Hrant Dink tehdit edildi. Söyledikleri, yazdıkları nedeniyle önce medyada, sonra da yargıda linç edildi. Okuma yazma bilen kimsenin ne kastettiğini rahatlıkla anlayabileceği bir ifadede koca Yargıtay suç buldu. TCK’nın 301. maddesi bir grup tarafından bir keskin nişancının silahı gibi kullanıldı.
Medya ve yargı lincine, valilik odalarında üstü örtülü tehditler eklendi. Yaratılan bu linç ve tehdit ortamı 19 Ocak 2007’de Dink’in kurduğu ve yaşatmaya çalıştığı Agos gazetesinin önünde öldürülmesiyle neticelendi.

Herkes biliyormuş
Daha sonra anlaşıldı ki Hrant Dink’in öldürüleceğini neredeyse herkes biliyormuş. Buna rağmen hükümet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde yaptığı savunmada, Dink’in hayatının tehdit altında olduğunu bilemeyeceğini ileri sürdü. Polis raporlarında cinayet ihtimalinden 2006’nın şubat ayından itibaren bahsedildiği halde. Sadece polisin değil jandarmanın da Dink’in öldürüleceğine dair bilgi sahibi olduğu ortaya çıktığı halde.
Geçen salı Dink davasında beklenen karar çıktı: Örgüt yok.
Yasin Hayal azmettirmiş, Ogün Samast vurmuş. Hepsi bu. Devletin sevdiği dille özetlersek: “Menfur ancak münferit bir olay.”
Öldürülmeden önce Hrant Dink’e devletin binasında gözdağı veren görevliler, Dink’in öldürüleceğine ilişkin ihbarları bürokrasi içinde etkisiz hale getiren polis ve jandarma, Dink’i bir yerden emir almışçasına hedef gösterenler bu davada yoktu. Ne duruşmalarında ne karar aşamasında ortaya çıktılar.
Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı ne anlatıyor bize? “Türkiye, Hrant Dink’in yaşam hakkını ihlal etmiştir” diyor. Neden? Dink’in öldürüleceğini bilirken ya da bilmesi gerekirken gerekli tedbiri almadığı için. Yalan mı? Öldürüleceği bilinmiyor muydu? Tedbir alındı mı?
Başka ne diyor AİHM? İstanbul ve Trabzon Emniyeti ile Trabzon Jandarması’nın cinayetteki rolü ya da ihmali soruşturulmamıştır. Bu devlet, üzerine düşeni yerine getirmemiştir.

AİHM’nin tespitleri

Başka ne diyor AİHM? Yargıtay’ın Dink’i mahkûm eden kararı ifade özgürlüğünün ihlalidir.
Dink’in öldürüleceğini biliyorsun, bunu önlemiyorsun. Öldürüldükten sonra ihmali ya da kastı olabilecek devlet görevlilerinden hesap sormuyorsun. Bütün bunları AİHM teker teker tespit ediyor. Bir de mahkemede ciddiye alınması imkânsız bir savunma veriyorsun. Devlet olarak karnen bu.
Sonra aynı devletin mahkemesi 5 sene süren yargılamadan sonra “Yasin Hayal azmettirdi, Ogün Samast öldürdü, işin gerisini ben bilemem” diyerek işin içinden çıkıyor.
Bu kadarını cinayetten beş-altı gün sonra zaten biliyorduk. Bu beş sene neyi yargıladınız?
Davanın müdahil avukatları esas hakkındaki görüşlerinde şunu diyor:
“Birbirleriyle kavgalı kurumların Hrant Dink cinayetinin hazırlığına katkı, işlenmesine kolaylık ve katil zanlısına kahraman muamelesi konusundaki uyumu, devlet kadrolarında mevcut bir başka güçlü zihniyetin ne kadar yaygın ve içselleştirilmiş olduğunu gösterdi.”
Biliyoruz ki bu zihniyet hâlâ yaygın ve içselleştirilmiştir. Biliyoruz ki devlet Hrant Dink’i korumamış, öldürüldükten sonra da yapması gereken hiçbir şeyi yapmamıştır. Dink hayattayken yargı, polis, jandarma, valilik hepsi bir kişiye karşı savaş açmıştır. Dink öldürüldükten sonra da savaştaki silah arkadaşlarının dayanışmasını göstermiştir.
AİHM kararı ortada, salı günkü mahkeme kararı ortada. Her şey ortada.
Hakikaten, madem bu kararı verecektiniz, bunca senedir o duruşma salonunda neden oyalandınız?