ÖTV’deki son zamlar, Maliye Bakanı’nın söylemiyle “güncellemeler” neyi gösteriyor? 54 milyar doları geçen cari açıkla mücadele etmeye kararlı olan hükümetin politikasını.
Peki, cari açık nedir? Kısaca ürettiğinden daha fazlasını harcamak. Bu, krediyle ev alan memurun, henüz almadığı maaşıyla son model telefon alan işçinin, “kazanır öderim” diye kredi kartına borçlanan herkesin bireysel cari açığı vardır demektir.
Ülkeleri İbn Haldun gibi düşünüp insanlardan farklı değerlendirmezsek, bir ülke ürettiğinden daha fazlasını harcamışsa cari açığı vardır yani. Lüks alışveriş merkezlerinde aldığımız her ithal ürün, herkesin elinde birden dolaşmaya başlayan iphonelar, türbanlı bacıların altındaki lüks cipler, Başbakan’ın iki ay önce “yok” ama bugün “var ve önlemini almalıyız” dediği cari açık riskinin en basit nedenleri.
Hükümet, son ÖTV zamlarıyla cari açık riskini kontrol edilebilir düzeye çekmeye çalışıyor. Bu yöntemle ithal pahalı ürünlerin tüketimi azaltılacak.
Ama cari açığın azaltılması sadece tasarrufla başarılacak bir şey değil. Buna paralel olarak ihracatın artırılması ve aşırı değerli Türk lirasının değerinin düşürülmesi gerekiyor.
Yani özünde “güncellemeler” klasik iktisat uygulamaları açısından doğru diye nitelendirilecek kararlar.
Yalnız… Bunu yaparken halkla ilişkiler uzmanlarının dilinden medet ummak ne oluyor? Kelime oyunlarına sığınmak, bal gibi zammı “güncelleme” diye yumuşatmaya çalışmak halkı kandırmak olmuyor mu?
Başbakan Yardımcısı Arınç ”ÖTV zamları fakiri ilgilendirmez” derken farkında olmadan kendi çabası ve helal emeğiyle zenginleşmiş insanlara haksızlık yapmıyor mu?
Yoksa zenginler her türlü zammı hak ediyorlar da bizim mi haberimiz yok? Eğer öyleyse servet vergisi cari açığa çare olmaz mı?
Ya “sigarayı bırakın, alkolü de az tüketin” demeye ne demeli? Sizce bir muktedirin dili değil mi bu?
Tıpkı “taraf olmayan bi taraf olur” gibi…
Tıpkı “göreceksiniz, tükürdüklerini yalayacaklar”
Tıpkı “bedelini çok ağır ödeyeceksin” gibi…
Ya BDP’nin mecliste başörtüsünün serbest bırakılmasını önermesine gösterilen tepki… Yok, “bu fırsatçılıkmış,dini Zerdüştlük olanın böyle bir derdi olabilir miymiş?”
Olur, bal gibi de olur. Başbakan belki bilmiyor ama bir haksızlık karşısında, temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda dini İslam olanın da, Hıristiyan olanın da, dini olmayanın da derdi, o inancın ortak paydasında olmayan başkalarının derdi olabilir.
Tıpkı Mavi Marmara’da farklı dinlerden insanların Gazze için bir araya gelmesi, Filistinliler için İsrail buldozerleri altında can veren Amerikalı Yahudi Rachel Corrie’nin Filsitinlilerin derdini dert eylemesi gibi..
Yani Başbakan, “bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz” diyen zihin dünyasından farksızlaşıyor. Bir tarafta “Başörtülü aday yoksa oy da yok” diyen kadınlar Başbakan’ın akıl hocaları tarafından niyet okuyuculuğuyla derin devletin planlarının parçası olmakla suçlanırken yetmiyor BDP’nin mecliste başörtüsüyle ilgili önergesini bu sefer Başbakan bir zamanlar o çok şikâyet ettiği ”niyet okuyuculuğuna” kendisi soyunarak “dertleri başka” diyor…
Peki, ne oluyor? Parti kapatmalarla ilgili meclis görüşmelerine BDP katılmadığında “bu en çok sizin sorununuz, niye katılmadınız” diye kıyameti koparanlar en çok AK Parti’nin sorunu olarak görülen başörtüsü önergesinde AK Parti’nin önergeyi geri çekmesinde sus pus…
Ne diyorduk… Cari açık “güncellemeyle” azaltılacakmış. Siz önce beyninizdeki, yüreğinizdeki çelişkiyi, kendinize demokratlık açığını kapatacak okumaları, önlemleri güncelleyin.
Biz sizi dinler bir kadeh az içer, sigarayı da bırakır, zaten ömür boyu çalışsak da hiç binemeyeceğimiz Porshe’yi sokakta gördüğümüzde bile bakmayız…