Basın tribününde Türkiye-Azerbaycan maçını seyrediyoruz salı gecesi.
Gazeteci milletinin bir gözü bizim sahada, bir gözü ve kulağı Almanya’da. İnternetten de Almanya-Belçika maçı izleniyor.
Bizimkiler yine gol kısırlığı içinde. Pozisyon fukarası bir takım. Yazık, böyle değildik.
Top hep bizde, sürekli çeviriyoruz. Ama gole gidebilecek yaratıcılıktan yoksun bir oyun tarzımız var. Hele o son toplardaki saç baş yolduracak beceriksizliklerimiz...
“Gooolll!”
Ve sevinç çığlıkları.
“Almanya attı abi, üstelik Mesut’tan!”
Bizimki dahil tribünler hareketleniyor, canlanıyor, dağ başını duman almış marşları...
Ama bizim gol bir türlü gelmiyor.
Ne kadar sıkıcı, gösterişsiz bir maç derken, yine gooll sesleri.
“Abi 2-0 yaptı Almanlar, bu kez de mükemmel bir asist Mesut’tan...”
Ve ‘kansız Mesut’ anlaşılan ‘aslan Mesut’ oluyor tribünlerde...
Sonunda ite kaka bir gol de bizden geliyor ve 2012 Avrupa Şampiyonası’na katılma şansımız devam ediyor. Play-off’ta iki maç oynayacağımız takımı geçersek finallerin kapısı açılacak.
Guus Hiddink’i merak ediyorum, bakalım ne diyecek?
Hollandalı Guus Hiddink dünya futbolunun büyük isimlerinden biri. Kariyerinde birçok başarı yazıyor. Türkiye’ye, milli takımın başına gelirken de kendisine büyük umutlar bağlandı.
Ama umutlar tükeniyor.
Hayal kırıklıkları uç verdi.
Özellikle 3-1 yenildiğimiz Almanya maçıyla tavan yaptı tepkiler. O kadar ileri gidildi ki, Guus Hiddink’in ‘ruhumuzu sattığı’ bile söylendi.
Aldığı büyük paraları hak etmediği, İstanbul’a doğru dürüst uğramadığı, bizim topçularımızı yakın takipte tutmadığı, bu yüzden takım tertiplerinde hatalar yaptığı çok sert bir üslupla yazıldı söylendi, spor medyasındaki meslektaşlarım tarafından.
Adete çarmıha gerildi.
Bu yüzden merak ettim, Hiddink maç sonrası ne diyecek diye.
Basın toplantısına ilgi azdı. Salon dolu değildi. Milli takım play-off hakkını elde etmişti ama yüzler pek öyle gülmüyordu. Takımdan memnun olan yok gibiydi.
Hiddink de gergindi.
Suratı asıktı.
Söylediklerinden çok ne demek istediğini, kafasının arkasında ne yattığını anlamaya çalıştım.
Bizim medyadan hoşlanmadığı çok açıktı.
Sansasyonel buluyordu.
Medyanın gerçekleri göğüslemekten, gerçekleri yerli yerine oturtmaktan çok, bir duygusallık içinde, sadece manşetlere indirgenmiş abartılı bir yayın anlayışına kendini kaptırdığını düşünüyordu anlaşılan.
Hiddink, Türk basınını okuyamadığı için mutlu olduğunu da söylemekten geri kalmadı.
Önündeki su şişesini kaldırıp, “Benim gözlüğüm zaten bu şişe kadar büyük harfleri okumak için değil, normal küçük harfler için” derken, sözlerinde alaycı ya da küçümseyici titreşimler kendini ele veriyordu.
Almanya maçı öncesinde, “Biz aslanız kaplanız, Almanya’yı da devirir geçeriz!” demediği için eleştirildiğini, bunun haksızlık olduğunu belirtti. Gerçekçi olmayan böyle bir tutum maç sonrası daha beter hayal kırıklığı yaratırdı dedi.
Milli topçularımızı da eleştirdi.
Bazen fazla heyecana kapılarak, duygusallaşarak ‘oyun disiplin’inden koptuklarını, ‘yaratıcılığı’n gereğini yapmak yerine paniklediklerini, böyle anlarda da Almanya gibi takımların hemen cezayı kestiğini belirtti.
Ayrıca, bizim futbolcularımızın genellikle fazla çalışmadan pek memnun olmadıklarını dikkatli bir üslupla belirtmekten geri kalmadı Hollandalı futbol adamı.
Türkiye’nin ‘büyük bir futbol ülkesi’ olduğunu, ancak bu topraklardan henüz gerektiği kadar iyi futbolcu çıkmadığını, bunun için kulüplerdeki ‘altyapı’nın yetersiz olduğunu sözlerine ekledi.
Bu açıdan, kulüp yönetimlerinde ya da başkanlarında yer etmiş yanlış zihniyete işaret etti.
Kulüplere futbolcu yetiştirecek akademilerin, okulların başına getirilecek futbol adamlarına da en yüksek ücretlerin verilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Futbolda da başarının tesadüf olmadığını, altyapı ile sistemli çalışma ve sabır olmadan başarının gelemeyeceğini, gelse bile bunun kalıcı olamayacağını anlatmak istedi.
Hiddink konuşurken ‘disiplin’den kopmadı. Bazen pek dostane olmayan soruları da sinirlenmeden yanıtladı. Suratı arada bir kızarsa da, gergin görünse de üslubu nazikti, içeriği sert olan mesajlarını verirken.
Uzun lafın kısası, satır başlarıyla demeye getirdi ki:
Maymun iştahlı olmayın.
Çabuk havaya girmeyin.
Gerçekçi olun.
Futbolunuzu abartmayın.
Önce altyapınızı kurun.
Sabırla çalışmaya başlayın.
Futbolunuzu ‘kir’den arındırın.
Kalıcı başarı ancak sistemli, uzun vadeli çalışmanın ürünüdür.
Guus Hiddink’in salı gecesi maç sonrası söylediklerinden edindiğim izlenimler böyle.
Hiddink’le birçok şey paylaşıyorum. Ancak Hiddink’in de kendini bir özeleştiri süzgecinden geçirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Eğer o da bazı hataları yapmamış olsaydı, daha özenli çalışsaydı, bizim milli takım bugün daha iyi olabilirdi.
Böylesine dökülüyor olmamızda elbette Guus Hiddink’in de payı büyük. Futbol takımımız uluslararası standartları yakalamakta gecikiyorsa, bu konuda Hiddink Hoca’nın da hiç kuşkusuz yapacakları var.
“Ben sihirbaz değilim” diyerek topu taca atması inandırıcı değil.
Son söz:
Futbolumuzun titreyip kendisine dönmesi gereken bir dönemden geçiyoruz.