Alafortanfonik Bir Hikâye

Allah’ın inayeti ve efendimizin lütfu ile temsili demokrasimizin bize bahşettiği seçme hakkımızı kullandık ve tek adamlığı oyladık hep birlikte…

Allah kabul etsin!

Alafranga elitist parlamenter demokrasimizden reisin alametifarikası halini alan seçimler aracılığıyla, ölüm dansına dönen bilinçli arzularımızın hakimiyeti altında kendi rızamızla sunduğumuz alaturka otokratizme kavuştuk sonunda…

Allah taksiratımızı affetsin!

Fetişist inkârlarınız fantaziye dönüşmüştür, artık…

Uygun koşullar altında oy hakkının kitlelerin baskı altına alınması için bir araca dönüştürülebileceğini, yine kanıtladık…

Ne mutlu Türk’üm diyene!

Zaman tanığındır, suç ortaklığına…

Minerva’nın baykuşu kanatlarını açtığında alacakaranlıkta renkler de şekillenmeye başlarmış…

Aydınlanmak için gelsin daha fazla karanlık!

Biz de karanlığa ıslık çalmaya devam #OHAL’de…

Buyurun size, alafortanfonik bir hikâye!

Şimdi; “para para para” desem, hep bir ağızdan Napolyon dersiniz, değil mi?

Peki, 18 Brumaire!

-Acep ne ola ki? Diyenler için; başlıyor şimdi en sevdiğim kısım…

Önce biraz ecnebi tarih bilgisi lazım bize!

Hani bu paragöz General Napoléon Bonaparte var ya; Liberte, egalite, fraternite (yani özgürlük, eşitlik, kardeşlik) mottosuyla yapılan 1789 Devriminin ardından kurulan Birinci Fransız Cumhuriyeti’nde benimsenen yeni Cumhuriyetçi Takvimi’ne göre VIII. Yılın 18 Brumaire günü (yani 9 Kasım 1799) kendi kendine darbe yaptı ve kendini Fransa’nın Birinci Konsülü olarak ilan etti. (Ki 1804 yılında da imparatorluğunu ilan edecektir.)

Hülasa sevgili halkım, hikâyemiz ülkeyi sonu gelmez savaşlarla felakete sürüklemiş olan Napoléon Bonaparte’ın yeğeni Louis Bonaparte’la ilgili…

Aman sakın yanlış anlaşılmaya, sosyal medyada da çok paylaşılmaya!

Neme gerek sosyal medya trolleri sayesinde adliye saraylarında trend topik olmak da var!

Zaten Dâhiliye Nezareti, bir haftada 514 sosyal medya hesabının incelendiğini, 313 sosyal medya kullanıcısı hakkında da yasal işlem başlatıldığını belirtmiş!

Aman deyim, rüsva etmeyin bizi!

Louis-Napoléon Bonaparte, 1848 Şubat Devriminde işçi sınıfının tarih sahnesine ilk kez bağımsız bir güç olarak çıkması sayesinde kurulan 2. Cumhuriyet’in görünürde halktan yana olan söylemleri; krallığa karşı cumhuriyet, eşitsizliğe karşı adalet talebiyle ve Fransa’nın üç kıtada at koşturduğu eski şaşaalı günlerinden bahisle kurulmuş ‘Bonapartist’ partinin, doğrudan halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanıdır…

Ancak 2. Cumhuriyet’i kötü bir sürpriz beklemektedir!

Seçilmiş cumhurbaşkanı kısa sürede yönetim ve ordunun kilit noktalarına kendisine yakın isimleri yerleştirir. Anayasa dört yılın sonunda yeni bir cumhurbaşkanı seçilmesini öngörür fakat zatı şahaneleri mecliste anayasayı değiştirecek çoğunluğu bulamayınca kendi 18 Brumaire’ini yapar, meclisi dağıtır; başkentte sokak çatışmalarının başladığı koşullarda (neyse ki sokaklarda oluk oluk akademisyen kanı akmadan!) yapılan üst üste iki halk oylamasıyla seçilmişleri denetleyen yasa ve denge mekanizmalarını ekarte edip tüm kurumlar üzerinde tahakküm kurmasına olanak sağlayan yeni bir anayasayı ve ardından imparatorluğa dönüşü kabul ettirir. Artık protesto etme, örgütlenme, toplu sözleşme ve basın özgürlüğü dahil Bonaparte’ın iktidarını sınırlayabilecek her şey “güvenlik ve milli çıkarlar” gerekçesiyle bastırılacaktır. 2 Aralık 1851’de, amcasının taç giyme töreninin kırk sekizinci yıl dönümünde o da kendi kendine darbesini yapar III. Napoléon unvanı ile ‘imparator’ olur.

Benzerlik dikkatinizden kaçmadı, farkındayım!

Onlar ermiş muradına, siz çıkarsınız kerevetine; hep kahır hep kahır kalır bize biteviye…

Vaka-i adiyedendir de eksilen imparatorluk bakiyende; ancak bu kaçıncı Bâb-ı Âli Baskını, bu kaçıncı Vatan yahut Silistre!

Kısacası kendisi için büyük, insanlık için küçük bir adım olan bu gelişmenin anlamı; sadece cumhuriyetini kaybetmekle sınırlı kalmayacaktır prekarya için… Refah ve güvenlik kaybına uğramaya devam edip ölümlerden sivil ölüm beğenecektir, proletarya… Olanları meşru göstermek kolaydır, eğer karşında varsa düşman palikarya!

Vatan, millet, din, bayrak gibi klişe kavramların kullanıldığı bol hamaset soslu diskurların ardına saklanır yaşanan heyula!

Yokluğu kıymete binermiş, fütürüstik söylemleri çoğaldıkça…

Louis Bonaparte, artık imparatorluğunu sürdüremez hale geldiği 1870’te, son bir hamle olarak Almanya’ya savaş açacak, halkının yükselen tepkilerinden imparatorluğunu kurtarmak için başlattığı bu savaş da onu kurtaramayacak, aksine 2 Eylül 1870’te yenilirken, ardında yıkık bir ülke bırakacaktır.

Kıssadan hisse mi istiyorsunuz?

Alın size!

Tarih hep tekerrür edermiş; önce dramla başlar, ikinci kez trajedi olan yine tekrarlarsa trajikomedi daha da tekrarlarsa ilahi komedi olurmuş…

Biri de çıkıp demez ki; sen doğduğunda başlamadı ki hayat senin gidişinle son bulsun, aşüfte!

Bunu demeye miydim keşke?

Temize çekmeye uğraştıkça insan, vicdansız müsveddelerinin günah günlükleri ortalığa savrulurmuş…

Üstüne sinen esrik ve iğreti bir aidiyet duygusuymuş…

-Üzgünüm, beni affet!, repliği biteviye tekrarlanıp dururmuş, düzmece mitoslarda…

Anarşist bir neva varmış narekenin zırıltısı, defin velvelesinde…

Zembereğinden boşanıp akışkanlığını yitiren hep zaman olurmuş…

Lamekan, arafla girift ve sunaktaki kurban senmişsin oysa!

Tözün özü; bu sözleri anlayan beri gelirmiş!

Bütün masallarda gökten 3elma düşermiş…

Artık hepsi ona!

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >