Biliyorum; fıkrayı bildiğinizi biliyorum...
Üstelik daha önce de yazdığımı biliyorum.
Ama yine de anlatacağım.
Size değil. YSK üyelerinin tümüne... Onlar ülkemizin ağır, seçkin, âli, fazıl, hukuk bilgesi, yüksek yargıçları. Öyle edepsiz fıkraları bilmezler. O yüzden fıkrayı bir daha ve sadece onlar için anlatacağım. Yani bence hiç boş yere okumayın; geçin bir başka T24 yazarına. Mesela Doğan Akın’ın YSK’nın dünkü açıklamasını didikleyen ve didikledikçe ortaya saçılanlara bakın...
* * *
Fıkraya gelince...
Ağa ile marabası kasabaya inip işlerini görmüşler; ağanın yaylı arabasına binip köyün yolunu tutmuşlar. Kasaba çıkışındaki yokuşu çıkarken zorlanan at, düze çıkınca “lap, lap, lap” diye yola kondurmuş. Ağa henüz dümeni tüten “lap lap lap”lara bakmış, Marabasına takılmış:
- Ula Haso aha şu atın yola bıraktığı marifetden bir parmak alıp yersen at da senin, araba da... Var mısın?
Garibim Haso bir besili ata bakmış, bir güzelim yaylı arabaya. Yummuş gözünü
- Varım ağam, demiş.
İnmiş arabadan bir parmak marifet alıp yutmuş.
Koskoca ağa bu. Sözünden dönecek değil ya...
- Tamam lan, demiş... At da senin, araba da... Al dizginleri...
Yer değiştirip yola yeniden yola düzülmüşler.
Yol uzun. Ağa da, maraba da suskun. Derin düşüncelerdeler.
Ağa, “Yuf olsun bana. Bir anlık sululuk uğruna atı da yitirdik, arabayı da... Hay dilime tüküreyim “ diye içinden söylenmekteymiş.
Maraba daha da dertli.
- Tamam at da benim, araba da benim amma, bu haber köyde nasıl olsa duyulacak. Millete rezil kepaze olacağım. Atı, arabayı yahut beni her gören, “Afiyet olsun Haso” deyip gülecek. Rezil oldum rezil...
Köye yaklaşırkenki yokuşta at yine zorlanmış; düze çıkınca yine “lap lap lap”lamış... Haso dumanı tüten marifete bakmış. Dizginleri çekip arabayı durdurmuş. Ağaya dönmüş:
- Ağam, inip şu marifetten bir parmak alıp yersen atı da, arabayı da geri veririm. Var mısın?
Ağa’nın canıma minnet. İnmiş. Yummuş gözünü, parmağına aldığı marifeti yutmuş. Arabaya dönmüş. Dizginleri eline alıp atı dehlemiş...
Köye girecekken maraba Haso dayanamamış, sormuş:
- Ağam biz sabah yola çıktığımızda bu at senin miydi? Senindi? Araba senin miydi? Senindi. Şimdi bu at senin mi? Senin. Araba senin mi ? Senin. Peki öyleyse biz bu haltı niye yedik ?
Gültan Kışanak, Leyla Zana, Hatip Dicle, Sabahat Tuncel, Mehmet Salih Yıldız, Ertuğrul Kürkçü beş gün önce milletvekili adayı mıydılar ? Adayıydılar. Peki bugün milletvekili adayı mılar ? Adayılar...
E peki, öyleyse bu... Neyse !..
* * *
Peki bütün yazı, bugünkü Tırmık bu mu, bundan mı ibaret?
Evet. Başta dedim a, bu gün sizlere yazmadım...
“Okumayın” diye de baştan uyardım... Okumasaydınız...