Ölülerimizi Yıkamak

Her vakit bulduğunda CeHaPe ve -artık açıktan açığa yapamadığı için- gizliden de olsa Atatürk dönemine sallayan, kendisini İslam'ın yegâne koruyucusu olarak göstermeye çalışan zat-ı muhteremin tarih bilgisinin ne kadar sınırlı olduğunu hepimiz biliyoruz. Tarih konusundaki bilgisi de; Ekonomi, siyaset ve dış politika konularındaki bilgisinin yetersizliğiyle yarışacak kadar azdır. Yalnızca Dünya ve Türk tarihi değil; gönülden bağlı olduğunu söylediği İslam tarihi konusunda da çok az şey bilmekte, yahut biliyor dahi olsa bu konuları asla gündeme getirmemektedir. Hangisinin daha vahim olduğuna siz değerli okuyucularım karar verin.

Zat-ı muhterem son olarak: "Tek parti döneminde cenazelerimizi yıkayacak, defnedecek imam yoktu. Ölülerimiz ortada kalıyordu." diye buyurdu. Kısa bir süre önce de "Gençlerimizin ölü yıkamayı öğrenmesi gerekir." türünden ürkütücü bir sav öne sürmüştü. Sanki dünyaya gelmemizdeki tek amaç; dini inancımıza uygun bir şekilde gömülmek. Nasıl ve hangi koşullarda yaşadığımızın hiç bir önemi yokmuş gibi.

Bu cümlelerin yorumunu tarihçilere ve psikologlara bırakalım ve biz biraz daha geriye gidelim. 8 Haziran 632 yılına mesela.

İslam tarihçilerinden edindiğimiz bilgilere göre: Hz.Muhammed; Hicret'in 11. yılında Rebiülevvel’in 12’sinde Pazartesi günü, yani miladi takvime göre 8 Haziran 632'de akşam üzeri vefat etmiştir. Vefatından önce bir haftaya yakın bir süre hasta yatmıştır ve ölüm sebebi olarak; bir süre önce ağzına attığı fakat farkederek yutmadan çıkardığı zehirli koyun eti, humma ya da sırtında beliren büyükçe bir ur olmak üzere üç farklı ihtimal gösterilir. Eşi Hz. Ayşe'nin evinde vefat eden Hz. Muhammed'in defin hazırlıkları da bu evde yapılır. Ancak büyük bir üzüntü içinde yapılan defin hazırlıkları henüz başlamamışken orada bulunan sahabeye bir haber gelir. Ensar’ın ileri gelenleri Beni Saide ailesinin yazlık çardağında toplanmışlardır ve diğer müslümanları da oraya çağırmaktadır. Başta Ebubekir, Ömer ve Osman olmak üzere herkes toplantıya koşar. Çünkü bu toplantının amacı Hz. Muhammed'in vefatından sonra seçilecek olan halifeyi belirlemektir. Cenazenin başında yalnızca damadı Ali ile birlikte birkaç yakın akrabası kalır. Cenazeyi yıkama işlemini de Ali gerçekleştirir. Görüldüğü üzere daha cenaze toprağa dahi verilmeden çıkar hesapları ve tartışmalar başlamıştır. Bu tartışmalar ve karışıklıklar sonucu Hz. Muhammed'in naaşı vefatının ancak üçüncü gününde toprağa verilebilir. Cenazede yakın akrabaları dışında kimse yoktur ve cenaze namazı da; namazı kıldıran bir imam olmadan kılınır.

Bu konuyla ilgili bir kaç yazılı belgeden de alıntılar aktaralım:

Hz. Aişe der ki: ”Biz, Resulullah’ın defninden Çarşamba gecesi, kürek seslerini duyarak haberdar olduk.” (İbni Hişam c4 s342, Tabari c2 s452,485, ibni Kesir c5 s270)

“Resulullah (s.a.s) toprağa verilirken yanında yakınlarından başka kimse yoktu. Ganem Oğulları, evlerinde dinlenirken kürek seslerini duydular.” (Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.78.)

“Resulullah’ın tertemiz ve mukaddes cenazesini yıkayan Abbas, Ali b. Ebu Talib, Fazl b. Abbas ve Resulullah’ın azat ettiği kölesi Salih; Hz. Peygamber’i toprağa verdiler. Sahabeler, Resulullah’ın cenazesini ailesiyle baş başa bıraktılar. Hz. Peygamber’in gusül, kefen ve defin işiyle bu birkaç kişi uğraştı.” (Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.70 ve buna yakın bir ifadeyle el-Bed’u ve’t-Tarih kitabında geçer; Kenzü’l-Ummal, c.4, s.54 ve 60.)

Görülüyor ki İslam'ın müjdecisi, alemlerin efendisi peygamberimiz Hz. Muhammed bile lâyık olduğu şekilde defnedilememiştir. Maddi çıkar ve kaygıların daha peygamberin vefatı duyulur duyulmaz başladığını hiç kimse inkâr edemez. Maddiyat; bu kutsal insana verilen önemin dahi önüne geçmiştir.

Bu nedenle zat-ı muhtereme vereceğimiz naçizane tavsiye: tarihle dilediği gibi oynayıp, çıkarı doğrultusunda; bir kısmını kötülerken, hiç te övgüyü hak etmeyen başka kısımlarını (misal: Abdülhamit dönemi) göklere çıkarmamasıdır. Doğru olan şey: er ya da geç halkın bilgi sahibi olacağı amellerini (bilerek ve isteyerek yapılan eylem) en vicdanlı şekilde yapmak; tarihe, ülkeyi gazap ve kinle yöneten bir idareci olarak geçmemektir. Cenazenizin nasıl yıkanacağı, namazınızın kim tarafından kıldırılacağı ve defin töreninizde kaç kişinin bulunacağı en son dert edilecek şeylerdir.

YORUM EKLE

Demokrat Haber’e Patreon'dan bağış yapabilirsiniz > > > > >