Geçen yazımı Türkiye’deki demokrasinin “eksik demokrasi” olduğu üzerine yazmıştım. Sonunda da “Allah eksik etmesin varlığını. Amenna! Ama böyle demokrat zihniyetsiz bir demokrasinin çoktan ömrünü tamamladığını da konuşmamız gerekiyor. Ve tabii bu toplumun böyle bir değişimi çoktan hakettiğini de...“ diye de bitirmiştim.
Anlaşılan aynı günlerde Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin, National Democratic Institute ve MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin birlikte gerçekleştirdiği “Türkiye’de Demokrasi Algısı” başlıklı saha çalışması yayınlanmış. Dünkü gazetelerde de oldukça geniş yer aldı ve çeşitli köşelerde de değerlendirildi.
Doğrusu çalışmanın orjinalini görmedim ama basına yansıyan bulgularından gidersek toplumun geniş kesimlerinin de benim gibi demokrasimizin “eksik” olduğu kanaatinde olduğu görülüyor. Nitekim katılımcılara, Türkiye’deki demokrasiyi 1 ila 10 arasında puan vererek değerlendirmeleri istendiğinde ancak yüzde 23,6’sı, yani dörtte biri Türkiye’de “tam demokrasi” olduğunu belirtmiş. Gerisi ise, yani yüzde 75’i, yani dörtte üçü, demokrasimizi ya “otoriter” ya “melez” ya da “kusurlu” diye nitelemiş.
Demokrasimizin “kalitesiyle” ilgili bu bulgu geçenlerde yayınlanan The Economist dergisinin “Dünya Demokrasi İndeksi”nin bulgularıyla da örtüşüyor. Hatta oradakinden daha da yüksek bir “demokrasi eksikliği”ne işaret ediyor. The Economics dergisinin 167 ülkeyi kapsayan araştırmasında Türkiye demokrasisi 1 ila 10 arasında 5,73 gibi bir değer alarak “melez demokrasiler” kategorisinde gösterildi. Oranlarsak yüzde 60’a gelen bu oran Sabancı Üniversitesi ve MetroPOLL şirketinin araştırmasındakinden daha düşük olmakla birlikte yine aynı olguya yani demokrasimizin “eksik demokrasi” olduğuna işaret ediyor.
Üstelik, The Economist dergisinin çalışmasına göre bizim “eksik demokrasimiz” ancak Nikaragua, Tanzanya, Uganda, Haiti, Pakistan gibi ülkelerin düzeyinde ve 167 ülke arasında 89’uncu.
Yine Sabancı-MetroPOLL çalışmasına dönersek bence ilginç bulgulardan biri de yeni anayasa konusunda sorulan soruya alınan cevaplar. Deneklerin yüzde 69,6’sı yeni anayasanın yurttaşı korumayı, yüzde 24,8’i de devleti korumayı esas alması gerektiğini söylemiş. Bu oranlarla yukarıda değindiğim, demokrasimizin niteliği konusunda sorulan soruya verilen cevapların oranları birbirlerine çok yakın.
Kısaca, bu iki soruya verilen cevaplardan toplumun dörtte birinin bu, “eksik” ve “devletçi” mevcut rejimden memnun olduğu, geri kalan dörtte üçünün ise memnun olmadığı ve demokrasinin daha çok yurttaşı öne çıkaran bir biçimde değişmesi gerektiği fikrinde olduğu sonucuna varabiliriz.
Ama öte yandan kimi sorulara verilen cevaplardan toplumun demokrasiyle ilgili bu değişim talebinin “demokrat bir zihniyetle” örtüşmediği de görülüyor. Örneğin inanç, etnik ve cinsiyetle ilgili sorulara verilen cevaplar, mevcut zihniyet dünyamızın oldukça karışık olduğuna, demokrat olmadığına ve kutuplaşmış olduğuna işaret ediyor.
Evet, anlaşılıyor ki toplumun çoğunluğu, bizim demokrasi dediğimizin bugünün dünyasındaki demokrasilere pek benzemediğinin farkında, o nedenle de bu demokrasinin değişimi için yeni bir anayasa yapılmasından yana. Ama öte yandan aynı çoğunluğun, toplumu rahata erdirecek yeni bir anayasanın ve yeni bir demokrasinin ancak “demokrat bir zihniyetle” kuşatılması gerektiği konusunda kafası karışık. Bu karışıklık giderilmedikçe varolan demokrasimizin eksik olma halinin giderilmesinin de mümkün olmayacağı ortada.
O nedenle de “daha fazla demokrasi” diyenlerin “daha demokrat” bir zihniyetle ilişkilenmeleri gerekiyor. Seçimin gergin ortamında kendini kaybedip ayırımcılığın girdabına düşmemek gerek. Birlikte yaşamı berhava etmemek için.