Uzun bir suskunluk döneminden sonra Dersim meselesi, Kürt açılımı esnasında CHP milletvekili Onur Öymen’in “Dersim’de analar ağlamadı mı?” temalı konuşmasıyla gündeme geldi. O dönem konu bir hayli tartışılmıştı.
Dersim meselesi yine bir CHP milletvekilinin, bu defa Hüseyin Aygün’ün açıklamalarıyla tekrar gündeme geldi. Aygün’ün Dersim’de bir katliam olduğunu belirten sözleri CHP içinde bir çatlağa yol açtı. Partinin içindeki ulusalcı koalisyon bunu uzun süredir başkaldırmak için fırsat aradıkları Kılıçdaroğlu yönetimine karşı kullanmak istedi.
Aslında Dersim değil, Dersim üzerinden giden bir parti içi siyasi mücadele söz konusuydu. CHP içindeki bu çatlağı iyi gören Başbakan Erdoğan ise kendisine al da at denircesine verilen pasa sert bir vole vurdu.
CHP içindeki çekişme aynı zamanda partinin ideolojik olarak kendini yeniden tanımlamaya çalıştığı döneme denk geliyor ve bir yandan da bunun ürünü. Erdoğan’ın bu fırsatı değerlendirmemesi düşünülemezdi.
O da öyle yaptı. Devlet adına, o da “Literatürde varsa” diyerek özür dilenecek yer, herhalde partisinin il başkanları toplantısı değil. Özrün dilendiği yer ve özrün CHP’nin bugünkü yönetimine karşı girişilen bir polemiğin neredeyse yan ürünü olması da bunun göstergesi.
Erdoğan’ın bu hamlesine, Kılıçdaroğlu sürgünlere ilişkin arşivlerin açılmasını, el konulan toprakların iadesini talep etmekle ve özrün Cumhurbaşkanı tarafından dilenmesi çağrısıyla karşılık vermeye çalıştı.
Erdoğan’ın özrü ne kadar önemliyse Kılıçdaroğlu’nun toprak iadesi talebi de o kadar önemli. Dersim’den başlayarak Cumhuriyet tarihinde olan bitenle yüzleşilmesi, bu devletin hakiki bir sorumluluğu. Bu husus da Dersim’de ilk kurşunu kim attı tartışmasıyla çok bağlantılı değil. Çıkan çatışmanın sebebi ne olursa olsun, o kadar insanın öldürülmüş olması elbette özür gerektirir.
Ancak bu yüzleşmenin gerçekten demokratikleşmeye yaraması için işin burada kalmaması gerek. Çünkü bulunulan nokta, sadece taktik bir siyasi kavgada Dersim’in malzeme olarak kullanılmasıdır.
Erdoğan’ın özrü önemli, Kılıçdaroğlu’nun talepleri ciddi ancak yine de manzara bir siyasi kavgada Dersim’in basit bir araca dönüşmesi manzarasıdır.
Dersim’e karşılık olarak değil, Dersim’le beraber Sivas, Maraş, Çorum katliamları için de özür dilenmelidir. JİTEM operasyonları için de özür dilenmelidir, devletin bir türlü faillerini bulamadığı tüm siyasi cinayetler için de.
Dersim katliamı için verilen araştırma komisyonu önerisi, gündemde ‘Borçlar Kanunu olduğu için’ reddedildi bu ülkede, hem de iki sene önce. Siyasi cinayetler için verilen araştırma komisyonu önerileri ise o kadar çok reddedildi ki tam sayısını hatırlayamıyorum bile.
Bu işi kısır bir AKP-CHP kavgası olmaktan çıkarmak şart. Tüm katliamlarla yüzleşecek iradeyi oluşturup siyasi bir fırsatçılıktan çıkan bu tartışmayı hakiki bir fırsata çevirmek mümkün.
Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, JİTEM, diğer siyasi cinayetler. Hem aydınlatılsın hem de bunlar için özür dilensin. Hatta Kürt meselesi hakkında konuşurken “Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında” diyen siyasi-dini lider de özür dilesin.
Yeter ki Dersim, arzulanan siyasi hedefe ulaşılınca unutulup bir sonraki sefere piyasaya sürülecek bir malzeme haline gelmesin.