29 Ekim...
Cumhuriyet bayramı yani. Adettir. Her yıl 19 Mayıs’ta Samsun’u, 23 Nisan’da çocukları, 24 Kasım’da öğretmenleri, 29 Ekim’de cumhuriyetin faziletleri hatırlanır.
Yine öyle yapacaktık ki bu sefer deprem yası nedeniyle kutlamalar yarım kaldı. Ama yine de belirli gün ve haftalar takvimine uygun etkinlikler yapılıp kimin kulakları hangi cümlelere özlem doluysa birileri o cümleleri söyledi.
Efendim, takvimimize göre 120 belirli gün ve haftamız var. Aristo mantığına göre kalan gün ve haftalar ise Milli Eğitim Bakanlığı’nın takvimine göre belirsiz gün ve haftalardan sayılıyor demek ki.
Yaşlıları mı hatırlamak istediniz, buyurun yaşlılar haftasına, gazetecileri mi, alın size 10 Ocak, madenciler için 4 Aralık, doğumda annelerimize yardım eden ebeler mi, onları da unutmadık, 21 Nisan…
Yani, gün çok, kutlamalar çok ama anlam ararsanız, gerçeklik ararsanız, tabi ki yok.
Tıpkı 27 Mayıs darbesinin 20 yıl boyunca Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak kutlanması gibi.
Tıpkı 23 Nisan tarihinin “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adıyla resmi olarak kutlanmasına 12 Eylül generalleri döneminde başlanmış olması gibi.
Ve tıpkı her yıl 29 Ekim’de kutlanan cumhuriyet bayramının anlamsızlığı gibi.
Neden anlamsız olduğunun cevabı cumhuriyet kavramının ilkokul kitaplarındaki açıklamasıyla bile ortadadır ama bunu birilerine anlatmak ilkokul çocuklarına okumayı öğretmekten bile daha zordur.
Şimdi nedir cumhuriyet?
Halkın kendi kendini yönetmesi.
Nasıl yönetecek?
Seçime katılan partilerle…
Peki, 1946’ya kadar yapılan genel seçimlere kaç parti katılmış?
BİR… Bildiğiniz 1…
Ve biz 88 yıldır sadece bir partinin seçimlere katıldığı tarihi cumhuriyet bayramı olarak kutluyoruz.
Hani bu tarih padişahlığın kaldırılması, saltanatın yıkılması olarak kutlansa anlayacağım ama söyler misiniz cumhuriyet bayramı olarak kutlanması bugün Beşar Esad’ın, Suudi Kralı’nın ülkesinde cumhuriyet bayramını kutlanmasından ne kadar farklı olacak?
Veya her 29 Ekim’de mutlaka bir şeyin kutlanması gerekiyorsa illerde devletin valilerinin aynı zamanda Halk Parti’sinin il başkanı, meclise ise sadece Cumhuriyet Halk Parti’sinin seçtiği temsilcilerin bulunmaya başladığı tarihin başlangıcı olarak CHP’liler tarafından pekâlâ kutlanabilir mesela.
Bize gelince… Biz, farklı görüşlerden her insanın temsil edildiği, Osmanlı padişahı etrafında kurgulanan tek kişi iktidarının yerini millete, milletin mebuslarına bıraktığı, ilk TBMM’nin açıldığı 23 Nisan’ı ulusal egemenliğin başlangıcı olarak kutlayabiliriz.
Ki o Birinci TBMM’nin ruhuna Nisan’ın bir başka gününde 1 Nisan 1923’te son verilir zaten. Yeni kadrolar Lozan Antlaşması’na yönelik itirazların yükseldiği sırada meclisi dikensiz bir gül bahçesine dönüştürmek ister ve Cumhuriyet Halk Fırkası’nı kurarak ilk meclisi çok zaman geçmeden de tasfiye ederler.
Böylece tek partili “cumhuriyet” yönetiminin günleri de başlamış olur.
1946 bu sürecin iflasını gösterir.
DP’nin kurulması ve seçimlerin kazanılmasıyla çok partili gerçek cumhuriyet günleri başlar ama…
27 Mayıs 1960’ta “zinde güçler” harekete geçerek cumhuriyet ruhunu Yassıada’da boğdurur. 12 Mart 1971’de beş komutanın verdiği muhtırayla kontrol altına alınır cumhuriyet.
12 Eylül’de tankların arasında ezilir. 28 Şubat’ta post modern darbelerin, 27 Nisan’da e-muhtıraların hedefi olur.
Sözün kısası…
Birileri 29 Ekim’i mutlaka “cumhuriyet bayramı olarak kutlamak hakkımız” diyecekse “kimin cumhuriyeti,” devletin mi halkın mı” diye sormak da bizim hakkımız olsa gerek.