Türkiye gündemin çok hızlı değiştiği bir ülke. Suriye’de düşürülen uçak, KESK’e yapılan baskın ve tutuklamalar, Zana`n’n başbakanla görüşmesi, İstanbul KCK Davası, ÖYM’lerin kaldırılması haftanın en önemli gündem konuları.

 

Türkiye bir garip ülke olmaya başladı. Başbakan giderek otoriterleşiyor. Toplumu kendisi gibi düşünenler ve kendisi gibi düşünmeyenler olarak ikiye ayırmış, kendisi gibi düşünmeyen tüm kesimlerin ensesinden balyozu eksik etmiyor. Her gün basında kitlesel tutuklama haberleriyle karşılaşıyoruz. Türkiye terör tutuklusu, avukat tutuklusu, sendikacı tutuklusu, gazeteci tutuklusu konusunda dünyada ilk sırayı kimseye bırakmıyor. Basın özgürlüğü ifade özgürlüğü ayaklar altında. İnsanların iradeleri gasp edilmiş seçilen milletvekilleri tüm girişimlere rağmen içeriden çıkamıyor. Cezaevleri adeta toplama kamplarına dönüşmüş durumda. Daha ÖYM’ler kalkmadan muhalifleri nasıl içeride tutacağının ve bu operasyonları nasıl devam ettireceğinin formüllerini yaptırıyor kurmaylarına. Kendi milletvekillerini bakanlarını bile tehdit eden 70 milyonluk ülkeyi tek başına yönetmeye çalışan bir diktatöre dönüştü adeta başbakan. İlk dönemlerdeki mağdur üslubundan eser kalmamış. Bu durumda hala Başbakana umut bağlayanlar var. Onu eleştirmeyi Kemalizm’le özdeşleştirenler bulunmakta. Son haftada yaşanılanlara baktığımızda Başbakan’ın doğrulardan ne kadar uzaklaştığı fazlasıyla görülmekte.

 

SURİYE’DE DÜŞÜRÜLEN UÇAK

Bir yılı aşkın bir zamandır baskıcı rejimlerle yönetilen Arap ülkelerindeki halk ayaklanmaları önemli bir tartışma konusu. Ortadoğu bir dönüşüm süreci yaşıyor. Tunus ve Mısır’daki değişimlerde daha çok perde arkasından hareket eden batılı ülkeler Libya’ya düzenledikleri operasyonla perde önüne çıktılar. İpi ellerinden kaçırmak istemediler. Türkiye bu üç ülkede olan değişikliklerde oldukça geri planda kaldı. Birkaç açıklama yaparak izleyici pozisyonda kaldı. Bu durumu Ortadoğu’nun lideri olmak isteyen Erdoğan içine sindiremedi. Kendi ülkesi içinde olan katliamlarda hep unutturma seçeneğini seçen Başbakan söz konusu başka ülkeler olunca insan haklarını hatırladı. Ebette Suriye’deki diktatörlüğün halka yaptığı zulüm savunulamaz. Ama başbakan ilkesel olarak zulme karşı çıkmıyor. Başbakan Suriye’de ki değişimin iplerini kendi eline almak istiyor. Bu yüzden bu uçak bilerek isteyerek Suriye’ye gönderildi. Zaten radar tespiti açıklamasının da içinin boş olduğu yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Ancak Başbakan’ın bu hamlesi elinde patladı. Daha önce Uludere konusundaki açıklamasıyla Türkiye’de gündem olan Amerikan gazetesi Wall Street Journal Suriye’de düşürülen uçakla ilgili haberi batının; Türkiye’nin Suriye politikasına pek sıcak bakmadığını gösteriyor. Başbakan buna oldukça bozuldu ki gazeteyi namertlikle suçladı.

 

ZANA -ERDOĞAN GÖRÜŞMESİ

Kürt hareketiyle devlet arasında bugüne kadar defalarca görüşmeler olduğu bir sır değil. Ancak Hükümetin gerçekte bir barış planının olmaması görüşmelerin Kürt muhalefetini tasfiyeye yönelik olması nedeniyle bu görüşmeler sürekli tıkandı. Hükûmet hala bu tavrını sürdürmekte. Ne yapsam BDP’yi – PKK’yi bölerim onlardan birkaç kişiyi kendi safıma çekip bu sorunu istediğim gibi çözerim gibi küçük hesaplar peşinde. Başbakan’ın akan kanı durdurmak gibi bir niyeti olmadığı son bir yıllık politikalarından yeterince anlaşılmakta. Başbakan’ın tek derdi mevcut otoriter yönetim anlayışını daha da güçlendirmektir. Zana ile görüşmesinin de bu doğrultuda bir görüşme olduğu Başbakan’ın Kayseri’deki açıklamalarından anlaşılmakta. Zana`nın bu görüşmesine büyük anlamlar atfedip Gerry Adams rolünü biçmek Türkiye’nin gerçeklerini görememektir. Gerry Adams IRA üzerinde hiçte küçümsenmeyecek otoritesi olan birisiydi. Ancak Zana`nın Kürt silahlı hareketi üzerinde bir otoritesi yoktur. Bu yüzden Türkiye’nin Garry Adams’ı olabilecek tek kişi Öcalan’dır.

 

KESK`E YAPILAN OPERASYON, KCK DAVASI, ÖYM`LERİN KALDIRILMASI

Geçtiğimiz hafta KESK’e yapılan operasyon sonucu KESK`in içerisinde faaliyet gösteren birçok memur gözaltına alındı. Bir kısmı da tutuklandı. Ortak noktaları KESK Başkanı Lami Özgen de dâhil hepsinin Kürt olması. Gerekçe yine KCK üyeliği. Polis ve savcılık soruşturması komik. 4+4+4 eğitim sistemini protesto etmek, Meclis’te görüşülen Sendika Yasasını protesto etmek, tutuklanan arkadaşları için basın açıklaması yapmak. Demokratik ülkelerde temel bir hak olan protesto Başbakanın tabiriyle ileri demokrasi olma yolunda ilerleyen Türkiye’de ‘’terörist’’ olmanın gerekçesi. Parasız eğitim istemek, puşi takmak, İbrahim Kaypakkaya’yi anmak, HES’leri istememek kısacası Erdoğan’ın herhangi bir politikasına ya da demecine karşı çıkmak bizde ‘’terörist’’ olmak anlamına geliyor. İstanbul’da Prof. Büşra Ersanlı, Ayşe Berktay, Ragıp Zarakolu’nun da yargılandığı KCK davasında iddianame için absürt nitelemesi bile eksik kalıyor. Mecliste gurubu olan, 99 belediye kazanmış bir siyasi partinin tüm aktiviteleri terörist olmanın gerekçesi sayılıyor. Akademisyenler düşünürler gazeteciler saçma sapan delillerle kim olduğu hatta var olup olmadığı bile bilinmeyen gizli tanık ifadeleriyle yargılanıyor. Bir yandan Kürtçe seçmeli ders olarak müfredata konulurken; devletin resmi mahkemelerinde hala bilinmeyen dil olarak nitelendiriliyor. Kürtçe denmesine bile tahammül edilmiyor. Türkiye bir dikta rejimine hızlı adımlarla koşuyor. Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılıyor. Yerine Bölgesel Ağır ceza mahkemeleri geliyor. Tıpkı geçmişte İstiklal Mahkemelerinin yerine Sıkıyönetim Mahkemeleri, Sıkıyönetim Mahkemelerinin yerine Devlet Güvenlik Mahkemeleri geldiği gibi. Hükümetin konuyla ilgili açıklamalından da anlaşıldığı üzere değişen sadece isim oluyor. Eğer gerçekten yargıyı demokratikleştirmek gibi bir kaygı taşınsaydı sanırım ilk önce Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması gerekirdi.

 

SONUÇ

Başbakan’ın tek kaygısı muhalefeti yok edip tartışmasız lider olmak. Ortadoğu’da lider olma planı tutmadıkça içerideki muhalefete daha sert yönelecektir. Başbakan bu yolla Türkiye'deki hiçbir sorunu çözemez. Tam tersi sorunların daha da katmerleşmesine neden olur. Ülkeyi bir felakete sürükler. Kan akmaya devam eder.

 

Erdoğan iktidar hezeyanları içinde kaybolmuş sorunlara çözüm üretmekten uzaklaşmıştır. Demokrasiyi derinleştirmek gibi bir amacı olmadığı gibi en çok korktuğu demokrasidir. Sanırım bu durumda bizim de bir Tahrir Meydanı’na ihtiyacımız var.