Ne utanç verici günlerde yaşıyoruz! Sivas katliamında yitirdiğimiz Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok Akatlı’nın, 2 Temmuz’daki “Sizin hiç babanız yandı mı?” çığlıkları, işinden atılması ile sonuçlandı. Artık zalimlerin zalimliklerini dile getirmek de suç! Esasında, işin özeti şu: iktidarın otoriterliğinin korkusu herkesi öylesine esir almış ki tüm ahlaki sorumluluklar ve duyarlılıklar bu korkuya kurban edilebiliyor.

Her ne kadar, Doğuş Üniversitesi Rektörlüğü yaptığı açıklamada “Kaldı ki Sn. Altıok Akatlı üniversitemiz yönetimiyle karşılıklı mutabakat sağlayarak görevinden ayrılmıştır. Bu ayrılığın, kişisel görüş ve düşüncelerini yansıtan hiçbir demeciyle kesinlikle ilgisi bulunmamaktadır.” demiş olsa da, Radikal’den Ezgi Başaran’ın Zeynep Altıok ile yaptığı söyleşi (26 Eylül 2011) gerçeği tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor. Altıok, mütevelli heyeti başkan yardımcısının kendisine “2,5 aydır çalışıyorsunuz, ben çok memnunum. Babanızla ilgili anma töreninde de çok duygulandım. Ama sizin bu konuda yaptığınız açıklamalar bizim kurumumuzda çalışırken uygun olmaz” dediğini aktarıyor ve buna “yaptığım açıklamalar üniversiteyi bağlamaz ama sizin bu uyarınızdan sonra daha da dikkatli olurum.” biçiminde yanıt verdiğini ekliyor. Mütevelli heyeti başkan yardımcısının şu cümlesi ise adeta durumu özetliyor: “Hayır sizin sözleriniz kurumu bağlar. Zaten üniversiteler mercek altında. Biz de sıkıştırılırız.”

Bu sıkıştırılma korkusu öylesine güçlü ki, Doğuş Üniversitesi, kamuoyu gözünde çok kötü bir yere düşmeyi göze alarak, böylesine skandal bir karara imza atabiliyor. Öyle ya, eğer bu karar “sıkıştırılma korkusu” ile alınmamış olsaydı, tam da Zeynep Altıok’un açıklamalarının üstüne gelmesi nedeniyle, nasıl algılanacağı herkesin malumu olduğu için rahatlıkla ertelenebilirdi Oysa Doğuş Üniversitesi’ni acele ettirecek kadar büyük bir korku var. İktidar ve iktidarın etkisindeki kurumlar tarafından “Sıkıştırılma” korkusu…

İşte bu bizi vakıf üniversitelerinin yapısal bir sorunu ile karşı karşıya getiriyor. Vakıf üniversiteleri iktidar ile ters düştükleri anda ayakta duramayacaklarını düşünüyor. İktidarın otoriterliğinin boyutlarını düşününce bu korkunun nesnel bir zemini de olduğunu görüyoruz. Fakat bu bir şeyi daha gösteriyor: bize inandırılmaya çalışılanın aksine, vakıf üniversiteleri devletten özerk değiller. Oysa vakıf üniversitelerinin temel meşrulaştırılma gerekçelerinden biri, devletten özerk olacakları için daha özgürlükçü olacakları ve bilimsel özerkliğe daha çok sahip çıkacaklarıydı. Dolayısıyla, kamu üniversitelerinde olmayan özgürlükçü ortam bu üniversitelerde yaratılacaktı. Bugün görüyoruz ki bu sıkıştırılma korkusu neredeyse bütün vakıf üniversitelerini esir almış durumda. Bu, iktidarın ve kurumlarının artık herkesin malumu olan otoriterliğinin olduğu kadar, vakıf üniversitelerinin – dünyanın hiçbir yerinde olmadığı düzeyde - devlet bağımlılığının da apaçık bir göstergesidir. Çalışanlarının iş güvencesi ve sosyal hakları gibi konularda neoliberal olan bu kurumların – ABD'deki özel üniversitelerde bile akademisyenler için iş güvencesi olan pozisyonlar olduğunu hatırlatalım -, devlet ve kurumları ile olan bağları nedeniyle özgürce hareket edememesi ve sıkıştırılma korkusu ile sürekli dengeleri kollaması trajikomik olsa gerek.

O yüzden, Sivas katliamı sanıklarının avukatlarından kaçının milletvekili ve bakan olduğunu kamuoyu önünde sorgulayan Zeynep Altıok, üniversitesini telaşa düşürebilmektedir. Bu telaş kabul edilemez bir işten çıkarma kararı ile sonuçlanabilmektedir. Bu karar hangi gerekçeyle verilirse verilsin, bu koşullarda mağdurun susturulması, susmaya zorlanması anlamına gelmektedir. O yüzden Zeynep Altıok'un şu çığlıklarını yaygınlaştırmak daha yaşanılır bir Türkiye isteyen herkesin görevidir:

“Lütfen Sivas’ta yaşanan vahşeti yazın, hatırlatın. Dava sürecinin önemli kırılma noktalarını takip edin, aktarın. Örgütsüz olduklarını söyleyerek ceza indirimi alanların örgütlü suçlara tanınan haktan yararlanmak için başvurmalarındaki çelişkiyi, kaçakların iade istemlerinin Avrupa ülkelerinden doğru taleplerle yapılmayışının takipçisi olun, İnsanlık suçlarının zaman aşımına uğramasına direnin. Dünyada kabul görmüş uygulamalara emsal teşkil eden kararlara yer verin. Sivas katliamı sanıklarının avukatlarından kaçının milletvekili olduğunun bilançosuna dikkat çekin. Neden mağdur avukatlarının böylesi kariyer patlamaları yapmadıklarını düşündürün. Ve son olarak lütfen her yıl sadece 2 Temmuzdan bir gün önce arayıp duygularımızı sormayın. Bizim duygularımızı tahmin etmek hiç zor değil. Etkili haber için gözyaşlarımızın, acılarımızın peşinde koşmayın, gerçekleri yazın yalnızlığımızı, çaresizliğimizi yazın.”

Not: Zeynep Altıok Akatlı'ya destek için bir imza kampanyası başlatılmış, siz de bu linkten katılabilirsiniz:

http://www.petitionbuzz.com/petitions/sivas93