Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır, Batman ve Siirt'te yaptığı mitinglerde, elinde Kur-an'ı Kerim ile sahneye çıkarak, HDP'yi ve Kürt hareketini hedef aldı.

Tabi bunun sadece HDP'yi durdurmak için değil, en az HDP'yi baraj altında bırakmak kadar hayati bir dizi gerçeği örtbas etmek için yapıldığı apaçık ortada.

Bana göre Tayyip Erdoğan açısından gizlenmesi gereken en mühim tehlike "ekonomik krizdir." Bu tehlikeyi kısa vadede bertaraf etme olanağı olmadığı için haliyle "yoksul ocakları" dini istismarla uyutmaya çalışıyor.

Kendi Merkez Bankası Başkanı'nı, Ekonomi yönetimini "vatana ihanetle" suçlama noktasına gelmiş bir anlayışın, yüksek faizi, bir yılda kendisini kutlayarak rekora giden Dolar'ın yükselişini, yüksek enflasyonu, halktan gizlemek için neler yapabileceğini varın siz düşünün.

Erdoğan'ın Kur-an'ı Kerim'i göstererek, "Dindar Cumhurbaşkanı" imajı oluşturma çabası, Kürt sorununun çözümüne ipotek koymak suretiyle hayalindeki diktatörlüğü hayata geçirme düşüncesinin zorbaca manasıdır aynı zamanda.

Kabaca zorbalık diye tanımlayabileceğimiz bu izansızlık, 12 yıllık AKP iktidarı boyunca gösterdi ki Tayyip Erdoğan, kendi ikbali için değil gemi, memleketi yakacak devasa bir ihtirasa sahip.

25 Şubat 2008 tarihinde DTP'nin sınır ötesi operasyonlara karşı yaptığı mitinglere Kur'an'ı Kerim'i ile katılan Muhittin Eryılmaz isimli fahri imam, AKP medyası tarafından provokatör ilan edilmiş daha sonra da tutuklanmıştı.

İmam Eryılmaz, ölümleri engellemek için inancın kardeşliğine sarılırken, Tayyip Erdoğan, tek bir mezhebi esas alarak ayrımcılık yapmaktadır. Demirtaş'ın şahsında Kürtleri Zerdüşt diye ötekileştirmekte, Kılıçdaroğlu'nun şahsında Alevileri sapkın olarak hedef göstermektir.

İmam Eryılmaz, bu kardeşliğin yüzü suyu hürmetine kan akmasın diye çabalarken, Tayyip Erdoğan, "aman saltanatım son bulmasın varsın kan gövdeyi götürsün" diyebilmektedir. İç güvenlik paketini, şiddet uygulama mekanizması haline gelen polis gücünü buna örnek gösterebiliriz.

Polisin şiddet uygulama ve suç işleme cüretini kendi başına değerlendirmek eksik olacaktır. Güçlü ve gözü kara bir iradenin "yürü koçum" demesi lazım. İcabında polis adam öldürdüğünde, emri kim verdi diye soranlara, emri ben verdim diyen çelikten bir irade olmalı. Yani demem o ki "cahilin cesaretini arkasında hissetmeli" polis.

Bunu hisseden polis; 14'ünde çocukları, 20'sinde gencecik fidanları keklik gibi avlayabilir. Tecavüz olaylarına karışınca tutuksuz yargılanabilir, eli cebinde mahkeme koridorlarında volta atabilir.

İmam Eryılmaz, Kur'anı kaldırdığı için 22 ay 12 gün tutuklu kaldığını belirterek, "Şimdi Erdoğan Kur'an ile miting yapıyor. Eğer benim yaptığım suç ise, Erdoğan iki kez suçludur" diyerek veryansın ediyor. Nasıl etmesin ki!

Mütedeyin insanlara soruyorum; imam Eryılmaz'ın dramı içinize siniyor mu?

Söyleyin, konuşun hadi bu riyakârlık, bu ikiyüzlülük, İslâm dininin neresinden kendine yer buluyor!

Cumhurbaşkanı'na hak olan, Kürt imam'a nahak mıdır?

Hani "kaybolan koyunun hakkı", hani eskimiş hırkanın yükü, nerde o billur inancın kimsesizlere ulaşan adaleti?

AKP ile o dönem birlikte hareket eden Zaman Gazetesi, 13 Mayıs 2008 tarihinde, İmam'a ceza verilmesini, "DTP'li provokatör imama 2 yıl 6 ay hapis" başlığı ile vermişti.

Tıpkı bugün ki "zift medyasının" yaptığı gibi zorbalığın koruculuğunu üstlenmişti.

"Ecnebi devletler milletimizin suyla taharet almasını önlemek için tuvalet kağıdı yapmıştır" gibi akla hayale sığmayan absürd şeyleri cuma hutbesinde imamlara söyleten Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu hususta tek laf etmemesi de bir başka rezalet."

"Dinimiz var, vicdanımız olmasa da olur" diyenlerin ülkesi burası!

Biz'ler Erdoğan'ın ve AKP'nin nalıncı keseri gibi her şeyi kendine yontmasına alıştık artık!

Ama koca bir toplumun güçlüden yana tavır almasını, hakka, hukuka, vicdana sırt çevirmesini anlayamıyorum. Aklım tamam dediğinde vicdanım kristal bir avizenin düşüp kırılması gibi paramparça oluyor.