Milletvekili seçilinmesine rağmen Meclis kararı olmadan tutukluluğun sürmesinin sebebi, 12 Eylül Anayasası'nın getirdiği bir istisna.

Operasyonlar, mayınlar, sortiler, uçaksavarlar ile yazın son günlerini idrak ediyoruz. Kutlu olsun. Gazeteler ve televizyonların çoğu harp mecmualarını aratmıyor. Ekranlarda haritalar ve uçak animasyonları, gazetelerde namlular ve gururla anlatılan askeri mühimmat...
Bölgemizde çok ihtimal ve çok soru işareti havalarda uçuşuyor. Suriye’de muhtemel bir rejim değişikliği, bunun İran ile Suriye arasındaki ittifakı bitirme ihtimali, bu gerçekleşirse Hizbullah ve Hamas’ın içine düşebileceği darboğaz ve bütün bunlarda PKK’nın yeri sorulardan sadece bazıları. ABD’nin Irak’tan çekileceği gün Irak Kürtleri ve Arapları arasında neler yaşanacak? Şii Araplar üzerinde İran’ın etkisi ne olacak? Bölgede bir güç boşluğu doğunca bunu mesela kim dolduracak?

Peki Mısır ile İsrail arasındaki ‘soğuk barış’ın son günlerdeki çatışmalarla sona ereceğini öngörebilir miyiz? Sina bölgesinde beliren El Kaide ve İsrail’de geçen hafta meydana gelen saldırıların bununla bağlantısı nasıl değerlendirilmeli?
Kısaca bölgenin son zamanlarda bir değişimin eşiğinde olduğunu gözlemlemek mümkün. Bu kargaşa içinde bizim memleket de 90’lı yıllarda çekilmiş kötü bir savaş filminin tekrarını çekmeye başladı. Bu devam filminin ilkine göre nasıl olacağını bekliyoruz şimdi hep beraber.
İşin uluslararası ilişkiler kısmı ziyadesiyle karmaşık. Ancak bu karmaşık hale içeride işleri daha da karmaşıklaştırarak cevap vermek pek zekice görünmüyor.

Tutuklu milletvekilleri sorununun çözülmesi, içinden geçilen bu gergin dönemde sakinleştirici bir etki yaratabilir. BDP’nin Meclis’te olması, herhalde olmamasından daha iyi neticeler doğuracaktır.

Vaziyet bu istikametteyken Erdoğan’ın BDP’yi tamamen gözden çıkardığı anlaşılıyor. Başbakan BDP’yle bayramlaşmayacakmış. Sadece burada kalsa çok mühim değil. Ancak Sayın Başbakan, BDP’ye randevu vermeyecekmiş ve BDP’yi yeni anayasa çalışmalarından dışlayacakmış.
Oysa tutuklu milletvekili krizi kolayca çözülebilecek bir kriz. Geçen hafta Cumhuriyet gazetesine yazdığı bir makaleyle anayasa hukuku profesörü ve Anayasa Mahkemesi’nin eski üyelerinden Fazıl Sağlam bunu açıkça izah etti. Milletvekili seçilinmesine rağmen Meclis kararı olmadan tutukluluğun sürmesinin sebebi, 12 Eylül Anayasası’nın getirdiği bir istisna. Bugün mesela 1961 Anayasası yürürlükte olsa tutuklu milletvekili krizi olmayacaktı. Çözüm ise çok zor değil: 12 Eylül paşalarının getirdiği ‘seçimlerden önce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla anayasanın 14. maddesindeki durumlar’ ifadesinin anayasadan çıkarılması.
Madem yeni ve demokratik bir anayasa yapılacak, bunun ilk adımı bir temsil krizine yol açan 12 Eylül hükmünün değiştirilmesiyle atılabilir. Hem yeni anayasanın demokratik olacağının işareti verilir hem tutuklu milletvekili garabeti ortadan kalkar hem de bu iç savaş öncesi ruh hali biraz yumuşar.

Başbakan’a yakınlığıyla bilinen yayın organlarının BDP’lileri hedef göstererek ‘Katil sizsiniz’ manşetiyle çıktığı, Erdoğan’ın BDP’yi tamamen yok saydığı bir anlayıştan hayırlı bir netice çıkmaz. Bu anlayış, yol yakınken terk edilmeli.
Yeni anayasaya 83. maddesinden başlayın!