Neydi İttihatçı zihniyet?

Niçin eleştiriyorduk?

Toplumun tüm dokusunu ele geçirip biçimlendirmeye çalışan İttihatçı ruhla hesaplaşmamızın anlamı neydi?

Cumhuriyetin kurucu iradesinin toplumsal mühendisliğini niye jakobenlikle suçlayıp mahkûm ediyorduk?

Kendini toplumu adam etmeye çalışanlara niçin karşı çıkıyorduk?

Çünkü İttihatçı zihin dünyası farklı bireysel/toplumsal talepleri şüpheyle değerlendirerek devletin varlığı için risk olarak görüyor, halkı küçümseyerek aktörlerine Edison’un lambası rolünü biçiyordu.

Çünkü İttihatçılar Anadolu’ya bilim ve tekniği taşımak yerine Batılılaşma diye balolar, çağdaşlaşma diye de Batı dünyasının yaşam biçimini dayatmaya çalışıyordu.

Çünkü İttihatçı anlayış iktidar tutkusuna esirleşerek Roma’yı yakabiliyordu. İktidar tutkusunun verdiği güçle toplumu kontrol edeceklerine inanıyorlardı.

Bu yolda vicdani-ahlaki ölçütleri yok sayıyor ve eylemlerinin meşruluğunu "vatanı kurtarma tezi üzerinde inşa ederek farklı toplumsal talepleri mahkum ediyorlardı....Sonları hüsran oldu. Kurtarmaya, kendilerine benzetmeye çalıştıkları topraklardan kaçmak zorunda kaldılar.

Ama topluma çaldıkları maya cumhuriyetin güç sahibi kadrolarıyla bile tutmasa da zorla tutturulmaya çalışıldı.

AKP bu anlayışı eleştire eleştire iktidar oldu. Başbakan birçok konuşmasında bu İttihatçı zihniyeti ve yöntemlerini eleştirdi.

Haklıydı. Sırf bir şiir okudu diye hapishanelerde gün saymış özgürlüğüne kilit vurulmuştu. Gücün hukukunu uygulayanlar mazlumun hakkını gasp etmekten çekinmemişlerdi.

Zaman geçti, devir değişti. Gücün hukuku yerini halkın hukukuna bıraktı. Adalet ve kalkınma talebi AKP’de birleşti.

Başbakan ve partisi hem genel hem de yerel seçimlerde başarı üstüne başarı kazandı.

Devletin ve İttihatçı zihniyetin tüm ötekileri, cumhuriyetin ve İttihatçıların tüm üvey evlatları, bir başka üvey evladın temsilcilerine oy verip güvendiler.

Bilmiyorlardı, mazlumun zalimine âşık olup ona dönüşeceğini.

Bilmiyorlardı, analar ağlamasın diyenlerin anaları ağlatacaklarını.

Tahmin etmemişlerdi,70 yıl öncesine gönderilen özrün politik bir manevradan ibaret olduğunu.

Okumamışlardı Orwel’in Hayvan Çiftliğini.

Balkon konuşmalarına kanmış, beraber ıslanılan yağmurlar bittiğinde hazırlıksız gelen doluda kafalarının kırılacağını düşünmemişlerdi.

Evet, Başbakan tüm ötekileri kucaklarken, herkese barış mesajları yollarken elbette hiç kimse ”yumruğunu, dişini sıkıp beklediğinin” farkında değildi.

Ama artık bilinmiyor değil, Başbakan’ın gücünü kurumsallaştırma oyunları gücünü kurumsallaştırdıktan sonra ortaya çıkmıştır.

Artık AKP, sonucu olarak ortaya çıktığı tüm sorunların sebebi durumundadır. Dün mağdurların sesi olarak ortaya çıkan AKP bugün kendi mağdurlarının sesini kısmaya çalışan halk iradesinin yarattığı bir “canavara” dönüşmüştür.

Açıktır ki AKP son dönem uygulamalarıyla artık muhafazakâr-demokrat zihin dünyasından muhafazakâr-İttihatçı zihin dünyasına evriliyor.  

Muhafazakâr-İttihatçı zihniyet, iktidarın verdiği güçle toplumu kontrol etmeye, topluma kaftan biçmeye, kendi mayasıyla yeni bir toplum yaratmaya çalışıyor.

Ama unutuyorlar, bu topraklar yüzyıllardır kendi mayasıyla yeni bir toplum yaratmaya çalışanların hazin öyküleriyle doludur.

Unutuyorlar, bu topraklar, kilisenin karanlık, papazın kör, cemaatin sağır, bağıranın” bağır babam bağır” diye güç devşirdiğini zannettiği çok günler gördü…