Çelik'ten AB'ye: Türkiye bu kadar mülteciyi misafir ederek Avrupa demokrasisini kurtarmıştır

Çelik, MKYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu

Çelik'ten AB'ye: Türkiye bu kadar mülteciyi misafir ederek Avrupa demokrasisini kurtarmıştır

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MKYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulundu.

Ömer Çelik, AB'deki Türkiye'ye yönelik yaptırım tartışmalarını "Türkiye olmadan AB'nin güveni olmaz, sadece mülteci meselesinde bile Türkiye bu kadar mülteciyi misafir ederek, Avrupa demokrasisini kurtarmıştır" sözleriyle eleştirdi. 

Çelik, Fransa'nın Yukarı Karabağ Cumhuriyetini tanımasına sert tepki göstererek, "Fransa duruyor, Karabağ'ın bağımsızlığını tanıyor. Yukarı Karabağ Cumhuriyetini tanımak demek oradaki işgale onay vermek demektir. BM kararlarına da aykırı bir durumdur" dedi.

Çelik'in açıklamalarında satır başları şöyle:

Maalesef vaka sayılarında yükseliş var. Bütün tedbirler açıklanmasına rağmen maske mesafe temizlik konusunda zaaflar ortaya çıkıyor. Bu da mücadeleyi zayıf kılıyor. Dünyaya örnek olacak bir mücadele veriyorlar. Sağlık çalışanlarımız, insan sevgisinin ve vatanseverliğin tanımını yeniden yazıyorlar. Bu derece vatansever sağlık çalışanları dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Hepsine müteşekkiriz. Bütün gösterdikleri fedakarlıklar için sevgilerimizi saygılarımızı sunuyoruz.

'AK PARTİ ÇALIŞANLARINA ÜCRET ÖDEMİYOR İDDİASI YALAN'

Bugün bazı yayın organlarında hiçbir geçerliliği olmayan yalan haberler var. 'AK Parti çalışanlarına ücret ödeyemiyor' gibi haberler bizi çok şaşırttı. Covid süreci boyunca Hazine'den aldığımız payın yüzde 40'ını teşkilatlarımıza gönderiyoruz. Sahada bu çalışmaları yürüten, Türkiye'nin demokrasi mücadelesine destek veren AK Parti açısından teşkilatımızdır. Teşkilatımızın ihtiyaçlarının karşılanması bu mücadele için gereklidir. Ödenmemiş ilçe ve il binasının kirasıyla ilgili bir durum söz konusu değildir. Türkiye'nin en büyük hareketi olarak kuşkusuz en büyük gücümüzün teşkilatımız olduğunu bilerek her MKYK toplantımızda bunları değerlendirdiğimizi söyleyebilirim.

'CUMHURBAŞKANI AZERBAYCAN'I ZİYARET EDECEK' 

Siyasi gündemi yakından takip ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız çarşamba günü Azerbaycan'a ziyaret gerçekleştirecekler. 9-10 Aralık'ta Bakü'yü ziyareti Azerbaycan Türk'ü kardeşlerimizle buluşmamız son derece önemlidir. 9 Kasım'da anlaşma sonrası Ermenistan çekilmesi için anlaşma sağlanmıştı. 1 Aralık'ta bu sona erdi. Ele geçirilen topraklar Azerbaycan toprakları, BM'ye göre de öyle Ermenistan 30 yıl boyunca burayı işgal etmiştir. 

Üçlü mutabakat uyarınca, ateşkesi kontrol etmek üzere orada Rusya ve Türkiye tarafından ortak merkez oluşturulacak. Bu ortak merkezin oluşturulmasıyla ilgili çalışmalar sürdürülüyor. TSK personeline ilişkin hazırlıklar tamamlandı. 

'KARABAĞ KARARI PROVOKATİF BİR KARARDIR'

(Fransa Meclisi'nin Karabağ kararı) Fransa duruyor, Karabağ'ın bağımsızlığını tanıyor. Yukarı Karabağ Cumhuriyetini tanımak demek oradaki işgale onay vermek demektir. BM kararlarına da aykırı bir durumdur. Fransa'yla son zamanlarda dünya barışı konularında en anormal davranışları onlardan görüyoruz. Şimdiye kadar Fransa'nın buraların Azerbaycan toprağı olduğuna dair bir beyanı olduğunu duymadık. Tamamen dar bir çevreye şirin gözükme kaygısıyla yapılmış bir davranıştır. Burada Ermenistan tarafının da şunu değerlendirmesi gerekiyor. Fransa benzeri ülkelerin attığı adımlar Ermenistan aleyhine atılmış adımlar değildir. Fransa gibi ülkeler rehin politikası izliyor. Fransa'nın aldığı karar sembolik gibi bir karar olsa da provokatif bir karardır. Zaman zaman yapılan görüşmelerde görüyorsunuz ki Macron'un tek bir hedefi var. Türkiye'ye karşı kışkırtıyor, birlikte hareket etmek istiyor. Dar bir yaklaşımlar hareket ediyorlar. Bu yaklaşımdan vazgeçmesi Türkiye ile saygı çerçevesinde bir yaklaşımla hareket etmesi gerekiyor.

'FRANSA'NIN AMACI TÜRKİYE KARŞI BLOK OLUŞTURMAK'

Tek bir temeli var, Türkiye'ye karşı blok oluşturmak. Suriye ve Doğu Akdeniz'de bunu yapıyor. Fransa açısından Türkiye karşıtlığı doğru bir politika değil. Benzer bir konusu maalesef Yunanistan tarafından gündeme getiriliyor. Tam AB zirvesi öncesi Türkiye karşıtı son derece provokatif açıklamalar yapıyorlar. Yunanistan Başbakanı diyor ki; Türkiye ile olan sorunumuzu AB sorunu haline getirdik. Yani Yunanistan AB'yi peşine takmış sonuçsuz ilişkiler kurma konusunda AB'yi yanlış yere sürüklüyor

TÜRKİYE OLMADAN AVRUPA'NIN GÜVENLİĞİ OLMAZ'

Müzakere masasına oturulursa kazan kazan temelinde Türk diplomatlarının kabiliyetlerini göstereceği siyasi irade Türkiye'de mevcuttur. Ama masaya oturmaktan kaçan sürekli şantaj siyaseti uygulayan Yunanistan'dır. Türkiye olmadan AB'nin güveni olmaz, sadece mülteci meselesinde bile Türkiye bu kadar mülteciyi misafir ederek, Avrupa demokrasisini kurtarmıştır. Türkiye tabi ki bunu mazlum mültecileri kurtarmak için yapıyor. Mülteci meselesi çıktıktan sonra faşist partiler 2. parti haline geldiler. Eğer Türkiye bu insanı vicdani ölümden kaçan mazlumlara kol açmasaydı aynı kavimler göçü gibi Avrupa'nın jeopolitik haritasının altüst olduğu bir durumla karşılaşacaktır. Hatta bugün liderlerin çoğu başta olamayacaktı. Faşistler yönetimi ele geçirecekti. Buna karşı Türkiye'ye yaptırım dili kullanmak gerçekten bir akıl tutulmasıdır. Avrupa köprü kurmalı, duvar örmemelidir.

Türkiye'ye karşı yaptırım uyguladığınızda, güvenlik meselesini nasıl yöneteceksiniz? Doğu Akdeniz meselelerini nasıl yöneteceksiniz? AB, sağ duyulu davranmalıdır. Yapmaması gereken tek şey yaptırım dili kullanmaktır. Yaptırım dilinin çıkması, AB'nin faşistler karşısında, ırkçılar karşısında, neo-naziler karşısında yenilmesi demektir. Avrupa Birliği açısından ilk 5 mesele olarak hangi meseleleri sayarsanız, Türkiye olmadan Avrupa Birliği'nin bunu yönetmesi mümkün değil. AB sağduyulu davranmalı. Sağduyulu davranırken de Türkiye ile diplomatik mekanizmaları çalıştırmalı. 

'KILIÇDAROĞLU SADECE YUNANLILAR'DAN TAKDİR GÖRÜYOR'

Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki 'Sayın Cumhurbaşkanına saatlerce ulaşılamadı'. Sayın Cumhurbaşkanının tüm arkadaşlarımızda telefonu vardır. Böyle bir konu da Türkiye haklıyken çıkıp Kılıçdaroğlu, Almanlar'ın tezini Türkiye'nin tezine göre doğru bulması, son derece şaşırtıcı. Sonuç ne oluyor, Türk devletlerinin kurumları açıklama üstüne açıklama yapıyorlar, hukuki bilgi veriyorlar. Bu tezi dayandırdığınız teknik bilgiler yanlıştır. Bakın Yunanlılar manşet atıyorlar, başkası tarafından takdir görmüyor sadece oradan takdir görüyor.

'SİYASİ TARİHTE ÖRNEĞİ YOK'

Bakın bu gemi hadisesinde kendilerini, Türk muhalefet tarafından doğru bulunduğunu belirten beyanat veriyorlar. Kendi devletine karşı eleştiriler olan yabancıların tezlerini, kendi devletine tezine karşında gerçek bir tez gibi savunan bir muhalefet anlayışıyla karşı karşıyayız. Son derece yadırgatıcı buluyoruz. Siyasi tarihte örneği yok. Teknik bilgi verilmesine rağmen Kılıçdaroğlu'nun buna devam etmesi son derece yanlıştır. 

'TACİZ TECAVÜZLE İLGİLİ BİR GÜNDEM VAR'

Böylesine 5. kol faaliyet olabilir mi? Yine Doğu Akdeniz'de aynı şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Dün ki konuşmasında, bol bol ahlaktan bahsediyor. Bakın kendi içlerindeki tartışmayı gündeme getiriyorum. Taciz tecavüzle ilgili bir gündem var. Kendi arkadaşları içerideki suskunluğu eleştirdi. Bu kurumsal suskunluk karşısında diyebildikleri şey mağdur kişileri mahcup etmek istemiyoruz. Ortada taciz tecavüz iddiaları varsa bunun karşısındaki kurumsal suskunluk bu ahlaksızlığa göz yummaktır. Kadın onuru karşısında susanın ondan sonra siyasette söyleyecek bir şey olmaması gerekir. Çıkın deyin ki, bu var ya da yok. Dün defalarca yalanlanmış, konulardan temeli olmayan konulara kadar iddialarda bulunuyorlar. Bu tecavüz taciz skandalıyla niye susuyorsunuz? Bunu sizin arkadaşlarınız gündeme getiriyor. Kadınlara saygı gereği bunun en sert şekilde gereğinin yapılması lazım, bunların tasfiye edilmesi lazım, bunların temizlenmesi lazım. Burada kişisel bir suskunluk yok, kurumsal suskunluk sağlıklı ahlaklı bir suskunluk değil. Kamuoyuna yansıdığı için biz kendi takibimizi de yapacağız. Kadın haysiyetini onurunu korumak her birimizin üstüne vazifedir. Biz de üzerimize düşeni yapacağız. Dün bir deyim kullandı. İnşallah anlamını biliyordur. Diyor ki; Hükümet sözcülerini dinliyorum. Alis Harikalar Diyarı'nda gibi konuşuyorlar. Verilecek en iyi cevap partinizin içinde geçen alacakaranlık kuşağıdır. Bir an evvel bu suskunluktan vazgeçmeniz gerekiyor.

'STK'LARIN GÖRÜŞLERİ DE ALINACAK'

(Reform çalışmaları) Çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bir takım istişareler yapılmaya başlandı. İş dünyası ve sivil toplum örgütleriyle bir araya geldi arkadaşlarımız. Bütün bu çerçeve içerisinde STK'ların da görüşleri alınacak. Parti içinde de çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu konularda yaptığımız çalışmaların konusu güven veren ve erişebilir bir adalet şeklindeydi. Bu ülkede ikinci sınıf vatandaş yoktur. Bu ülkede herkes ev sahibidir, kiracı değildir. Bu çalışmalar güçlü bir şekilde yapılacak ve arkasından sayın Cumhurbaşkanımız açıklayacak.

'KENDİSİNİN BU MİSYONA HAZIR OLDUĞUNU İFADE EDEN BİR TUTUM SERGİLİYOR'

(Kılıçdaroğlu'nun adaylıkla ilgili sözleri) Sayın Cumhurbaşkanımızın bir değerlendirmesi olmadı. CHP içerisinde de tartışılıyor. Bu adaylık meseleleri, ithalat-ihracat meselelerine dönmüş. Yine ithal aday arayışı içerisine girerse, CHP içinde ciddi eleştiriler var. Bu da yine Kılıçdaroğlu'nun iddiasızlığının altının çizilmesi gerekir. Çelişki öbür taraftadır. Bizi ilgilendiren bir konu değildir. Şunu söylüyor, tabi ki bir yerde oturulur bir aday desteklenir. Ama dün yaptığı açıklamalarda öylesine bir tavır sergiliyor ki kendisinin bu misyona hazır olduğunu, görev alacağını ifade eden bir tutum sergiliyor. Kendisi açısından tutarlı mı davranacak tutarsız mı davranacak hep beraber göreceğiz.

'ELLERİNDE BİR BİLGİ VARSA GİDİP SAVCILIĞA BAŞVURSUNLAR, YOKSA ÖZÜR DİLESİNLER'

(Telefon dinleme iddiaları) Böylesine bir iddia koyduktan sonra İçişleri bakanımız tarafından güçlü bir şekilde çürütüldü. Bu kanunların verdiği yetkiyle yapılan dinleme konusu bir yöntem. Bakanımız bunu açıkladı. Hakim tarafından oluyor, birçok mekanizma tarafından denetleniyor diye. Hem idari açıdan hem hukuki hem de siyasi açıdan açık bir sistem. Siyasi sorumluluk sadece iktidar partisine ait değil. Bu bütün partilerin paylaşması gereken bir şey. Ellerinde bir bilgi belge varsa yetkili makamlarımıza göndersinler. Yoksa bugün güvenliğimiz için bizi koruyan tüm yetkililerden özrü dilemesi gerekiyor. Bu açıklamaları yaparken çok dikkatli olmalılar. Sayın Karamanoğlu, sayın Kılıçdaroğlu neye göre söylüyor. "Aklıma geldi, söylüyorum." Böyle bir olay yok. Eğer varsa ellerinde bir bilgi gidip savcılığa başvuruda bulunacaklar. Aksi takdirde bütün İçişleri teşkilatından özür dilemelidir.

'FABRİKANIN SADECE İŞLETME HAKKI DEVREDİLMİŞTİR'

(Tank Palet Fabrikası satıldı iddiası) Bir yalan siyasetinin sistematik bir şekilde devam ettirildiğini görüyoruz. Bilgi paylaştık, buradan cevap verdik, Meclis'ten cevap verdik. Tank Palet Fabrikası'nın satıldığı açık bir şekilde yalandır. Bütün vatandaşlarımız net bir şekilde söylüyorum, CHP'nin iddiası yalan siyasetidir. Fabrika satılmamıştır, sadece fabrikanın işletme hakkı devredilmiştir ve tüm denetim Milli Savunma Bakanlığı'ndadır. Asıl cevap verilmesi gereken "Türk ordusu satılmıştır" diyen milletvekilinizdir. Bu tip satışları yapanların kimin siyasi tarihine ait olduğunu tarihçilerimiz iyi bilirler. "Tank Palet fabrikası satılmıştır." diyenin karşısına kolaylıkla yalancı mührü vurulabilir. 

Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2020, 13:10

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER