceği ortada.
90’larda yaşanan süreci tekrar etmenin kimseye bir fayda getirmeyeceği de açık.
Karayılan, mektubunda çatışmaları başlatanın kendileri olmadığını ve geçen mart ile mayıs arasında 49 üyelerinin saldırıda bulunmadıkları halde öldürüldüğünü iddia ediyor.
PKK’ya yakın kaynaklar, dünkü Hakkâri saldırısında sınırötesi operasyona hazırlanan birliklerin hedef alındığını ileri sürüyor.
Bu iddiaların doğruluğunu teyit edecek imkânımız şimdilik pek yok gibi.
Bu sebeple, önümüzdeki günlerde artması muhtemel silahlı çatışmalarda bilgi akışının olabildiğince şeffaf olması çok önemli. Bunun biraz naif bir temenni olduğunu bilerek yazıyorum.
Fakat çatışmaların neden başladığı, kimin kime ne zaman, ne sebeple saldırdığını bilmemiz gerekiyor. Aksi takdirde kamuoyunun da iki taraftaki karar alıcıların da manipüle edilmesi kolaylaşır.
Kürt meselesinde “Sorun bir haftada çözülür” dendikten kısa bir süre sonra genel bir çatışma haline varılıyorsa...
Bir dönem PKK ile MİT görüşür, Habur açılımı yapılırken hemen ardından başka bir dönemde yüzlerce kişi KCK davasından tutuklanıyorsa, kamuoyuna yansımayan çok şey var demektir.
Bu gel-gitlerin, kesilen görüşmelerin sebebini bilmeden yapılacak keskin yorumların çözüme katkı sağlayacağı düşünülemez.
Anayasa görüşmeleri başlarken PKK’nın saldırılarını yoğunlaştırması, PKK’nın çözümü baltalama isteği olarak mı anlaşılmalı?
Yoksa PKK’nın KCK operasyonları ve Karayılan’ın bahsettiği güvenlik operasyonları neticesinde kışkırtılması mı söz konusu?
İran’ın PJAK’a karşı yaptığı operasyonlar, Karayılan’ın İran tarafından yakalanıp bırakıldığı iddiası, Suriye ve İsrail ile bozulan ilişkilerin PKK saldırılarıyla ilişkisi gibi daha netleşmemiş çok tartışma konusu var.
Çok bilinmeyenli denklem
‘Terörle mücadelede’ ön plana çıkarılan polisin muhafazakâr basın organlarında parlatılması, Heron’lar meselesi, özellikle cemaatle ilişkili yayın organlarının sertleşen milliyetçi üslubu da diğer tartışılacak alanlar.
Yani her zamankinden çok bilinmeyenli bir denklemle karşı karşıyayız.
İnsanlar öldürülürken hisleri dizginlemek çok zor. Ana amaç silahların susması ve Kürt meselesinin bir çözüme ulaşması olmalı. Bu amaçtan sapmamak için de bu kargaşa günlerinde her türlü manipülasyona karşı tetikte olmakta fayda var.
Çünkü bağırış çağırış ölenleri geri getirmez, olsa olsa yeni ölülerin geleceği bir iklime istemeden de olsa arka fon oluşturur.
Özellikle medyanın ateşi harlamaması gerek.
Bu noktaya nasıl geldiğimizi, görüşmelerin tıkanmasında kimlerin kusuru ya da kastı olduğunu öğrenmek ilk amaç olmalı.