Birbirinizi demeçlerle suçlar, seçmenin sırtını okşarsınız. Siz hayatınıza devam edersiniz ama sizler yüzünden insanlar ölüyor.
Memleketimiz sürekli olarak çok büyük bir iç savaşın eşiğinde yaşamaya alıştı. Sivil hedeflerin daha çok vurulacağı, şehirlere yayılabilecek bir çatışma asla başımıza gelmeyecek gibi davranmanın bir manası yok. Silvan’daki ölümlerden sonra Aynur Doğan’ın Kürtçe şarkı söylemesine gösterilen tepkiler ve bunu meşru görenler tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Ölen askerleri anarken gazetelerin ve televizyon kanallarının bir-iki istisna hariç harp mecmuasına dönmesi de kaygı verici.
Tutuklu milletvekilleri, kırsalda PKK saldırıları, demokratik özerklik ilanı, sınırdışı operasyon lakırdıları, iktidarın 90’lı yılları andıran küflenmiş demeçleri, kendini yakan kız çocuğu, başkalarının molotofla yaktığı kız çocuğu, patlayarak ölen çoban kızı, hapishaneden demeç veren Öcalan, sokakta öldürülen iki astsubay, dağda ölen gencecik insanlar, hâlâ çocuklarının mezarını JİTEM’den alamamış anneler.
Beraberce oluşturduğumuz manzara üç aşağı beş yukarı böyle bir şey. Benim kuşağımın bütün çocukluğu ve ilk gençliği çatışma haberleri dinleyerek geçti. Aynı yaşlarda olup da başka yerde doğmuş çocuklar ise o çatışmanın içinden hırpalanmış, yaralanmış ve öfkelenmiş çıktı. Şimdi başka çocuklar otuz yıldır hiçbir şey öğrenilmemiş gibi aynı şeylere mi maruz kalacak? Hakikaten bu memleketin zekâsının, bu halkın becerisinin sınırı bu mu?
Aynı çatışmalar, aynı ateşkesler, aynı tarih vermeler, aynı görüşmelerle daha kaç sene aynı manasız döngüye mahkûm olmalıyız?
On seneye yakın iktidarda olmasına rağmen elinde kimsenin ne olduğunu anlayamadığı bir açılım ve uydu çağında açtığı kıytırık bir televizyon kanalı dışında hiçbir başarısı olmayan bir hükümetle işler biraz zor.
Her çatışma haberinden sonra gazetelerini savaş boyalarıyla süsleyen kurşun kalemli bir matbuatla daha da zor.
Bırakalım askeri hedefleri, sivil hedeflere saldırıldığında bile ses çıkaramayanlarla da zor. Yıl olmuş 2011, hâlâ JİTEM’i keşfetmeye çalışan adalet sistemiyle de zor.
Bir barış açıklaması yapmayı bile eline yüzüne bulaştıran muhalefet partisiyle de zor.
Elbirliğiyle içinden çıkılmaz bir temsil sorunu yaratmış bulunuyoruz. Bu yaratılan sorun ise kurşunlar, patlamalar ve yangınlar şeklinde geri dönüyor.
Vaziyeti kurtarmak amaçlı kaleme alınmış mutabakat müsveddeleriyle ya da grup toplantılarında içi boş böbürlenmelerle çözülemeyecek bir sorun bu.
Nasıl milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına Meclis karar veriyor, seçildiğinde tutuklu olan milletvekillerinin tutukluluk haline ilişkin de Meclis karar verebilmelidir. Bu yönde yapılacak olan bir hukuki düzenleme, bu kargaşadan biraz da olsa çıkılıp nefes alınmasını sağlayabilir.
Bu horoz dövüşü, bu Karagöz-Hacivat oyunu ile siz hayatınıza devam edersiniz. Birbirinizi demeçlerle suçlar, seçmeninizin sırtını okşarsınız. Siz hayatınıza devam edersiniz ama sizler yüzünden insanlar ölüyor.
Çözün bu tutuklu milletvekili işini. Hakikaten atla deve değil.