Uluslararası güç merkezlerinin yeni tehdit algılamaları İran’ın zenginleştirmeye çalıştığı uranyum üzerinden şekilleniyor. İran bunu artan enerji ihtiyacını karşılamaya dönük yaptığını açıklayadursun başını Amerika ve İsrail’in çektiği Batı İttifakı bu açıklamayı tatmin edici bulmuyor.

Uluslararası kuruluşların gücünü de arkasına alan bu ittifak İran’ın sahip olacağı nükleer gücün insanlık için tehlike oluşturacağını dillendiriyor. Haksız bir değerlendirme değil bu. Ama nükleer silahlar sadece İran’ın elinde tehlike oluşturmuyor.

On bin nükleer başlığa sahip olmakla övünen Amerika, gizli nükleer silahlara sahip İsrail ile İngiltere, Fransa ve Almanya’nın elindeki nükleer silahlar da insanlık için tehlike oluşturuyor.

Bu anlamda İran’ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi doğru ama samimiyetten yoksun çabalar. Aynı çabalar var olan nükleer silahların imha edilmesine harcandığında değer kazanacak. İran’a yönelik planların dünya kamuoyunda meşruiyet kazanması biraz da buna bağlı.

Öte yandan Ortadoğu’da İran’ın sahip olacağı nükleer güç bölgede zaten hassas olan dengeleri sarsarak silahlanma yarışını başlatabilir. Mevcut geri kalmışlığı derinleştirme ve silah lobisini ihya etmenin dışında bölge halklarına hiçbir fayda doğurmayacağı ortada olan nükleer silahta İran’ın ısrarı ise güç mücadelelerinden kaynaklanıyor. İran sahip olacağı nükleer güç sayesinde Amerika ve İsrail’in bölge politikalarına karşı durabileceğinin farkında.

İran, Amerika ve Avrupa tarafından İslam’ın Şii karakterlerini taşıyan rejiminin risk olarak algılandığının farkında. Uygun koşullar sağlandığında Amerika ve Avrupalı güçlerin bu riski ortadan kaldıracak girişimlerde bulunduğunu, bulunacağının da bilincinde.

Geçmişte Irak’ın İran’a karşı kullanılması, günümüzde Müslüman Kardeşler örgütünün desteklenmesi, muhalif hareketlere parasal yardım, İranlı üst düzey komutanların kaçırılması ve İran Merkez Bankası’nın Avrupa Bankalarındaki hesaplarının dondurulma girişimleri rejimini zayıflatma çabalarından bilinenler. Bunun yanında 1987’de İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yaptığı hava saldırısı da hafızalarda yerini koruyor hala.

İran bunları hesaplayarak hareket ediyor. Sorunun nükleer silah ya da enerji edinmenin ötesinde İran rejiminin güçlenmesinden kaynaklandığının farkında. O yüzden rejimde reform talebinin bir zayıflatma stratejisinin parçası olduğunu düşünüyor. Bir anlamda bu konuda da haklı.

Her gün Irak’ta öldürülen siviller, Afganistan’da katledilen masum insanlar küçük bir ajans haberi şeklinde basite indirgenerek Batı basınında geçerken İran’daki muhalif gösteride ölen Nida adlı genç kızın ölümü hikayeleştirilerek günlerce Batı kamuoyunda propaganda amaçlı kullanılıyor. Amerika’da idam edilen kadınlar için ses çıkarılamazken İranlı kadın Sakine Aştiyani için yapılan protestoların sonu gelmiyor. Bir merkezden yönlendirildiği açık olan bu protestoların amacı İran rejiminin “vahşiliğini” sergilemek ve uluslararası kamuoyunda İran’ı zor durumda bırakmak.

İran ise tüm bunlara silahlanma alanındaki gücünü pekiştirecek çabaları artırarak cevap veriyor. Şuhut füzeleri, görkemli törenlerle yapılan tatbikatlar, Körfez’de varlığını hissettiren çabalar güç gösterisinin yansımaları. İran bunlarla olası operasyonlara sert askeri cevaplar vereceğini göstermeye çalışıyor.

Şimdi son gelişmeler yakın zamanda bir operasyon beklentisinin olmadığı yönünde. Amerika ve İsrail’in başını çektiği ittifakın hedefi İran’ı küresel ilişkilerde izole ederek sonuca gitmek üzerine kurulu. Türkiye’de konuşlandırılmasına karar verilen füze kalkanı projesi de bu politikanın bir parçası. Bütün bunlar sonuçsuz kaldığında olası bir savaş seçeneği üzerinde de duruluyor. Bu çerçevede Türkiye ve Suudi Arabistan’ın tavrı anlaşılmaya çalışıyor.

Arabistanlı yetkililer Irak’ın işgaliyle etki alanı artan Şiiliğin yayılmasından endişe duyuyor. Bu nedenle İran etkisini kıracak her gelişmeyi desteklemeye hazırlar.

Türkiye ise sorunun diplomatik yollarla çözülmesinden yana. İran’a olası operasyonun bölge dengelerini sarsacağını ve bunun zincirleme bir savaşa dönüşeceği inancında. Avrupa Birliği yolunda olan bir ülke olarak sınırlarında patlayan silahların, gümbürdeyen top seslerinin ve havalanan F-16’ların ülke geleceğine katkısının olmayacağı görüşünde.

Şimdi uzun vadede İran’da savaş sürecinin güçlü bir olasılık olduğu doğru. Ama bu savaşa İran’ın petrolüne olan bağımlılığı nedeniyle Çin’in de onay vermesi gerekiyor. Güçlü üretim potansiyeliyle dünya piyasalarında etkin olan Çin’in “tıkır tıkır” çalışan makinelerini sekteye uğratacak savaş olasılığına sıcak bakmayacağı ortada. O nedenle İran, Irak kadar kolay lokma olmayacak. Şimdi yapılanlar ise İran’ı çembere alma ve yalnızlaştırma politikası sadece.