MİT fırtınasının ilk günlerinde açıkça gözüken cemaat-Erdoğan çatışması yavaş yavaş dindirilmeye başlandı. İki cenahtan da birlik beraberlik mesajları geliyor. Anlaşılan o ki üst düzeyde temasa geçen bu iki cephe bir anlaşma zemini bulmaya çalışıyor. Fakat bu durum iki taraf arasındaki gerginliğin bittiği ya da biteceği anlamına gelmiyor. Krizin ilk günlerinde hükümete ve cemaate yakın gazetelerin manşetlerindeki sertlik ve karşılıklı atışmanın yerini kolayca bir uyum haline bırakacağı beklenmemeli.
Hakan Fidan’ı kurtarmak için kişiye özel bir kanuni düzenleme yapılması, gerginliğin şimdilik kaydıyla karakuşi yöntemlerle atlatılmaya çalışıldığını gösteriyor. Getirilmeye çalışılan bu kanuni düzenleme sadece kişiye özel, adrese teslim olması nedeniyle sorunlu değil. Aynı zamanda değişiklikle getirilmesi hedeflenen “başbakan tarafından verilen özel bir görevi ifa edenlerin” soruşturulmasının başbakan iznine bağlanması kabul edilebilir bir yaklaşım değil. 

Normal olmayanlar
Yürütmenin siyasi tercihlerinin yargı tarafından engellenmesi elbette sakıncalıdır. Ancak kuvvetler ayrılığı mutlak ve keskin bir ayrım değil. Elbette yürütmenin eylem ve işlemleri yargı denetimine tabi olmalıdır. Şu anda yaratılan hava sanki yürütmenin her türlü yargı denetiminden uzak bir şekilde işlemesini normal addediyor. Açıktır ki bu “normal” değildir.
Getirilmeye çalışılan düzenlemedeki “özel görev”in ne olduğu, nasıl ve kimlere verileceği belli değildir. Özel görevin hukuki sınırları tanımlanmamıştır, görevin verilme usulü bilinmemekte, “özel görev”in verildiğinin ispat araçları meçhuldür.
Kaldı ki MİT Kanunu teşkilatın görevlerini “sınırlı sayıda” olacak şekilde tayin etmiştir. Yine aynı kanunda teşkilata “bu görevler dışında görev verilemez” şeklinde bir hüküm yer almaktadır.
Ali Duran Topuz’un Radikal’in internet sitesinde yer alan yazısında bahsettiği üzere bu düzenlemenin dahi kararlı bir savcıyı durdurmaya yeteceği kuşkuludur. Her zaman bir savcının başbakan tarafından özel olarak görevlendirilmiş birinin özel görevinin sınırları dışına çıkarak suç işlediği yönünde bir yorumda bulunması mümkündür.
Eski Genelkurmay başkanı İlker Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanmaması benzer bir yorum neticesinde gerçekleşmiştir. 

Anayasaya aykırılık
Bu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olma ihtimali de yüksektir. Yard.Doç. Timuçin Köprülü’nün hatırlattığı 2009 tarihli bir Anayasa Mahkemesi kararı bu fikri güçlendiriyor. Kararda “istihbari nitelikteki telekomünikasyon yolu ile yapılan iletişimin dinlenmesi faaliyetlerinin denetlenmesi için” başbakanın özel olarak kişi ya da komisyon belirlemesi Anayasa’ya aykırı bulunmuştur. Kararın gerekçesi şu şekilde: “Başbakan tarafından yetkilendirilecek kişi ya da komisyon üyelerinin niteliklerini açık bir şekilde belirlemediğinden Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır.”
Bu kriz böyle alelacele, değişiklik getireceği kanun ve Anayasa dikkate dahi alınmadan yapılacak hukuki düzenlemelerle çözülmez.
Nasıl çözülebileceğini daha tartışırız. Ancak bu yol çözüm yolu değildir. Bu başbakana güvenip düzenlemeyi destekleyenler bir gün başka başbakanların da bu düzenlemeden faydalanabileceğini unutmamalı.
Bütün bunların dışında tartışmamız gereken bir şey daha var. Nasıl oluyor da gizliliğe önem vermesi gereken bir teşkilat Oslo görüşmelerinin dinlenmesini ve sonra yayınlanmasını engelleyemiyor. Nasıl oluyor da bu teşkilat KCK içinde yaptığı operasyonların yargı aşamasına gelecek kadar ortalığa saçılmasını önleyemiyor. Var mıdır bunun mantıklı bir izahı?