Beyaz Toros Bir Araba Markası Mıdır?

Dün Başbakan Van’da hiç sağa sola bükmeden çok açık ve net konuştu: Ya beni başbakan yaparsınız ya da Beyaz Toroslar dolaşır sokaklarınızda, dedi. Seçimlerden hemen sonra da bu yaşıma kadar bildiğim bütün iktidarların yanaşması olmasıyla meşhur bir gazetecinin, babasının yolunda yürümeye kararlı oğlu bir twit atmıştı. Twitte, Kürt siyasetçilerinin kafasını Beyaz Torosların kapılarına vura vura almadan terörün bitmeyeceğini söylüyordu. Daha önce de bir hükümet “gazeteci”si bu cenahtakilerin ruh halini ele veren bir twit savurmuştu. Ama o Jitem’in yerini IŞİD’in doldurduğunu haber veriyordu: “Renault Toros serisinin üretimini durdurmuş olabilir. Ama Toyota’nın pikap serisi bu boşluğu çok rahat doldurur bence.”

Yakın tarihi ve devleti bilmeyenler Renault’un ürettiği Torosların bir araba markası olduğunu zannediyor. Hatta bugün CNN Türk’teki sabah haberlerinde bir yorumcu, “valla ben Beyaz Toros meselesini bilmiyordum, gündeme gelince gittim araştırdım. Beyaz Toros gibi de olmasın bugün olduğu gibi de olmasın,” diyerek yakın tarihe dair bilgisini gözler önüne serdi. Bilenler biliyor ama ben bilmeyenler için bir Beyaz Toros hikâyesi anlatayım.

6 Mart 1994 günü Cizre’den Silopi’ye gitmek için yola çıkan Ömer Candoruk’un kullandığı 72 AN 794 plakalı beyaz renkli Renault Toros marka araba saat 14.00 sıralarında Botaş Jandarma Karakolu’nun arama noktasında durdurulur. Arama noktasında yolu kesen jandarmaya ait iki beyaz Toros vardır. Araçlardan inen sivil giyimli görevliler şoför Ömer Candoruk ile birlikte Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak ve 14 yaşındaki otostopla araca binen Yahya Akman’ı küfür ve hakaretler eşliğinde tekme tokat arabalarına bindirirler. Bu esnada bir köy minibüsü de arama noktasındadır ve minibüstekiler bütün olan bitenlere tanıklık etmektedir.

Beyaz Toroslar Cizre’ye doğru yola koyulur. Başka bir görevli de Candoruk’un aracıyla onları takip eder. Araçlar hareket halindeyken Ömer Candoruk jandarma aracının penceresinden dışarıya bir şey atar. Minibüsteki yolculardan Agit Malgaz şoförden durmasını rica eder ve Candoruk’un aracın penceresinden yola attığı şeyi alır. Bu, Ömer Candoruk’un ehliyetidir. Agit Malgaz, ehliyeti alıp Candoruk’un ailesine teslim eder. Araca bindirilenlerin ailelerine de yakınlarının jandarma arama noktasında itirafçılar ve görevliler tarafından gözaltına alındığını bildirir. Agit Malgaz daha sonra bütün bu gördüklerini mahkemede de anlatır. Malgaz’a göre Candoruk öldürüleceğini anlayınca arkadan gelenlere haber vermek üzere ehliyetini atmıştır. Malgaz’ın mahkemedeki beyanı şöyledir: “Sanık ve mağdur avukatlarının sorularını da yanıtlayan tanık Malgaz, itirafçı Abdülhakim Güven ile Adem Yakın’ın çelik yelek, kot pantolon ve poşu giydiklerini kaydetti. Malgaz, sivil giyimli jandarma istihbarat ve itirafçılar Rambo’ya benziyorlardı. Saçları uzun, top sakal bırakmışlardı. Onlar meşhur kişiler olduğu için Cizre’deki hemen herkes tanıyordu.”

Ömer Candoruk öldürüleceklerini kesin anladığı için Bozalan köyü yolunda koyunlar yolu kapattığı bir sırada hareket halindeki araçtan atlayarak kaçmaya çalıştı. Ama itirafçı Adem Yakın araçtan inip arkasından birkaç defa kalaşnikofla ateş ederek Candoruk’u durdurdu ve yaralı halde arabaya taşıyarak bagaja kilitledi. Bu esnada olaya tanık olan köylüler Candoruk’un eşine haber verirler. Yaralandığı için hastaneye getirileceğini düşünen yakınları hemen hastaneye koşar. Hastane girişinde panzer ve silahlı görevliler vardır. Onlara, "Buraya getirmiyorlar, git buradan," diyerek uzaklaştırırlar.

Biri Candoruk’un ikisi jandarmanın üç beyaz Toros, Nerdüş Çayı köprüsünü geçtikten sonra Holan mezrasından geçerek Bozalan Köyü Jandarma Karakolu'na yöneldi. Burada bir süre bekledikten sonra gözaltına aldıkları dört kişiyi Kirişçi mezrasındaki bir dereye indirdiler. Araçlardan inen sekiz kişi ellerindeki uzun namlulu silahlarla gözaltına alınan Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak ve Yahya Akman’ı bir çukurda kurşuna dizdiler. Üzerlerini toprakla örtüp oradan uzaklaştılar. O esnada orada kenger toplamak için bulunan Sahuda mezrası sakinlerinden Emine Tadık, yıllar sonra mahkemede gördüklerini şöyle anlatacaktı: “Sanıkları tanımıyorum. Öldürülen 4 kişiyi yaylada göçerlikten tanırım. Olayın olduğu gün tarlada kenger topluyorduk. O sırada yanımızdan 3 otomobil geçti. Görünmemek için kendimizi sakladık. Bu sırada araçlar çukur bir yere doğru gidip durdu. Araçlarda öldürülen 4 kişi ile birlikte 7-8 kişi daha indi. Sivillerdi. Ellerinde bulunan uzun namlulu silahlarla bu 4 kişiye ateş ettiler. Otomatik silahlarla 4 kişiyi infaz ettiler. 4 kişinin yere düştüğünü gördüm. Ateş eden kişilerin sırtı bize dönüktü, bu yüzden kim olduklarını göremedim. Çok korkmuştum. Maktulleri aynı aşiretten olduğumuz için tanıyorum. Korkudan bu olayı kimseye anlatmadım. Olayın ertesi günü yakınları onları aramaya gelmişti. Ben de o zaman işte bu mıntıkada böyle bir olay gördüğümü anlattım ve onlarla birlikte olay yerine gittik. Olaydan sonra silahlı kişiler arabalarına atlayıp Cizre istikametine gittiler. O zamanlar durum kötüydü. Öldürülenlerin üzerinde sivil elbise vardı. Arabalar Botaş karakolu istikametinden geldiler. Araçtan inenlerin başında puşi vardı."

Olay bununla da bitmedi. Esas kahredici darbe şu oldu: Ömer Candoruk’un aracı uzunca bir süre itirafçılar ve Jitem infaz timleri tarafından benzer operasyonlarda kullanıldı ve katledilenlerin yakınları bütün bunları gördü. Bu sayfadaki fotoğrafın da kurşuna dizilen Ömer Candoruk’un aracına ait olduğu söyleniyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

Emine Tadık’ın ifadesi: http://www.hurriyet.com.tr/yemine-allah-i-ekledi-21356626

AİHM Kararı: http://www.zorlakaybetmeler.org/download.php?id=HAH/doc/120

YORUM EKLE