Müziği susmuş sahnenin şarkıcıları gibi sesleri giderek detone çıkmaya başladı bizim siyasetçilerimizin. Bırakın detone olmayı sanki gıcırtılara dönüştü söyledikleri. Ağızlarından çıkan her sözün, her seferinde, kendilerini de yaratmış olan bu siyasi alanı kalitesizliğe, çapsızlığa mahkûm eden yolları tetiklediğinin farkında bile değiller. Eskiden dedikodu ve asılsız suçlamalarla sürdürdükleri bu “orta oyunu”nu, bu kez kaset ve CD’lerle devam ettiriyorlar. Sanki çağımızda değişen tek şey teknolojiymiş gibi.
Hiç birinin 2008 küresel mali krizinin ima ettikleriyle ilgili tek bir sorusu yok. O nedenle de eski ezberlerini tekrar etmekten başka bir şey yapmıyorlar. “Piyasada her hareketin bir maliyeti ve o nedenle de bir fiyatı vardır” düsturunu “Hayatta her hareketin...” diyerek okuyan bugünün iktisat düzeninin tam da bu nedenle yürümediğini anlamıyorlar. Örneğin özel bir uçak şirketinde bir hostesin kendisinden yastık isteyen yaşlı yolcudan para istemesinin iktisadı nasıl da insansızlaştırdığını görmüyorlar.
O nedenle de iktisatla ilgili önerilerinde hepsinin ortaklaştığı konulardan birinin bu “piyasa ekonomisi” olması şaşırtıcı değil. Ama şaşırtıcı olan böyle bir piyasa ekonomisi anlayışının, içinden hâlâ çıkamadığımız küresel mali krizin önemli bir parçası olduğunu anlamamış olmaları.
En cesur olanı ise, yani piyasanın tekelleşmelere falan yönelerek olmadık riskleri alıp da “balonlar” üretme olasılığını dikkate alarak konuya yaklaşanı ise “düzenleme” konusunu gündeme getiriyor hemen. Yani eğer piyasada şu ya da bu nedenle tüketicinin aleyhine davranmaya eğilimli olan çıkarsa, o zaman “Bağımsız İdari Otoriteler”le, yani “Düzenleyici Kurullar”la bu işin üzerine gideriz diyor.
Bırakın bütün dünyanın bu konudaki deneyimlerini, kendi deneyimlerimizin bile bu “Bağımsız İdari Otoriteler”in neredeyse hiç bir zaman “bağımsız” olmadıklarını, olamadıklarını ve olamayacaklarını gösterdiğini atlıyorlar. O nedenle de hararetle sorunun çözümü diye öne sürdükleri “çözümün” aslında “sorunun” da parçası olduğunu görmüyorlar.
Dolayısıyla piyasanın yaratabileceği tüketicilerin aleyhine olan durumların nasıl giderileceği sorusu açıkta kalmış olmasına rağmen önermeye devam ediyorlar.
Bütün dünyada Merkez Bankaları artık “bağımsız” davranamıyorlarmış;
“Bağımsız İdari Otoriteler”in bağımsızlıkları kuşkulu hale gelmiş;
En büyük piyasacı ülkeler işin içine yeniden devleti sokup yeni sanayi politikaları üretiyorlarmış;
Sıcak paranın bazı ülkelerde zararlı sonuçlar üretebileceği ve bu nedenle de sermayenin vergilendirilebileceği konuşuluyormuş;
Bütün bunlar bizim siyasi partilerimizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor anlaşılan. Çünkü hiç biri bu konuların ima ettikleri üzerine tek bir cümle kurmuyor. Varsa yoksa ezberlerindekiler.
Hacivat’ın “Bizde siyaset böyle olur çelebi!” sözleri duruma da en uygun sözler. Kimse bize ekonomide ne söylediğimize bakarak oy vermeyeceğine göre.
Salla gitsin!
Müziği susmuş sahnenin şarkıcıları gibi sesleri giderek detone çıkmaya başladı bizim siyasetçilerimizin. Bırakın detone olmayı sanki gıcırtılara dönüştü söyledikleri. Dinlemek değil duymak bile iç karartıcı. Ne dersiniz?