Sezai Temelli: Türkiye Suriye görüşmelerinden çekilirse çözüm gelişir

Temelli, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu

Sezai Temelli: Türkiye Suriye görüşmelerinden çekilirse çözüm gelişir

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, yerel seçim çalışmalarının değerlendirileceği HDP İl Eş Başkanları toplantısının açılış konuşmasında değerlendirmelerde bulundu.

Temelli, “Libya’daki görüşmelerden Türkiye çekilmiş. Libya görüşmelerini sürdüren ülkeler Türkiye’nin çekilmesinin çözüme dönük bir olumsuzluk yaratmayacağını söylüyorlar. Şunu ifade ediyorlar. İyi ki Türkiye çekildi, Libya için çözüm süreci yaşanabilir diyorlar. Biz aynı şeyi Suriye’de de istiyoruz. Türkiye Suriye görüşmelerinden de çekilsin. Eğer Suriye’ye çözüm gelecekse Türkiye’nin dayatmasından vazgeçerek gerçekleşebilir” dedi.

Temelli şunları söyledi:

Rojbaş, Sayın Eş Genel Başkanım, sevgili il eş başkanlarımız, değerli basın emekçileri, hepinizi selamlıyorum.

Bugün İl Eş Başkanları toplantımızda yerel seçime yönelik önemli bir etabı başlatacağız ve şimdiye kadar yaptığımız çalışmalar üzerinde önümüzdeki dönemi birlikte planlayacağız. Yerel seçimlere 4 buçuk ay gibi kısa bir süre kaldı. Kısa bir süre diyorum çünkü yoğun bir faaliyet sürdüreceğiz. Bunun için bu süreyi iyi planlamak durumundayız.

Karşı karşıya kaldığımız durum sadece yerel seçim planlaması değil, bu otoriter rejimden, bu faşist zihniyetten kurtulma mücadelesidir. Sadece seçimlere endeksli değil, seçimden öte uzun süredir verdiğimiz mücadeleyi yeni bir sürece taşımak  ve bunu yeni bir sürece çevirmek temel önceliğimizdir.

Seçimler bunun için önemli bir eşiktir. Seçimleri asla önemsiz bir noktaya çekmedik ama sadece seçimler değil, seçimlerden öte ülkemizi bu baskıcı zulüm ortamından kurtarmak hem de barış mücadelesini hem Türkiye hem de bölge halkları açısından bu mücadeleyi vermek bizim sorumluluğumuzdur.

Türkiye çok ciddi sorunlar içinde. Her yer sorun kaynıyor. Kördüğüme dönüşmüş durumda, bütün Türkiye halkları bu sorunların altında inliyor. İktisadi, siyasal sorunlara kadar her yer sorun içinde. Bu sorunların müsebbibi bu iktidardır. İktidar bu sorunlardan ve çözümsüzlükten beslenerek ayakta durma ve iktidarını sürdürme amacındadır. Bunun için Ortadoğu halklarına ve halklarımıza savaşı dayatma ve Kürt düşmanlığı üzerinden iktidarını sürdürmek istemektedir. Emek sömürüsü had safhadadır.

‘TÜRKİYE SURİYE GÖRÜŞMELERİNDEN ÇEKİLİRSE SURİYE’DE ÇÖZÜM GELİŞİR’

Libya’daki görüşmelerden Türkiye çekilmiş. Libya görüşmelerini sürdüren ülkeler Türkiye’nin çekilmesinin çözüme dönük bir olumsuzluk yaratmayacağını söylüyorlar. Şunu ifade ediyorlar. İyi ki Türkiye çekildi, Libya için çözüm süreci yaşanabilir diyorlar. Biz aynı şeyi Suriye’de de istiyoruz. Türkiye Suriye görüşmelerinden de çekilsin. Eğer Suriye’ye çözüm gelecekse Türkiye’nin dayatmasından vazgeçerek gerçekleşebilir.

Türkiye İdlib’den Cerablus üzerinden başlayarak çözümsüzlük dayatarak Suriye halklarının çözüm beklentisini engelliyor. Bunu yaparken Rojava’ya yönelik bir tehdit dili, düşmanlık dili geliştiriyor.

Bunu yaparken Türkiye demokrasisinin önünü açacak Kürt sorununun çözümüne yönelik adım atılmasını engelliyor. Bu iktidarın politikasının çözümsüzlüğe dayandığı kadar, Türkiye’nin tüm dünyada itibarsızlığa sürüklendiğini görmek lazım. Bizim çağrımız barışa ve demokrasiye yöneliktir. Bu sadece Türkiye’ye yönelik değil Ortadoğu’ya, Kuzey Afrika ve hatta Avrupa’ya yöneliktir.

‘AVRUPA MÜLTECİLER KONUSUNDA KENDİ HUKUKUNU ÇİĞNİYOR’

Türkiye halklarının sorunlarına Fransız kalanlar, Fransız gazetelerine yazılar yazıyorlar. Bu yazılarda Avrupa Birliği müktesebatını ne kadar önemsediklerine ilişkin ne kadar ciddiyetsiz bir makale okumuş oluyorsunuz. Bunların tersinin Türkiye’de hakim olduğunu görüyorsunuz. Mülteci konusunu pazarlık haline getirdiler ve Suriye müdahalesinden sonra başlayan sayıları 4 milyonu aşan mülteciler büyük bir mağduriyet yaşıyor. Avrupa ile yapılan pazarlıklar ki Avrupa, insan hakları konusunda büyük bir acze düşmüştür. Suriye ve mülteci hakları konusunda çok ciddi geri adım sergilemiştir. Kendi müktesebatı ve hukukunu çiğnemiştir.

‘AB’DEN ALINAN PARALARIN HESABI VERİLEMİYOR’

Ama AB bile “size verdiğimiz paralara ne oldu” diye soruyor. Bu paraların hesabı verilemiyor. Kime ne verildiği belli değil. AB denetçileri bunun hesabını soruyor. Türkiye’de mülteci hakları üzerinden milliyetçi ve ırkçı bir siyaset gelişiyor. Mülteci hakları insan haklarıdır. Türkiye’de gerçekleştirilen düşmanlaştırıcı siyaset, mültecilere de reva görülmektedir.

Tüm halkların kurtuluşu birbirine bağlıdır. Suriye’nin barışı Türkiye’den geçmektedir Türkiye’nin demokrasisi Suriye’den geçmektedir. O nedenle halkların haklarını, dayanışmasını geliştirmek önceliğimizdir. Yargı konusundaki gelişmeler de aynı ilkesizlikle gelişiyor.

‘BU ÜLKEDE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ DEĞİL SARAY'IN ÜSTÜNLÜĞÜ VAR’

Beştepe’de yargı mensupları toplanıyor, öyle bir konuşma dinliyorsunuz ki yargı tarafsız ve bağımsızmış gibi bir fotoğraf sergileniyor. Bu ülkede hukukun üstünlüğü değil, Saray’ın üstünlüğü var. Yargı vesayet altındadır, yargı siyasallaşmıştır.

Bunu özellikle HDP ile ilgili davalarda ve bize yönelik hazırlanan fezlekelerde görebilirsiniz. Vekil arkadaşlarımızın ve eş genel başkanlarımızın duruşmalarında bunu görebilirsiniz. FETÖ’cü savcıların fezlekeleri ile 6 binden fazla arkadaşımız, 144 gazeteci tutsaktır, 70 bin öğrenci tutsaktır. Arkadaşlarımız siyaset yaptığı için tutukludur. Siyaset yargıyı ele geçirmiştir. Siyaset dediğimiz şey, Saray ve bu otoriter rejimdir.

‘LEYLA GÜVEN TÜRKİYE’NİN ÖZGÜRLEŞMESİ İÇİN MÜCADELE ETMEKTEDİR’

Bu ülkede uyuşturucu, yolsuzlukla mücadele etmesi gerekenler adaleti sağlaması gerekenler, demokratik siyaseti engellemeye çalışmaktadırlar. Demokratik siyasetin sesini kısmaya çalışmaktadırlar, bu sesi kısamayacaklar, nasıl ki Leyla Güven’in sesini kısamadılarsa bu sesi de kısamayacaklar. Bugün Hakkari halkının iradesi olan Leyla Güven tutsaktır. Leyla Güven kendi özgürlüğü için değil tüm Türkiye’nin özgürleşmesi ve demokrasiye kavuşması için çok önemli bir adım atmıştır. Türkiye halklarını bir mücadeleye ve Türkiye’yi tecritten kurtulmaya davet etmektedir.

‘CEZAEVLERİNİ BACASIZ FABRİKA OLARAK GÖREN BİR ZİHNİYET VAR’

Türkiye’de hangi soruna el atsanız orada bu ceberut iktidarın nasıl bir talan siyaseti yaptığını görmeniz mümkün. 100 günlük icraatlarından sonra yeni bir 100 günlük icraat programı açıklayacağını söylediler. Bu 100 günde  başarı olarak gösterdikleri iki başlık var. Birisi silahlanma yarışı, savaş politikaları, ürettikleri tanklar, denize indirdikleri gemiler, yani savaştır. Diğer bir başarıları da cezaevi yatırımlardır.

Cezaevlerini bacasız fabrika olarak gösteren bir zihniyet var karşımızda. Turizm yerine cezaevlerini önceleyen bir zihniyet ile karşı karşıyayız. AKP döneminde 113 cezaevi yapılmış ve yeni dönemde 40 yeni cezaevi planlanmış. Bütün bir ülkeyi cezaevi koşullarında yaşatan bu zihniyet şimdi cezaevi üzerinden bir iktisadi planlama yapmaktadır, tutsaklar üzerinden bir rant hesabı yapmaktadır.

‘ÖSO İLE AFRİN ZEYTİNLERİNİ PAZARLAYAN BİR TÜRKİYE VAR KARŞIMIZDA’

Bir başka hepimizi ürkütecek durum da Afrin’in zeytinleridir. ÖSO çeteleri Afrin halkının malının mülkünün üzerine çökmüş ve zeytinlere el koymuş, 70 bin ton zeytin ticareti pazarlıyor. Milyonlarca liralık zeytin ticareti yapan bir Türkiye var karşımızda. Bütçe görüşmeleri yapılıyor, bütçe hakkının tümüyle gasp edildiği, Türkiye halklarının herhangi bir derdine derman olmadığı görüşmeler izliyoruz. Daha fazla yolsuzluk daha fazla işsizlik ve yoksulluk var.

Mağduriyetlerin giderilmediğini görüyoruz. Bir an önce ekonomik krizin bedeline katlanan emekçilerin gelirlerinde iyileşme gerekiyor. Ama bunu görmek mümkün değil. Bütçede gördüğümüz şey yeni araç alımları, Saray’ın durumunu iyileştirme ve bir de tabi kadrolaşma. 10 bin yeni bekçi alınıyor. Ya Diyanet'e ya güvenliğe kadro açılıyor. Bunun anlamı şu: İşsizlikle mücadele etme gibi bir derdimiz yok, bize hizmet eden kadroları alırız ve bununla halkın üzerinde zapturapt düzenini devam ettiririz. Bu işsizliği daha da derinleştirir.

‘12 EYLÜL’DEN BERİ VAR OLAN GÜVENLİK SORUŞTURMASI KALDIRILMALIDIR’

Sağlıkla ilgili bir kanun teklifi görüşülüyor. Sözde sağlıkta şiddeti engellemeye yönelik bir tasarı, tam tersine sağlık hakkını gasp eden, sağlıkta şiddeti hekimler üzerinde yoğunlaştıran bir tekliftir. 7 bin hekim ve doktor mağdurdur. KHK ile mağdurdur.

OHAL düzeni bitmemiştir, devam etmektedir. Bu hekimlerin görev yapmasını ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı, şimdi bunu paraya bağlamışlar. Bunu ortadan kaldırmak istiyorsanız para verin diyorlar. Bir kere güvenlik soruşturması meselesini kabul etmiyoruz. Bir yargı varsa suçlu ile suçlulukla mücadele eder. Nedir güvenlik soruşturması, 12 Eylül’den beri var. Bunun özel sektörde uygulandığını görüyoruz. Güvenlik soruşturmasına bir an önce son verilmelidir. Sağlıkta şiddet düzenlemesinde bu anlayış bir kez daha karşımıza çıkmıştır. Buna hayır diyoruz.

‘YEREL SEÇİMLER BU SORUNLARDAN KURTULMA İMKANI SUNUYOR’

Birkaç fotoğraf çektim, ekonomi, dış siyaset ve iç siyaset alanında. Çok ciddi sorunlar içinde olan bir ülke görüyoruz. Yerel seçimleri bunlardan kurtulmanın eşiği olarak görüyoruz. Bütün kesimleri, kadınları, emekçileri yan yana gelmeye ve bu otoriter rejimden kurtulmaya çağırıyoruz. Bu gerçekleşebilirse demokrasi ve barış konusunda güçlü bir adım atılabilecek, ülke bu sorunlardan kurtulabilecektir. Yerel seçimlerde büyük bir demokrasi mücadelesi başlatmak istiyoruz.

 24 Haziran’da anayasal diktatörlüğün önüne geçtik. Şimdi Türkiye’nin eksik bıraktığı, emek ve demokrasi güçlerinin yeterince ortaklaşmamasından dolayı başaramadığını şimdi başarabiliriz. Bu ortak mücadeleden ve bütünlüklü mücadeleden geçiyor. Çağrımız tüm muhalefetedir. Bu anlamıyla mücadeleyi ortaklaştırmak büyük önem taşımaktadır. Halkımızın yol göstericiliği bizim için rehberdir. Bunu liyakat ölçüsünde ve ilkelerimiz ölçüsünde dikkate alacağız.

‘KAYYUMLARDAN KURTULACAĞIZ’

En temel ilkemiz demokrasi ve barış mücadelesini yükseltmektir. Bu konuda yan yana gelebilecek bütün güçlere çağrı yapıyoruz. Bugün önceliklerimiz vardır, bugün seçim hesapları ile yol kat etme günü değil, dayanışma günüdür.

Bu dayanışmayı bütün partilerin ve demokrasi güçlerinin gerçekleştireceğine şüphemiz yoktur. Barıştan ve demokrasiden yana tercihte bulunmak ve bu yönlü adım atmak sadece ülkemiz için değil, bütün Ortadoğu için önemlidir. Barış, demokrasi, işte en temel ilkemiz budur. 4.5 ay gibi bir süre var, tüm parti teşkilatımız bu süreyi en iyi şekilde değerlendireceği konusunda hiç şüphemiz yok. 7/24 çalışacağız ve kayyumları tarihin çöplüğüne süpürüp atacağız.

Demokrat Haber/Ankara

Demokrat Haber’e Destek Olun >>>

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER