Yine yazımı son dakkaya bıraktım. Bu işi beceremediğimi ve belki de hiç beceremeyeceğimi biliyorum.

Dünyanın gündemini yakalamaya karar verdim bu hafta, en fazla günlük gazete okumaya tahammül edebilen sıkı bir okur olarak -ama iyi bir dizi izleyicisi- dünya meselelerine biraz kafa yorup bu kere de kendimi dış politika konusunda ispat edeceğim.

Konum elbette ki Ortadoğu’nun en turistik ve firavunlu memleketi Mısır hakkında (GDO’lu değil).

Mısır'da Mübarek dedikleri bir adam var; diktatör olduğu söyleniyor, diktatör çeyrek yüzyıla yakındır bu ülkenin başında imiş, bu ülkenin tüm doğal kaynaklarını ve para eden her şeyini ABD diye bir ülkeye satmakla, elini kolunu tutup ülkesine tecavüzünü kolaylaştırmakla kalmamış, arta kalanları da bir avuç oligarkın ve çok yetenekli ve zeki oğulları ile akrabalarının emrine sunmuş. Bu diktatör, eğitimini yurtdışında alan ordusunun üst düzey komutanları ve halkın cebinden bolca çaldığı paralarla beslediği silahlı polisleri sayesinde yıllardır saldığı korku imparatorluğunu cesurca yönetiyormuş- şaşırdım, ilk kez duydum- serveti toplamı, bana mısın diyen bir ülkenin milli geliri kadarmış, öyle diyorlar. Halkına bol keseden İslam, dışarıya da bol keseden laikçilik satıyormuş. Modern görünümlü karısı ile dünya gazetecilerine poz verirken, üniversitelerinden aldığı fetvalarla halkına iyi uykular diyormuş. Bir de utanmadan ülkesinde yaşayan ve Müslüman olmayan kalabalığa yapılan saldırı ve kıyımın sebebini anlamakta zorluk çekiyormuş.

Bu ülkenin, şuuru tartışma konusu halkı, açlıktan tam ölmek üzere iken, son bir enerji ile, ulan kaybedecek zincirimiz bile yok bizim deyip, sürüler halinde akmış sokaklara -bizde halka sürü derler, ideolojisiz, teorisiz ve çoğu aslında küçümsenen kalabalıkları ifade eder. Önce onlarcası, sonra yüzlercesi, binlercesi ve milyonlarcası..

Binlerce insan sokağa düşmüş dedikse, bu sokaklar boş değil, diktatörün beslediği, parasının yetmediği yerde Amerikasının beslediği, bilcümle devletlerin eğitiminden şeref duyduğu askerlerin de olduğu bir savunma gücü beklermiş sokaklarda onları.. Halk buna bile aldırış etmemiş. Dini tedrisatın verdiği tevekkül ve kefenin cebi yok edebiyatını bir gecede ve birden terk etmiş, namaz kılanıyla, solcusuyla, liberaliyle düşmüş sokaklara, biz de bunları önce duyarak, sonra televizyondan görebilerek anlamışız..

Ortadoğu uzmanlarımız Mısır’da bir şey olmaz diye tutturmuş önce, biz televizyonda adına uzman denen artislerin çevirdiği arkası yarınları izlemeye meraklı olanlar henüz ne olduğunu tam da anlayamamışız henüz.

Yani? kıskanmış mıyız, evet hem de çok.. Öyle kıskanmışız ki, yaa bu da devrim mi şimdi, bu kalitesiz kitleler sokağa çıksa ne olacak, emri nereden alıyorlar, orada bir devrimci durum mu var, radikal İslam baskın çıkacak canım, Mısır laikliğini kaybedecek oysa ne güzel laik laik yiyorlardı her şeyi diyenimiz de olmuş, bir hafta suspus oradaki durumu şaşkınlaşmış izleyen Amerikayı bu işin müsebbibi sayacak kadar halka inancı olmayan solcumuz da..

Bu ülkenin, devrim tarihlerini çok iyi okuduğunu sananları vaziyetin izleyicisi iken, kim ileri görüşlü ve devrimci ruhlu çıkmış bakalım? Ortadoğu halklarının yeni idolü, büyük devrim adamı Recep Tayyip Erdoğan...

Televizyonda çıkmış bir konuşma yapmış El-ezher televizyonunun tam metin konuşmayı verdiği söyleniyor: Mübarek'e s…. git diyebilen tek lider o imiş şu ana kadar, kefenin cebi yok diyen -seni anlarız biz de müslümanız manasında- ve hamiliğine soyunmaya bayıldığı Mısır halkına hak aramak sizin en doğal hakkınızdır, bu meşrudur diyen -ağzından öpeyim derler buna-.

Yani sayın memleketimin solcusu, radikali, liberali, toplum okuyucusu orada ne olduğunu bile anlayamadan, halkın ne olduğu üzerine kafa yorarken, alemi nizamata verme hastalığından halen ve halen muzdaripken, sokakları kaplamış, dünya ticaret merkezini öncelikle ateşe vermiş bu halk kütlesine devrim yapma gazını bizim ülkemizden bir lider veriyor, o ülkenin liderine rağmen de milyonlar sokaklara dökülüyormuş.

Allah hepimizin tepesinden baksın ki hâlâ akılsız bir halkız biz, kadir kıymet bilmez, elindekinin kıymetini anlamaz.

Bunları düşündüm ve aklıma bir fikir geldi;

Önerim şu: lidelerleri değiştirelim: Mübarek buraya gelsin, isterse ordusu ve polisini de alsın, böylece korkusuzca sokaklara çıkabilecek bir halk yaratalım, o bizim liderimiz olsun, oligarklarını da getirsin, bizden topladığı vergileri oligarklarına banka kurmakta, inşaat, elektrik santralı yapmakta gemi aldırtmakta kullansın, kamuya ait ne kadar malımız mülkümüz varsa satsın, satamadıklarını kendi oligarklarına tahsis etsin, küçük oğlunu zengin büyük oğlunu Karun etsin, hakkını arayanları sorgusuz sualsiz içeri attırsın, üzerlerine sopalı halk çocuklarını salsın, okulları din adamlarıyla donatıp kuzu ve sualsiz bir hak yaratırken ABD ve batıya laiklik yalanları atsın, ülkeden sağladığı tüm nakitini başka ülke bankalarında depo etsin, askerlerini milli değerleri koruma adına Amerika ve Rusya’daki askeri tesislerde eğittirsin, bürokratını medresede eğitimden, Amerika mastırından geçirtsin, çocuklarını Avrupalarda Amerikalarda okuturken bize ikibuçuk öğretmenli okulları layık görsün, sokağa çıkmaya ilk cesaret edenin üzerine askerini polisini salsın, paramızla aldığı silahları ile bizlere ateş açtırsın, kazayla ölenlere teröristti bunlar desin, önümüzdeki seçimlerde vallahi aday değilim ama şimdi yanıma bir de başbakan atayayım da sizi biraz daha yöneteyim desin; biz de bu sürpriz ve acımasız adamdan kurtulmak için tüm zincirlerimizi kırma cesareti ile belki bir gün sokaklara dökülelim.

Ve tabiî ki de;

Başbakanımız tüm devrimci kimliği ile bir Ortadoğu lideri olarak Mısır’a gitsin, dünya devrimci görsün, Ortadoğu yeni ve hak ettiği liderine kavuşsun.. Amerikalısı sevinsin, Mısırlısı sevinsin, Filistinlisi mutlu olsun, el Beşir korkularından arınsın… Ora halkı rahatça sokaklara dökülsün, devletçe de meşru kabul edilecek muhalefet ve itiraz hakkını kullansın… Mısır hak ettiği yeni düzene geçsin biz de belamız neyse onu bulalım.. Böylece de dünya halklarına bin selam olsun!

Diye düşündüm…