AKP hükümetinin geçenlerde açıkladığı bakanlık sayılarının azaltılması ve her bakana yeni ve seçilmemiş kişilerden “bakan yardımcısı” ihdas edilmesi kararı seçim sonrası Türkiye’nin nasıl yönetileceğine dair önemli ipuçları taşıyor.

Doğrusu bu 3046 No’lu Kanun Hükmündeki Kararname bence yeni dönemde Tayyip Erdoğan’ın yeni anayasada yer almasını istediği “başkanlık sistemi”nden de vazgeçtiğini düşündüren bir düzenleme.

Çünkü düzenlemenin en önemli yanı “devlet bakanlığı” adıyla anılan bakanlıkların kaldırılarak toplam bakanlık sayısını 20’ye indirmesi ve bakanlıkların yönetimlerine hükümetlerle gelen hükümetlerle giden kişilerin yerleştirilmesi.

Bu özellikleriyle bu düzenlemenin bir başkanlık sisteminde başkana ait yetki alanına benzer bir alan oluşturacağını düşünürsek Başbakan Erdoğan’ın yeni anayasada düşündüğü “başkanlık sisteminden” vazgeçtiği sonucuna da varabiliriz.

Bu kanaatimin doğruluğu tabii ki tartışılabilir ama düzenlemenin bir maddesi var ki yeni dönemdeki yönetim tarzının bundan öncekinden çok farklı olacağı, başbakanın etki alanının ciddi biçimde artacağını gösteriyor.

Sözkonusu kararnamenin 2. maddesi şöyle: “Bakanlık bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşları başbakanın teklifi ve cumhurbaşkanının onayı ile, başbakanlıkla veya diğer bakanlıklarla ilgilendirebilir. Söz konusu kuruluşların özel kanunlarında bağlı, ilgili ve ilişkili olunan bakanlığa ya da bakana verilen yetki ve görevler ilgilendirilen bakanlık veya bakan tarafından kullanılır ve yerine getirilir.”

Bu uzun cümlelerin anlamı mı?

Bu uzun cümlelerin anlamı RTÜK, Rekabet Kurumu, Telekomünikasyon Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Kamu İhale Kurumu ve Tütün Kurumu gibi “bağımsız düzenleyici kurumların” önümüzdeki dönemde artık bağımsızlıklarının olmayacağı.

Bilindiği gibi bu kuruluşlar şimdilik burada ayrıntısına girmeyeceğim bir anlayış ve bir süreç sonunda hükümetlerden de sektörlerden de belirli ölçülerde mesafeli ve bu anlamda da “bağımsız” kuruluşlar olarak kurulmuşlardı. Bu kuruluşlar seksenlerde ortaya çıkan “ultra piyasacı” iktisat anlayışının özelleştirme politikalarıyla eskinin kamu işletmelerinin özelleştirildiklerinde özel sektör tekellerine dönüşmemeleri için düşünülmüş kurumlardı. Fakat Başbakan Erdoğan hemen her seferinde “Davul bizim boynumuzda, tokmak onların elinde” diyerek bu kuruluşların kararlarıyla ilgili sıkıntılarını dile getirmişti. Şimdi ise bu kuruluşların “bağımsızlıkları” kaldırılarak bakanlıkların dolayısıyla da bakanlar kurulunun ve dolayısıyla da başbakanın etki alanına dahil edilmiş olacaklar.

Doğrusu ben, devletin “etkinliği”ni arttıracağı ileri sürülen bu düzenlemenin bir “kanun hükmünde kararname” ile çıkarılmasının doğru olmadığına inanıyorum. Parlamentoda tartışılması hatta bana göre toplumda çeşitli platformlarda tartışılması gereken bir düzenleme. Ben yaptım oldu diye geçiştirilebilecek bir düzenleme değil.

Başbakan Erdoğan, benim anladığım kadarıyla bir “hizmet” insanı, bir “apolet insanı” değil. O nedenle de hizmet etmesini önlediğini düşündüğü kurumları şimdi artık kendi etki ve yönetim alanının içine alıyor. Bu nedenle de onun artık “başkan” olmak gibi bir düşünceden vazgeçtiğini düşünebiliriz.

Başbakan bir “hizmet” insanı ama bu hizmetlerin neler olması gerektiğine tamamen o karar veriyor. Toplum bu hizmetleri istiyor mu, ya da bu biçimde istiyor mu ya da hiç mi istemiyor gibi sorular onu ilgilendiren sorular değil.

Bu onun siyaset ve demokrasi anlayışı. Doğrusu ben bu anlayışın eskide kalması gereken bir anlayış olduğunu düşünenlerdenim. O nedenle de bu düzenlemenin devleti, hükümeti ve tabii başbakanı daha “etkin” hale getirebileceğine inanıyorum ama demokrasimizi daha etkin hale getireceğinden kuşkuluyum.