Yürek, Göğüsten Firari Olunca

An be an sustum nehirler maviye akar iken. Yüzünün her gülüşü ise infilak ederdi, sokakların geceye düşen yarım umutlarında. Matemini minör notalarında kullanmamış bir kalbi satılığa çıkarsan ne tartar acep? Bilinmez, sanırım avuçlar üşüyorsa eğer. Göğsü yaralı bu bereketli topraklarda, hangi saat kulesinin zamanına ayarlanır hayat bilinmez. Çatlamış camlardan bakmak yıldızlara, nasıl bir hüzün düşürür yüreğe bilir misin? Kalp atımı denli uzun sevmenin ve kalbin kısa atışının anlamı yüklü mü hafsalanda? Işığa resimler çizdim. Suskunluğumu kentin en köhne kuytuluklarına çektim. Üstümüze yağan umutsuzluk dallarında, gözü bağlı kopuşu önemsemek gerekir mi ey mavi dünya?

Üçüncü köprünün inşasında 3 işçinin yaşamını kaybetmesi, çocukluğumuzun büyük iplik makaralarına sarmal olamaz elbet. Günyüzünde dereden çıkmayan mandaya hak vermek gerek. Mandanın suda kalmayı tercihini, biraz da karadaki pozitif olmayan gidişatta aramak lazım. İşler yolunda gitse idi, derede kalmaz söğüt dalına yuva yapardı mağdur manda. Onu sudan çıkartmayan bir dünyada, iki ayak üzerinde yürüyenlerin de çok mutlu olması olası görünmüyor. Ayın büyüsüne saklanmamanın, yağmurla düşen talihe ise bülbül sesiyle yanıt vermenin vaktidir belki. Ancak ayın büyüsü üçüncü köprü inşaatında yaşamını yitirenleri de tekrar bizimle buluşturamıyor. Manda da biraz kaçışın ve sığınak aramanın adresi olarak görmüştür dereyi belki de… Bir süre daha orada mahsur kalacağa benzer masumiyet. Yurdum halleri, hoş dereleri de kurutuyor. Kuruyan sadece dereler değil ki! Hayatın kılcal damarları dahi kurumaya yüz tutmuş.

Sokaklarda sürüklenen gece yarılarında, bu kent suskunluğa çevirdi yüzünü. Ölmüş zamanın neferi olmakta değil ki; konumlanışın doğru olanı. Usta bir dokunuşa ihtiyacı varken hayatın üstelik. Birinci, ikinci, üçüncü köprüler kurulur. Bizim kendi köprülerimiz nerede merak ettin mi hiç sevdalım? Birbirimizin mi üstünden geçeceğiz karşı kıyıya ulaşmak için? Emek elden kesilir, manda ise sudan çıkmamakta ısrar eder. Barış’a ulaşamayız inan, hiç bir soluk alışımızda ya da verişimizde… Çünkü kent artık kendisini yalnızlığa terk etmiştir o zamanda. Kırık iklimlerin toprağı olmak istemiyor oysa bu kent. Zamanı geldiyse dur demenin, aşk bitti ise yeniden demenin sonrasındayız. Hayat yeniler bizleri, fikriyatının da öncesindeyiz ey sevgili. Umudu kesmemek gerek hayattan…

Maceralarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Gecenin aydınlıkla, hüzünle, yüzünle, sevinçle, ümitle buluşmaya ihtiyacı var. Şimdiki ağlamalarımız, gün ağarınca gülmeyeceğimiz anlamında değildir mutlak. Yürek göğüsten firar edince aşk ta kaçınılmaz görünüyor. Üçüncü köprü inşaatında sözüm ona iş kazası sonucu, ölen üç emekçinin yüreğinden kaç aşk yürüyecekti bilemeyiz. Israr ediyorum. Usta bir dokunuşa ihtiyacı var hayatın. Dokun üç kez. Müslümanlar, Allah’ın hakkı üç dediği için değil. Yürek için, aşk için, birbirimiz için dokun hayata. Bak! Ne kadar da sıcakmış ve aydınlıkmış dünya…. Yürek göğüsten firari olunca farklı bir dünya olası görünmüyor. Oysa yaşamın keskin mavisine demir atacaktık. Bodrum güzel ama lekeli bir liman oldu ikimiz içinde. Sığınmayacağız. Susmayacağız. Aşka ve hayata dair hiç bir şeyi ayakta tutmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü vaz geçersek yer yüzü öksüz kalır.

Yağmurlu geceleri, gün ile buluşturmanın yüceliğini ve güzelliğini birlikte başarabildik. O gecelerde zulmün saltanatını erittik. Menekşeler yüzünü o gecelerde sevgiye çevirdi. Gecenin mateminde duygu payımıza düşenler olmadı değil. O zamanlarda dahi ruhumuz arınmaktan eksik durmadı. Yasaklı duvarları o gecelerde yıktık ve yürüdük. Homeros’un “Ebedi mavilikler ülkesi” dediği Bodrum, o anlarımızda rengiyle barıştı. Bugünlerden geriye tan yerinin ağarışında başlayan martı senfonileri kalacak elbet.

Göğsümüzden firar etmiş yüreğimizin peşinden gidebildiğimiz sürece özgürleşmiyor muyuz biraz da? Öyle olmasaydı Cevat Şakir ile Azra Erhat, “Devlerin Aşkını” yaşama şansına sahip olabilir miydi? Bizler de aklımızı susturup, yüzümüzü deliliğe çevirmeseydik; günün ilk ışıklarında martılar sevinç çığlıkları atarlar mıydı? Yeryüzünde yeni dünyaları ancak maceracı keşişler keşfeder. Onların da yürekleri kısmen firaridir zira. Firari yürek, eğer peşinden gideni yoksa sevdasızlığın ayazında üşür. Yürek üşümesin, aşk susmasın. Bu kentin ebedi maviliği solmasın. Hayatın buna ihtiyacı var ve onu öksüz bırakma lüksümüz yok. Hayat ve yürek bunu inan asla hak etmiyor. Martıları da dilsiz bırakamayacağımıza göre, her daim “Yüreğimizin git” dediği yerde buluşacağız. Hayat yerinde sayanları değil, adım atanları kucaklar.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Gülder değirmencioğlu
Gülder değirmencioğlu - 1 yıl Önce

Acıyı şiir diliyle ve melodisi ile anlatmak ve evet hayat seyredenleri değil adım atanları kucaklıyacak elbette...süper bir yazı...

Baki Erdoğan
Baki Erdoğan - 1 yıl Önce

Bir nefeste soluksuz okuduğum bir yazı olmuş. Yazarı zaten takip ediyordum. Yanlış anlaşılmasın ama bir eleştirim olacak bu güzel, duygusal ve insanın içine akan yazının sahibine. Daha sık ve düzenli yazması gerekiyor. Bunun biraz okura saygı ile de alakalı olduğu görüşündeyim. Teşekkürler.

Yurdanur Başbuğ
Yurdanur Başbuğ - 1 yıl Önce

Yazı başlığından son noktasına dek hayata ve insana temas ediyor. Pek çok bölümü var sarsan yazının. Ben şu bölümünden daha çok etkilendim: “ Sokaklarda sürüklenen gece yarılarında, bu kent suskunluğa çevirdi yüzünü. Ölmüş zamanın neferi olmakta değil ki; konumlanışın doğru olanı. Usta bir dokunuşa ihtiyacı varken hayatın üstecelik. Birinci, ikinci, üçüncü köprüler kurulur. Bizim kendi köprülerimiz nerede merak ettin mi hiç sevdalım?”

Berna Soner
Berna Soner - 1 yıl Önce

Bu yazıyı ikinci okuyuşum. Belki "Allahın hakkı üçtür" deyip bir kez daha okurum. Hani okundukça insanın ruhunu ve ufkunu açan bazı yazılar vardır ya; Bu yazıda onun iyi ve doyurucu bir örneği olmuş. Yazanı tebrik ediyorum. Ben de Baki Erdoğan arkadaşımın görüşüne katılıyorum. Yazan arkadaşın bir yeteneği var. Onu okurlarından esirgememesi gerek. Kendisini bu manada ağırdan satmasının çok manalı olduğunu düşünmüyorum. Daha sık ve düzenli yazmalıdır bence Bay Yazar.

Belma Nur Güvercin
Belma Nur Güvercin - 1 yıl Önce

Eğer hayat güzel olacak ise yüreği göğsünden firar etmişler sayesinde olacaktır. Aşkın da, özgürlüğün de, devrimin de gerçek sahibi yüreği göğsünden firar etmiş olanlardır. Sayın yazarımız bunun en tipik örneği olsa gerek. Yoksa bu kadar muhteşem bir yazı ortaya çıkmazdı. Çok başarılı olmuş. Kendisine yüreği firarda bir okuru olarak tebriklerimi sunuyorum.

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >