Ne dedi sayın başbakan?

“Tükürdüklerini yalayacaklar, göreceksiniz!”

Böyle söyleyerek ne yapmış oldu?

“Beyaz sayfa açacağız” diyerek “Açtığını” tükürükle ıslatmış oldu.

Bu sözü daha efendice ve terbiyeli biçimde söyleyebilirdi.

“Göreceksiniz, sözlerinde duramayıp, meclise gelecekler” deseydi daha efendice olurdu değil mi?

O zaman da ona birileri “Affedersiniz, politik yaşamınızda söylediğiniz her sözde durdunuz mu” diye sorardı elbet.

Politikada yeri gelir sözler söylenir, yeri gelir o sözlerden vazgeçilir, yeri gelir unutulur sözler, anımsanmaz bile.

Dünyanın her yerinde böyledir bu.

Ama sadece gelişmemiş beyinler o sözleri “Yalama-yalatma” ilişkisine yönelirler.

O insanlar milletvekili seçilmişler, halka bir şeyler yapma sözü vermişler, şu anda içinde bulundukları durum gereği de meclise girmiyor, yemin etmiyorlar. Bunu yaşamları boyunca sürdürmelerini beklemek, istemek politikayı bilmemek demektir.

Başbakan politikayı bilmiyor mu?

Biliyor.

O zaman neden böyle söylüyor?

Gerginlik işine geliyor da ondan.

Meclisin iç tüzüğü, milletvekillerinin haklarını hukuklarını belirleyen yasalar var değil mi, milletvekillerinin uymak zorunda olduğu kurallar orada yazar. Diyelim bir milletvekilinin davranışları “Kamuya zarar veren” davranışlardan sayıldı, ne yapılır o zaman?

Onun milletvekilliği meclis üyelerinin oylarıyla düşürülür.

O zaman ne olur?

“Yedekten milletvekili” mi atanır?

Bağımsızlardan ve öteki partilerden bazı milletvekilleri hapiste. Hepsi için geçerli ama çok öne çıktığı için birini alıyorum.

Sayın Hatip Dicle hapiste olduğundan ne yaptı Yüksek Seçim Kurulu?

Yedek kullandı!

Ötekiler için neden bu “Yedek kullanma” davranışı gösterilmedi?

Var mı böyle bir “Yedek kullanma” yasası?

Bildiğimiz kadarıyla yok!

Orada seçimin yenilenmesi gerekir miydi?

Gerekirdi!

Yüksek Seçim Kurulu “Ey halk, biz bir halt ettik, adama aday olması, seçime katılması, seçilebilmesi için izin verdik, ama şimdi çizdik, oynamıyoruz” dedi mi?

Demedi!

O zaman ne anlama geliyor bu?

“Sümüğünü yalamak” mı?

Olayı yaratan kim?

Bilinçli yaratılan olaya tepki gösterildiğinde bağırıp söven kim?

Seçilen milletvekillerinin meclise ne zaman gideceklerine kendileri karar verirler. İstemezlerse toptan istifa ederler, yeni bir yol açarlar kendilerine. İsterlerse giderler, o meclisi çalışamaz hale de getirirler. İsterlerse yemin de ederler, çalışmalara da katılırlar. Bunu belirleyecek olan bizler değiliz, kendileri.

O zaman başbakan onlara “Niye geldiniz” diye mi soracak?

Babasının çiftliği mi orası?

Ülkenin içinde çırpındığı yığınla sorun var, başbakanın görevi bu sorunları bir an önce ortadan kaldırmaya çalışmak değil mi?

Değil!

Onun amacı, hedefi belli.

Başbakan olmak yetmiyor ona, başın başı olmak istiyor.

Olabilir mi?

Olur, niye olmasın, onu üç dönemdir orada tutanlara yakışır.

Peki bu arada bana ne oluyor?

Yığınla insan hemen her gün “Bu karışıklık sence nasıl çözümlenir” diye soruyorlar bana. Onlara “Ne bileyim, bu soruyu karışıklığı çıkaranlara sorsanız daha iyi olmaz mı” diyorum, sinirleniyorlar.

Sahi, “Beyaz sayfa açacağız, helalleşeceğiz” diyen başbakan orada burada kullandığı iğrenç sözlerle o sayfayı daha ilk günde kapkara etmekle “Tükürdüğünü öpmüş” mü oluyor acaba?

Dağlarda, ovalarda, kentlerde bilginiz, emriniz, isteğiniz içinde kan akıyor sayın başbakan kan!

Tükürükle uğraşacağınıza bu kanı bir an önce durdurmaya çalışsanız daha insanca bir davranış olmaz mı?