Sol siyasete bu ülkede de ihtiyaç var

Bu hâli nasıl tanımlamak gerekir doğrusu bilemiyorum. Bugünlerde kendi kendime sıkça sorduğum soru şu: Biz “gerçekleri” mi konuşuyoruz yoksa “kendi niyetlerimizi” ve bu niyetler doğrultusunda bize “gerçek gibi” gelenleri mi? Tabii ki gerçeğin ne olduğunu belirleyebilmek herkesin “doğru” bildiğini söyleyebilmesinden geçiyor. Ama herkesin doğru bildiğini söyleyebilmesi kendi “doğru”sunun karşı tarafça mutlaka kabul edilmesi için değil “gerçeğin”, ya da “olan”ın yeniden inşası ve anlaşılması için gerekli.

Dolayısıyla “gerçeklerin”, birbirleriyle çatışan kimlikler içinden konuşulma hâlinin bıktırıcı bir tartışma ortamı oluşturduğu ortada. Neyi konuşuyoruz, neden konuşuyoruz belli değil.

Alın sol ve şiddet konusunu! Solun tarihiyle yüzleşmesi için mi konuşuyoruz, (bunu “solcu” kimliğimiz nedeniyle yeni bir sol siyasetin yeniden örülmesi için gerekli bir adım olduğunu düşündüğümüzden dolayı): yoksa “liberal” kimliğimizin içinden bize pek de sıcak gelmeyen “sol” fikirlerin itibarsızlaştırılmasına yardımcı olmak için mi?

Ya da geçmişteki siyasi cinayetlerden oldukça önemli ölçüde sorumlu olan “ülkücü” kimliğimizin içinden bu tartışmanın peşine takılarak “İşte gördünüz mü solcular ifşa etmeye başladılar, asıl sorumlu onlardı” demek için mi?

Ya da “barışsever” kimliğimiz içinden, solun Kürt siyasetinin şiddet içeren yanına susarak da olsa destek vermesinin yanlışlığını vurgulamak için mi? Ya da, ne bileyim, “putları yıkmak” gibi bir misyonun yarattığı heyecanı yaşamak için mi?

Dedim ya, bu, birbirleriyle çatışmacı bir ilişki içinde olan kimlikler üzerinden “gerçeği” konuşma hâlini nasıl tanımlamak gerekiyor bilemiyorum. (Üstelik bu mesele yalnızca bu konuda değil, futbolda şike meselesinden, anayasa ve başkanlık tartışmalarına kadar hemen her konuda böyle).

Oysa bizim “sol” bir siyasete ihtiyacımız var. Bu, modern demokrasilerin “sağ”ı ve “sol”u olmalı gibi bir klişeden dolayı değil. Duyarlılıkları daha çok toplumdaki konumları bakımından “mağdur” olanlara yönelmiş, onların yaşamlarındaki adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri konu eden ve içinde yaşadığımız toplumun herkes için yaşanır bir toplum olması için mücadele eden bir siyasi duruşa, bir siyasete ihtiyaç olduğu için, bizim “sol” a ihtiyacımız var. AKP’nin “muhafazakârlığı”nın, CHP’nin “otoriter laikliği”nin, MHP’nin “milliyetçiliği”nin izin vermediği bir siyaset alanı olarak. Tabii bir de Kürtlerin ezilen ve horlanan bir halk olarak mücadelesinde BDP’nin başarısına yardımcı olmak için...

Böyle bir siyasetin günleri bizim için de yaklaşıyor bence. Fransa’da Hollande’ın başarısının ardından Yunanistan’daki sol birlik SİRİZA’nın önümüzdeki seçimlerde birinci parti çıkacağına, Almanya’da SPD’nin, ve İtalya ve İspanya’da yerel seçimlerde solun belediyelerin çoğunu ele geçirmelerine kadar bir çok olay Avrupa coğrafyasında yaşayan insanların da “sol” bir siyasete ihtiyaç duyduklarını gösteriyor.

O nedenle de “sol”un üzerinde tepinmek yerine solun, bu ülkede nasıl başarılı olabileceği üzerinde de tartışmakta yarar var. Tabii bunu kendi kimliklerimiz içinden olsa bile kendi kimliklerimizi aşan bir anlayışla yapmak gerekiyor.

Yani zor olanı...

Kaynak: Taraf
YORUM EKLE

Demokrat Haber’e destek olmak isterseniz tıklayın >>>