Cumhurbaşkanı yeni anayasa tartışmasını başlattı ama AKP’den ciddÓye alınır bir ses yok. Aksine Başbakan, bir yandan başkanlık sistemini bir şekilde gündemde tutmaya çalışıyor diğer yandan anayasa çalışmalarına başladıklarını ancak 12 Haziran seçimlerinden sonra devreye gireceklerini söylüyor. Neden o zaman? Belli değil. TESEV’in yeni kurduğu Anayasa çalışma heyetinin yerinde tespitiyle bir ‘anayasa seçimine’ gidiliyor. Yeni anayasanın seçilecek meclisçe yapılabilmesi için temsilin azamÓ, tartışmanın da anayasa temelli olması elzem. Kürt meselesi ve diğer tüm meselelerin bu ana tartışmada yerlerini almaları gerekiyor.
Birkaç gündür AKP’nin Türkiye’nin değişim ve dönüşümündeki işlevi üzerine kaleme aldığım yazılara bakıyorum, bugün tarih vermeden köşeme koysam ben dahi farkına varmam! Misalen Eylül 2006’da yazılmış şu cümleler: ‘Ülkede gelecek seçimin ancak milliyetçilik üzerinden kazanılabileceği konusunda gittikçe yerleşen bir kanaat var. Siyaset, hırçın ve asabÓ efkâr-ı umumiyenin üzerine körükle gidiyor ve ortalık gerildikçe geriliyor.’ Bugün, milliyetçi söyleme muhafazakâr ikizini eklemek gerekebilir.
Birkaç hafta sonra Kasım 2006’da Yeni Şafak’ta Başbakanlık başmüşaviri Yalçın Akdoğan’a şu soruluyor: ‘Bazı akademisyenler AK Parti statükonun çarklarını farklı kadrolarla çeviriyor görüşünde. Ak Parti ile statüko arasında nasıl bir ilişki var? Parti sisteme katılmak mı istiyor?’
Elcevap: ‘Türkiye’de Ak Parti ile sessiz bir devrim yaşanıyor, tarihi reformlar gerçekleştirildi. Statükoya teslim olan hiçbir parti ne değişim yapabilmiş, ne de halkın desteğini sürdürülebilmiştir. Ancak devletin kimi hassasiyetleriyle çatışmaya giren hiçbir hareket de ne tutunabilmiş, ne de huzur kaygısına kapılan halkın desteğini koruyabilmiştir. Siyasette meşruiyet uluslararası çevrelerin desteğinden, halkın, medyanın, sermayenin, sivil toplumun desteğine kadar bir dizi mecranın desteğiyle oluşabiliyor. Bunun için de anayasal ve yasal düzenle, sistemin kurumlarıyla kavgalı olmamak da önemli bir etkiye sahip. İp cambazı gibi hem ipte kalıp hem yürümek ve hem de hedefe ulaşıp seyircilerin alkışını almak gerekiyor. Değişim için mücadeleyi bıraktığı anda ayakta kalmak sözkonusu olmuyor.’
AKP ne tartışılsın istiyor?
Akdoğan’ın kullandığı ip ve canbaz mecazından yürüyecek olursak AKP’nin önümüzdeki seçimler sonrasında hedefine ulaşacağı konusunda şüphe yok ama ‘statükoya teslimiyet yüzünden değişim yapamama’ konusu da şüpheye açık. Ya da AKP’nin değişimden anladığı ile toplumun farklı katmanlarının değişim beklentileri artık pek az örtüşüyor.
Bu gözlem belki AKP tabanı için bile geçerli: Örneğin AKP seçmeninin alkolü kamusal alandan tardetmek gibi bir talebi var da biz mi duymadık? Muhafazakâr ideologları kastetmiyorum. Dolayısıyla alkol konusundaki bu tuhaf, anlaşılmaz hırçınlığın sebebi ne? Alkol, padişah haremi, sanat eleştirmenliği, futbol stadı atışmaları sakın statükoya teslimiyetin verdiği asabiyet sonucu olmasın?
Bugün iktidarın topluma verdiği mesajlara ve kullandığı üslûba bakınca ufuksuzluk, yorgunluk ve statükodan sirayet eden ittihatçı eğilimleri görmemek mümkün mü?
Yapılan seçim hesaplarına bakalım. Milliyetçi-muhafazakâr müzayedenin amacının 2/3 çoğunluğu elde etmek ve anayasayı en samimi duygularla, toplumu en kucaklayıcı şekilde değiştirmek olduğunu varsayalım. Her ne kadar bu filmi 2007 seçimleri öncesinde ve sonrasında görmüş olduysak da bu defa AKP iyiniyetli ve değişimde azimkâr diyelim. 2/3 çoğunluk kapsayıcı ve özgürlükçü anayasa yapmak için gerekli olabilir ama yeterli midir? Siyasi muhalefetin önemli bir bölümünün katılımı ile toplumun en geniş mutabakatı sağlanmadan kalıcı bir toplumsal kontrat yapmak mümkün müdür?
Türkiye’de siyasetin anadamarı ittihatçı-kemalist zihniyet.
Bu damara en uzak olan ve olması gerekenlerde dahi bu maalesef böyle, hele merkeze yerleşince! Bu arada hatırlatalım, kelime Türkçede yanlış kullanıldığı gibi ‘cambaz’ değil, ‘canbaz’ yani canıyla oynayan demek.
Farsça!