Gözümü açtım “Biz has solcuyuz siz değilsiniz” atışması vardı, dünyaya gözümüzü kapatacağız hâlâ aynı terane gidiyor. Yanısıra birbirimizin demokratlığını ölçmeye de çok meraklıyız. Okkayla değil de dirhemle ölçen bir alet keşfedilse çok rahatlayacağız. Ama dirhem de yetmez DNA testi gerekir diyenler de çıkar. Çıkar da ne kelime, var zaten.

İslâm demokrat değildir/ Muhafazakârlar demokrat değildir/ Burjuvalar demokrat değildir/ AK Parti demokrat değildir/ CHP demokrat değildir/ Sahillerdekiler demokrat değildir/ Kürtler demokrat değildir/ Yeşil giyen değildir, kırmızı giyen değildir, damda yatan değildir, karnını kaşıyan değildir, statta protesto yapanlar değildir, ayakkabılarını kapı önünde çıkaranlar değildir.


Peki, Türkiye demokrat mıdır?

Bu sorunun yanıtında aritmetik, toplama çıkarma işlemi iflas ediyor. Tek tek herkese sorarsanız ve “ben”ler üstünden toplama yaparsanız herkes demokrat çıkıyor, öyleyse Türkiye demokrattır  “öteki” üstünden toplama yaparsanız bu kez hiç kimse demokrat değil çıkıyor, öyleyse Türkiye demokrat değildir 

Bu nasıl iş?

İzafiyet teorisiyle çözüm bulmaya kalkmak bile nafile, Einstein gelse kafasını karıştırırız. İstanbul Üniversitesi’nde ders veren bir İngiliz fizikçinin bir sözünü hatırlıyorum. “Fiziğin ‘her cisim uzayda bir yer kaplar’ prensibinin Türkiye’de geçmediğini hayretle gördüm” diyor; “Otobüs ağzına kadar tam dolu oluyor, inecek olmadığı için şoför otobüs dolu diye gelen durakta durmuyor, öteki durakta ise bir kişi iniyor ama on kişi biniyor.”

Yine de izafiyet teorisi işe yarayabilir. Trene binmiş herkes bilir bunu. Sizin bulunduğunuz tren duruyor, yandaki tren hareket ediyorsa siz kendinizin hareket ettiğini sanırsınız. Mesele ivmede, ivme ise birim zamandaki hız değişimidir. Siz duruyorsunuz, o gidiyor ama siz gidenin, hareket edenin siz olduğunuzu sanmaktasınız.

Demokrasi için bir şeyler yapmadan, hareket etmeden kendimizi demokrat sanmak aynı şeydir. Demokrasi algısı, demokratlığın derinliği farklı olabilir ama burada madde-ivme bileşkesinde ivme nedir?


Farklılıktır.

Ama darbe ve demokrasi sözkonusu olduğunda aralarında bir eşdeğerlilik yoktur ki orada farklılık ve dolayısıyla demokrasi tartışması olabilsin. Siz eğer, askerî müdahaleler cenneti olan bir ülkede darbe planları ortaya çıktığında en azından “acaba” demiyorsanız, en son Gölcük’te çıkan belgeler Balyoz Darbe Plânı’nı kanıtlıyor, en azından çok güçlü bir karine oluşturuyor ama siz hâlâ “acaba doğru olamaz mı” demiyorsanız, demokrasi üstüne konuşmanın, demokratlığımızı ölçmenin olanağı olur mu?

Hrant için gözyaşı döküp katillerini üç beş çocuk görüyorsanız; Kürt meselesinden çok söz ediyor ama açılan ve sürmekte olan “Faili Meçhul” davasını görmezden geliyorsanız; Silivri’den “JİTEM’i ben kurdum, şu kadar sayıda sivili örgütledim, şu kadar ruhsatsız silâh dağıttım” diyen emekli Albay Arif Doğan’ın itirafları geliyor ama siz hâlâ bu davalara düzmece diye bakıyorsanız; siyasi iktidarın arkasında duruşu olmasa bu davaların değil sürmesi, açılmasının dahi mümkün olamayacağını akıl etmiyorsanız, HSYK’nın bu mahkemelerin savcı ve yargıçlarına müdahalelerini unutup, HSYK’nın yapısını değiştiren Anayasa değişikliğini “yargıya darbe” diye yorumluyorsanız o durumda farklılıklarımızı ortaya çıkartacak ortak bir tartışma zemini mümkün olamaz. Olmuyor da.

Durduğunuz yerde hareket eden trene bakıp kendinizi “en demokrat” ötekini “hiç değil” olarak görebilirsiniz ama bu kendinden menkul bir yargı olur ve ötekine hiç değmediği için de bir kıymeti harbiyesi olmaz.

O yüzden son günlerde özellikle Başbakan’ın sözlerinden çıkarak AKP eleştirisi yapıyoruz diye zil takıp oynayanlar, “biz demiştik”çiler türedi. Onlar farkında olmayabilirler ama ilk kez eleştiri yapıyor değiliz. Öte tarafta ise, AKP korumacılığına soyunanlar da eleştiri yapanlara “diyet istiyorlar” diyerek nobranlık yapmasın. Salt bana gelen iletilerden çıkarak diyebilirim ki, AKP tabanı ve çevrelerinden bu eleştirilere en azından “haklı olabilirsiniz” diyenler hiç de az değil. Bu bağı kurulabilmiş ve şimdi onlarla farklılıklarımızı konuşabileceğimiz demokrasi zemini yaratabilmişiz.

Ya siz saf ve temiz, el değmemiş steril demokrat ya da solcular nerede duruyorsunuz?

Madem izafiyetten söz ettik sözü Einstein’a bırakalım. “Eğer gerçeği açıklamak istiyorsan zarafeti terziye bırak.”