Şu aralar orantısız zekâ rüzgarı esiyor.

Tarafsızlığını yitirmiş olsada itinayla nefret tohumları eken, açılıştan sorumlu Cumhurbaşkanı'mızı hayli rahatsız eden, bir partimiz var artık.

Bir de partinin Eşgenel Başkanı var ki; ölümünü Allah'tan dilersin de, diline düşmek istemezsin.

Dünyanın en kudretli ordularıyla karşı karşıya gelsen, gücün yoksa, hatta canına mal olacağını bilsen bile güç bela savaşı göze alırsın. Cahilin cesaretine sarılır azdan az, çoktan çok dersin...

Peki ya bu güç savaşı değilse, sende olmayan bir şeyle sana karşılık veriyorsa! İşte o vakit; gagası kırık tavuk gibi eşeler durursun toprağı.

Seçimin son günlerinde bu doğa üstü güç savaşına tanıklık ediyoruz. Denebilir ki bir tarafta küçücük ordusuyla Spartacus, diğer tarafta zenginliğin, korkunun ve nefretin arkasına sığınmış Pers Kıralı. Bir tarafta inanç, öte tarafta kibir, güç sarhoşluğu ve zorbalık var.

İşte böyle bir ortamda Demirtaş, pek insanca bir mütevazilikle, hamasete sarılmadan yaptı yine yapacağını.

Tayyip Erdoğan'ın "açılış" adı altında AKP'nin seçim kampanyalarına aralıksız devam etmesine gönderme yaparak şöyle dedi; "evde yufka açacaksanız, çağırın Erdoğan'ı gelip açsın."

Doğrusu hazin bir durum, insanı utandıran bir durum. Tarafsızlık yemini etmiş birine mizahi bir dille söylenecek en acımasız eleştiriler bunlar.

Tayyip Erdoğan'ın cevabı "Milletim çağırırsa giderim" oldu.

Eşi AKP'den vekil olup ihaleden pay alan araştırma şirketleri bunun için anket yapar mı acaba?

Tayyip Erdoğan, HDP'yi bertaraf etme işiyle o kadar meşgul ki, Demirtaş'ın söylediği her şeye laf yetiştiriyor. Öyle ki su bulanık aksa Demirtaş yaptı diyor. Son olarak Demirtaş'ın bir televizyon programında türkü söylemesiyle ilgili konuşarak, bile bile lades yaptı. "Çıkarmışlar bir popstar, saz çalıp türkü söylüyor. "

Demirtaş'ın buna cevabı söyleyeni dediğine pişman edecek kadar hakkaniyetliydi. ''Ben çaldıklarımı söyleyebiliyorum, sen çaldıklarını söyleyebilir misin?"

Halk olarak talebimiz; herkesin çaldığını söylemesidir. Saz çalan, söz çalan, para çalan, kim varsa yüreklice çıkıp söylesin çaldıklarını.

Türkiye'de olan bitene bakınca bir yandan Selahattin Demirtaş'tan rakipleri için merhamet dilerken, öte yandan rakiplerinin de en azından Demirtaş kadar merhamet sahibi olmasını isterdim.

***

AKP, devletin bütün imkanlarını seferber edip HDP'yi meclis dışı bırakmaya çalışıyor. Yetmiyormuş gibi valiler, yerelde ki mülki idare amirleri, parti memuru anlayışıyla bu hukuksuzluk için seferber olmuş vaziyetteler.

Bununla mı sınırlı peki! Hayır bir de Anayasaya bağlılık yeminini unutan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan var...

Hakkını vermek lazım, AKP'den daha yoğun, daha gayretli çalışıyor. Bağırıyor, hakaret ediyor, düşman tabyalarına girer gibi saldırıyor. Kürtler Zerdüşt, Ermeniler hain, Aleviler dinsiz, lafları havada uçuşuyor.

Muazzam bir hırs, muazzam bir öfke var üzerinde. Duruşunda kibir, dilinde ihanet, 81 vilayette darbe yapmaya çalışan düşmanlarla harp halinde.

Batıda Kürt sorunu yok diyor, Doğuya gidiyor yok saydığı, dinsiz bellediği Kürtlerin diliyle hal hatır soruyor.

Bir de Kürt kardeşleri var tabi! Akıntıya karşı direnip kıyıda kalmayı başarmış, Erdoğan’ın sevgisine mazhar olmuş, onun kadar dindar Kürtler...

Yüzde sekseni hain ve Zerdüşt olan halkın, ak pak olanlarını süzgeçten geçirip yanına almış.

Kürtler şimdiye kadar atılan okların arkasında hep kardeşlerinin türlerini gördüler. Buna rağmen güvenmeye devam ettiler. Çok ok yediler belki ama güvendiler.

Kobani ihaneti bunun sonu oldu.

"Başı taşta susuzluktan kırılan çocuklar, can havliyle sınıra yığılan çaresiz insanlara mermi sıkan askerler, derdest edilmiş binlerce kadının dramı, her Kürd’ün evinde kederli bir ağıt oldu."

***

İlginçtir ne zaman Demirtaş'ın mizahı için yazı yazmaya karar versem, bir bomba patlıyor.

İlk bomba HDP'ye atılmıştı, bu bakımdan kapsamı dardı. Lakin bu seferki bütün memlekete tesir eden, dünya basınında bile geniş yankı bulan bir bombaydı.

Cumhuriyet Gazetesi, Adana'da durdurulan tırların gizemini çözerek ciddi bir habercilik başarısına imza attı.

Meşhur "insanı yardım" tırlarında meğerse "silah" varmış! Meğer üstü ilaç, altı mühimmat doluymuş!

Tayyip Erdoğan, "Kobani düştü düşecek" derken, silah dediniz silah gönderdim, düşürün artık Kobani'yi diye IŞİD'e sitem ediyormuş meğerse!

Aylardır "Türkmen kardeşlerimize insani yardım gönderdik" lafları palavraymış meğerse!

Amed meydanında Kur'an sallama merasimleri, anası ağlamış Kürd’ün karşısına çıkıp kardeş güzellemeleri yapmaları, Kobani'yi IŞİD'e peşkeş çeken Kürt düşmanlığını gizlemek, Kürtlerin kolunu kanadını kırarak kendisine muhtaç bırakma gayreti ve hevesiymiş!

O bağırıp çağırmalar, o milli nutuklar, havuz medyasından meclis sıralarına uzanan gizem, bu berbat yalanı örtmek içinmiş meğerse!

"Kendisini muhafazakâr diye tanımlayan, zift medyasının yeni yüzü Hilal Kaplan, şu ibretlik cümlelerle ahlaksız yalanların önüne barikat kuruyordu; Güçlü devlet, dört koldan köşeye sıkıştırılmış Türkmenlere umut ışığı olan devlettir."

Vicdanını yitirdikten sonra geriye bir şey kalmıyor işte!

Akıl alır gibi değil! Kanlı iç savaşta yüz binlerce insan katledilmiş, milyonlarcası evini, ocağını terketmiş, binlerce kadın derdest edilmiş, binlercesi Arap pazarlarında satılmış, bir gazeteci çıkıp bunları ahlaksızca savunabiliyor.

Aman Türkmenler selamette olsunlar da varsın dünya yıkılsın. Bu mudur insan olmanın fazileti, bu mudur İslâm'i itikadın gereği?

Güçlü devlet olmak için mi Suriye'de iç savaşı körüklediniz?

Umut ışığı olmak niyetiyle mi Kürtlerin ölümüne alkış tuttunuz?

Şengal dağında çocuklar susuzluktan kırıldı, Kobani harap oldu, Aleviler kılıçtan geçirildi, Türkmen çocukların kafaları ezildi, bunlar size güç mü verdi, bunun için mi oturup izlediniz?

Madem güçlü olmaktı niyetiniz, madem umut ışığı olacaktınız, ne diye silah sevkiyatını gizlediniz? Silah yüklü tırlar hijyenik olsun diye mi ilaç kutularıyla kamufle ettiniz?

Makarnayı, kömürü, kurdele keserek dağıtan, gösteriş sever görgüsüzlüğünüz herkesin malumuyken, kız kaçırmaya yardım eden amca oğlu edasıyla Türkmenlere yardım götürdük demeniz, kepazelikten başka bir şey değildir.