30 yaşında 20. Yüzyıl'ın müzik dahisi ilan edilmiş Stravinski'yi kimileri, yenilenme arayışının, bireysel özgürlüğün kıstası kılmış, "kendisine mahsus olan"dan taviz vermek bir yana, onu durmaksızın yeniden üretmenin sembolü haline gelmiş bir sanatçı olarak kabul etmişlerdir.
48 yaşında yazdığı otobiyografisinde anlamlı bir serzenişi vardır, Stravinski'nin... Bir yerinde, elit müzikten sıradan insana kadar uzanan, Fransa'dan Türkiye'ye, Rusya'dan Irak'a uzanan bir kapsayıcılıkla, bir insanlık hali anlatımıyla şöyle der:
"Besteci olarak mesleğimin başlangıcında halk tarafından epeyce şımartıldım. Başlangıçta benimsenmeyen eserler bile kısa zaman sonra beğenildiler. Ancak son onbeş yıldır, eserlerimin beni dinleyicilerimden uzaklaştırdığını hissediyorum. Benden farklı şeyler bekliyorlar. Ateş Kuşu, Petruşka, Ayin ve Les Noces'in müziğini beğenip, bu eserlerde kullanılan dile alışmışlardı; beni başka biçimde konuşurken görmeyi benimseyemediler. Beni müzikal düşüncelerimin yolunu izlemeye bırakmadılar ve buna izin vermediler. Beni duygulandıran ve bana zevk veren şeyler onları ilgilendirmiyor; onların hâlâ ilgisini çeken şeylerinse benim açımdan hiçbir çekiciliği yok. Aramızda pek seyrek olarak gerçek bir ruh birlikteliği olduğuna inanıyorum. Eğer tesadüfen -ki bazen olur- aynı şeyleri beğensek, bunun nedenlerinin benzer olduğundan kuşku duyarım..."
Kederli ama doğru "duruş"...
Bu ülkede, bu ülkenin ikliminde hemen hiç hissedilmeyen bir duruş...
Medeniyetin ölçüsü izafi ve birden çok...
Yerel olanın gücünü tutarlı, köklü, kalıcı biçimlerle evrensel boyuta taşıma bunlardan biriyse; diğeri, bir kültürel süreklilik iklimi çerçevesinde biçimleri taşıma, yenilenme ve çeşitlenme kültürü, belki...
Stravinski tarzı duruşlar, medeniyetin, özgürlüğün "olmazsa olmaz" koşullarıdır...
Türkiye için bu tür düşüncelerin ne anlamı var?
Siyasi Türkiye için bir bakıma hiçbir anlamı yok...
Biz, düşünce hayatından, muhalefetine kadar "her hücresini her geçen gün biraz daha faydacılıkla sarmalayan", işe yarar olmakla değerli olmayı eşdeğer kılan, özgürlüğü dar yaşam alanları mücadelesi içinde algılayan, "zamanı magazin aracılığıyla kavrama ve yaşamayı şiar edinen", üstelik bunu değişim ve özgürleşme fikriyle açıklayan, "değer üretiminde gelenek ve folklorun ötesine geçmeyi çoktandır unutmuş" bir diyarda yaşıyoruz.
Biz hala "düşüncenin siyaset karşısındaki özerkliği" nedir onu bile öğrenemedik siyasi Türkiye'de... Bu özerkliğin özgürlüğün ruhu, yaratıcı siyasetin gıdası olduğunu hala bilmeyiz...
Ezeriz...
İnsan, düşünce ve siyaset imhasının aynı olduğunu bile bile...
Stravinski'den nereye...
Özgürlüğü solumadan, cesaret taşımak, özgüveni hissetmek, yani özgür düşünmek, özgürce yaratmak, korkunç bir yanılgıdan başka nedir ki!
Özgürlük iklimi, yaratıcılık ruhunun ta kendisidir, başarıyı doğuran da odur...
Özellikle siyasetçilere, özellikle iktidara duyurulur...