12 Eylül darbesinin lideri Kenan Evren 9 Mayıs 2015 Cumartesi günü 98 yaşında öldü.

98 yaşında hayatını kaybeden Kenan Evren'in baş mimarı olduğu 12 Eylül askeri darbesi, yüzlerce ölüm ve milyonlarca acı bıraktı.

Doğrusu Kenan Evren için çok şey yazılabilir. Koca bir toplumun çöküş mimarıydı. Sevgisiz, hoşgörüsüz bir askerdi.

Kürtler'in celladıydı. Kürt sorununu yaratan, 30 yıllık kanlı savaşın temellerini atan kişiydi.

Bir taraftan Atatürk taklidi yapan, diğer taraftan "zorunlu din dersi" dayatmalarını hayata geçiren, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın eliyle Sünni Türkçülüğü esas kılan, ölümünden sonra bile kendisi gibi sevgisiz diktatörlere ilham olan sureti insan bir belaydı.

Evren, için kelimelerin ne yöne gittiğini sorgulamadan, susuzluktan kırılan birinin bir tas suyu kana kana içmesi gibi bir yazı yazmak isterdim ama olmadı!

Hayır hayır hiç pişmanlık duymadım!

İdam kararlarını imzalarken elim bile titremedi!

Bu sözler Kenan Evren'in... 12 Eylül'den 30 yıl sonra söylediği sözler bunlar.

Düşündüm ki böyle ruhsuz ve sevgisiz bir zalim için yazılacak ne varsa eksik kalacak.

Ölüm haberi medyaya düşünce, Diyarbakır 5 Nolu cezaevinde Kürt olmanın cezasını uzun yıllar yaşamış bir dostum şu notu düşmüştü; yıllarca hapishane kapılarında çile çeken, en sonunda dayanamayıp aklını yitiren anamın ahı ne olacak?

Sözün bittiği yer!

Hapishane kapılarında aklını yitiren annelerin ahını kim verecek?

Bugün bile o zamanlardan kalma küstahlıkla halka zulmeden devlet tahkimli suç örgütünün hesabını kim verecek?

Ama onun açtığı yoldan yürüyenler için, onun ikiyüzlülüğünü taklit edenler için çok şey yazılabilir.

***

Acılar, işkenceler ve ölümler insan ömrü için gerisin geri karanlık travmalara yol açar. Öyle ki yıllar yıllar yol alırsınız da sonunu getiremezsiniz o karanlığın.

Ama ihanete uğrama hissi, yani aldatılmak, tebessümüne karşılık verdiğin biri tarafından vurulmaktır. Sahici ölüm budur, sonu gelmez belalar böyle başlar.

Tayyip Erdoğan da adatılma hikâyemizin kahramanı oldu. Gözyaşı dökerken onunla ağladık, tebessümüne karşılık verip güldük. Güle ağlaya kendimizi belaya, sıkıntıya, ölüme uğurluyormuşuz meğerse!

Kürsüde 30 yıl evvel ki ölümlere gözyaşı döken lider, bir baktık ki 14 yaşında öldürülen bir çocuğun ardından annesini yuhalatıyor.

Bir 28 Aralık akşamı savaş uçakları Roboski'yi bombardımana tuttu. Çoğu çocuk 34 insan paramparça oldu.

30 yıl önce Kürt olmanın cezasını 5 Nolu cezaevinde belirleyen Zalim Paşa yoktu artık. Tayyip Erdoğan hüküm sahibiydi, makul olan toptan öldürmekti artık.

Yatıp kalkıp Uludere diyorsunuz, ben de diyorum ki "her kürtaj bir Uludere'dir", diyen oydu. Tazminatınızı verdi devlet daha ne istiyorsunuz demeyi de o akıl etti.

Bu akıl almaz sözleri Mısır'da öldürülen bir kız çocuğu için ağlayan siyasetçi söylüyordu.

Mısır'da öldürülen çocuk için geceleri kâbuslar görüp uyuyamadığını söyleyen insan kendi ülkesinin kâbusu olmaktan beis görmüyordu.

***

Günlerden bir gün kara, kapkara bir bela kapımızı çaldı. Soma'da maden kazası oldu. Bir memleket insan devletin gözü önünde sonsuz zamanların karanlığında kaybolup gitti.

301 insan öldü. Yüzlerce çocuğun geleceği öldü. Eşlerin hayalleri, annelerin ciğerleri tutuştu.

Yabancı diyarların çocukları için, 30 yıl öncesinin zulmü için gözyaşı döken lideri bekledik. Gelir de bir Fatiha okur diye en masum halimizle bekledik.

Sonra savaş tamtamları çalan bir koruma ordusu belirdi. Karşılarında ocağı yanmış, dünyası başına yıkılmış insanlar vardı ama onlar bunu görmüyordu.

Buyurgan, haşin bir ses "yuh dersen tokadı yersin" diyordu. Aynı ses bu sefer mevziyi terk eden askeri sırtından vuran kumandan edasıyla "kaçmasana ulan İsrail dölü" diye bağırıyordu acılı insanlara.

Ölüm, kesif bir koku yayarak olanca hızıyla can alırken genç bir Soma'lı yerde tekmeleniyordu. Kürsüde ağlayan siyasetçi bunları görmüyordu, çığlıklarını duymuyordu.

***

Zalim Paşa'nın "pişman değilim, idam kararlarını imzalarken elim bile titremedi" demesi şimdi ete kemiğe bürünmüştü.

İlkin vicdanını yitiriyor insan, sonra duygular, sonra insan olan ne varsa...

Gezi olaylarında polis tarafından öldürülen gencecik çocukların akıbeti sorulunca, "eli titremeyen şahsın" kararlığıyla şöyle diyecekti Tayyip Erdoğan; polise emri kim verdi diye soruyorlar, emri ben verdim.

Bütün bunlar zulmün ve zorbalığın benzerlikleri, bir de Evren anayasasının rantını yeme durumları var ki taşa haykırsan taş çatlar.

Kenan Evren’in "koyun cumhuriyeti" yaratmak için icat ettiği kurumlar ne hazin ki bugün de muteber, bugün de başta Kürtler olmak üzere bütün farklı kesimleri denetim altında tutmak için pek işlevsel.

MGK'yı kendilerine rakip gördükleri muhalif yaklaşımları sindirme aracı olarak acımasızca kullanıyorlar.

YÖK'ü bir parça ekmekle kefen giymeye talip kindar nesiller yetiştirmek için ısrarla ve hevesle, itiraz durumunda da hamasi bir gayretle ayakta tutuyorlar.

Şimdi AKP'nin dört elle sarıldığı yüzde 10 seçim barajıyla, o karanlık zamanlardan bugüne değin belki de haksızlığın en belalısıyla karşı karşıyayız.

HDP'nin hasbel kader seçimlere parti olarak girme kararı, muhafazakâr dediğimiz cenahın Kenan Evren anlayışıyla ruh ikizi olduğunu gün gibi ortaya çıkardı.

***

Beni dinleyin burası artık bir askeri okuldur ve bu okulun tek bir amacı vardır o da sizi Türkleştirmektir. Bir sabah 5 Nolu cezaevinde yankılanan ses bugün memleketin her yerinde gerek din istismarıyla gerek insanların dillerine ve inançlarına yasak koymak suretiyle yapılıyor.

Evladım hoş geldiniz, çocuklarıma banyo yaptırın diyerek duygulara bile işkence yapan yüzbaşı Esat Oktay ile benim Kürt kardeşim diyerek Kürt'ün varlığını inkâr eden AKP zihniyeti nasıl da birbirini tamamlıyor değil mi?

5 Nolu'da insanları domaltıp kalçalarının arasına sigara sokan düzenle, Pozantı'da çocuklara tecavüz eden gardiyanları besleyip koruyan zihniyet bir elmanın iki yarısı gibi değil mi?

Ve Orhan Miroğlu'na söyleyin Cemal Arat'ın annesi kadar onurlu ve dirayetli olmayı denesin çünkü şeref payesi orada saklı.

Biz kimsesizlerin kimsesi olacağız diye yola çıkanların bugün insanları kimsesiz bırakması, dün Kürt sorunu benim sorunumdur diyenlerin bugün Kürt sorunu yoktur, buradaki insanlara Kürt demek ayıptır demesi neye alamet sizce?

Kenan Evren olmak mıdır, yoksa onu da aşıp en zalim olma hevesi ve kararlılığı mıdır?