Bir ay kadar önce Başbakan Erdoğan’a Libya hakkında ne düşündüğü soruldu. Sayın Erdoğan gayet kararlı bir şekilde Türkiye’nin tavrını anlattı. Unutulmasın:
“NATO Libya’ya müdahale etmeli midir? Böyle bir saçmalık olur mu yahu? NATO’nun ne işi var Libya’da? (...) Bakın, Türkiye olarak biz bunun karşısındayız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez.”
Başbakan çok sert ve köşeli konuşmuştu: “Böyle bir şey konuşulamaz, düşünülemez”, “Saçmalık”, “Biz bunun karşısındayız”...
Sonra Başbakan’ı seven gazetelerin 25 Mart tarihli manşetleri belirdi. Yeni Şafak, “Komuta NATO’da” diye seviniyordu. Gazeteye göre, “Erdoğan’ın tavizsiz duruşu sonuç vermişti” ve “Türkiye’nin talepleri karşılanarak komuta NATO’ya verilmişti”.
Star gazetesi ise “Türkiye bastırdı, komuta NATO’da” manşetiyle çıktı.
Yani bizzat Başbakan tarafından konuşulması, düşünülmesi yasaklanan bir ‘saçmalık’, bir ay sonra Başbakan’ın ‘tavizsiz duruşuyla’ gerçekleşmişti. 

Jonglörün ikilemi
Bu stratejik derinliğin yediği ilk vurgun değil. Birçok topla jonglörlük yapmaya çalışılınca topların birbirine girmesi ve en nihayetinde kafanıza, gözünüze çarpması doğal.
Türkiye, Libya krizinde Kaddafi’nin başkanlığı bırakmasını ve Libya’nın seçimlere gitmesini tercih ediyordu. Bu nedenle de iki taraf arasında arabuluculuk yapma arzusundaydı. Bir ay önce muhtemel NATO operasyonu karşısında Selahaddin Eyyubi tarzı çıkışlar işe yarar gözüküyordu.
Ancak geçen hafta Güvenlik Konseyi, sivil halkın korunması ve silah ambargosunun sağlanması için Libya’ya karşı kuvvet kullanılmasına izin verince işler karıştı. Öncelikle Türkiye’nin arabuluculuk çabaları en azından şimdilik suya düştü.
Fransa’nın hızla askeri operasyona girişmesiyle NATO’dan kaçan Türkiye, Fransa’ya yakalandı.
Bunun üzerine, madem askeri operasyon kaçınılmaz, bari operasyonu Fransa değil NATO yapsın diyerek tavır değiştirdi. Türkiye böylece bir ay içerisinde koca koca laflarla saçmalık olarak ilan ettiği bir durumun başsavunucusu haline geldi. 

Karar günü salı
Libya operasyonunun tamamının komutasının NATO’ya geçip geçmeyeceği bu salı günü belli olacak. Şu ana kadar sadece silah ambargosu ve uçuş yasağına ilişkin operasyonlar örgütün komutasında. Kaddafi kuvvetlerine karşı yapılan hava saldırılarının komutası ise halen NATO’da değil. Salı günü bunun kararı alınacak.
Fransa hâlâ siyasi kararları NATO’nun değil, Libya’ya askeri operasyonda bulunan 11 devletin oluşturacağı bir komitenin almasını istiyor.
Bu seçenek kabul edilirse Türkiye karar mekanizmasının dışında kalacak. Operasyonlara destek veren Birleşik Arap Emirliği’nin ve Katar’ın Kuzey Atlantik Paktı’nda olmaması da karar mekanizmasının tümüyle NATO’ya geçmesinin önünde bir engel. 

Tutarsızlık
Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yla iyi ilişkiler geliştirip, ticaret hacmini arttırma peşinde. Bu da haliyle o devletlerin despot yöneticileriyle iyi geçinmek zorunluluğu getiriyor. Kaddafi’den insan hakları ödülü alınması, Sudan’ın soykırımla suçlanan El Beşir’iyle ahbaplık, Suriye’nin diktatörü Beşşar Esad’a mutad ziyaretler hep bu sebeple.
Ancak şu ara kiminle iyi geçinilip karşılıklı vizeler kaldırılıyorsa orada iktidarlar zor durumda.
AKP hükümeti de İsrail çıkışları nedeniyle popüler olduğu isyancı Arap sokağıyla bu devletlerin diktatörleri arasında sıkışmış durumda.
Bu sıkışmışlık, tutarlı bir siyaset izlemeyi zorlaştırıyor. Bu nedenle bir ay önce saçmalık dediğine bugün çoktan razı.
Hükümete yakın olmayı sevenlere tavsiye, Başbakan’ın dış politika açıklamalarını hemen savunmasınlar. Zira Başbakan bir ay sonra tam tersini savunabilir. Boşa düşmesinler.