AKP’nin limanına doğru

Mevsime de uygun olsun diye bugün Türkiye’nin siyasi fotoğrafını şu benzetmeyle tanımlayalım: Toplum denilen denizin ortasında bir tarafta güçlü motorları olan ve fakat nereye gideceği belli olmayan bir AKP gemisi var, diğer tarafta da kendi etrafında dönerek ileriye gittiğini sanan bir CHP gemisi. Bir de küçük bir BDP gemisi var ama onun gideceği liman da belli değil. Uzaklara mı açılsın ya da büyük limanın içinde bir yerlerde mi demirlesin karar vermemiş. Üstelik diğer gemiler de, MHP’nin küçük gemisini de eklersek, beraberce önünü tıkamış durumdalar.

Siyasi partilerle toplum arasındaki ilişki gergin bir ilişkidir aslında. Gergindir çünkü bir siyasi parti bütün toplumu yönetmek isterken, toplum da bir siyasi partinin kendi başına bütün talepleri karşılayamayacağını bilir. Siyasi parti çoğunluğa sahip olup da iktidara gelince yalnızca onu iktidara getirenlerin değil aynı zamanda ona karşı olanların da kaderini etkileyebilecek bir güç elde eder. Ama elde ettiği bu güç toplumdaki herkesi memnun etmeye yetmeyeceğinden iktidar partisi de ancak taleplerini yerine getirebildiklerinin partisi olarak kalır.

Bir başka ifadeyle, siyasi partiler bütün toplumun taleplerini yerine getirmek isterler ama kaynakların kıt olduğu bir dünyada hiçbir parti bunu yerine getiremeyeceğinden siyasette kaplayacağı alan da taleplerini gerçekleştirebildiği kesimlerin alanıyla sınırlı kalır.

O nedenle de demokrasilerde herkesin aynı gemiye gönüllü bir biçimde binmek isteyeceği bir durum hiçbir zaman olmaz. Tıpkı “Bir gün herkes Fenerbahçeli olacak“ sloganında özetlenen bir siyasi parti hayatının olamayacağı gibi.

Bu denizde en güçlü olanın AKP gemisi olduğu açık. Ama acaba onu, benim yukarıda yaptığım gibi “nereye gideceği belli olmayan” bir gemi olarak tanımlamak doğru mu?

Erdoğan ve arkadaşlarının “laik” Cumhuriyet’in kamu alanında yaşanmasına izin vermediği İslami bir kültür içinde doğup büyüdükleri ve siyasallaştıklarını biliyoruz. Bu kadroların kendi mağduriyetlerini yaşarlarken en azından cumhuriyetin kuruluşundan beri bu mağduriyeti yaşamışların arzularını ve hayallerini taşıdıklarını da biliyoruz. Dolayısıyla şimdi elde ettikleri iktidarı bu mağduriyetleri ortadan kaldırmak için kullanmakta bir beis görmemeleri de anlaşılabilir bir durum.

Ama ne var ki AKP iktidarda olan bir siyasi parti olarak yalnızca kendine destek vermiş olanların değil toplumun tümünün geleceğini etkileme gücüne sahip bir parti. O nedenle de AKP, kendi bildiği limana doğru gemiyi yaklaştırdıkça toplumda gerginlik de artmakta. Kürtaj meselesinden, Çamlıca’ya camiden, bir festivalde birayı yasaklamaya ve Diyanet’in siyasi parti gibi davranmasına kadar bir çok konu bugün bu gerginliğin ortaya çıkış biçimleri olarak ortada.

AKP, bu gemiyi kendi bildiği limana doğru mu götürecek yoksa herkesin az çok uygun bulacağı, makul bulacağı yeni bir liman mı bulacak bizlere? Her ne kadar görüntü kendi bildiği limana götürdüğü biçimindeyse de limana her yaklaştığımızda yaşanan gerginlikler bu rotada belirsizlikler yaratıyor. AKP’yi “nereye gideceği belli olmayan” bir gemi olarak tanımlamam bundan.

Oysa galiba en uygun yol herkesin şu ya da bu biçimde onaylayabileceği bir liman bulmak. Herkesin şu ya da bu biçimde hayallerini gerçekleştirebileceği bir liman. Asıl zor olan bu.

Ve anlaşılan AKP bu zor olanı yapmak istemiyor.

Kaynak: Taraf
YORUM EKLE

Tıkla, Demokrat Haber’e Şimdi Destek Ol >>>