Hangi güç yapmış olursa olsun, bu suikastın taze ve açık mesajı var: PKK eğer Öcalan’ın yürüttüğü barış politikasını kabul eder de kadroları Avrupa’ya ya da başka bir yere taşınırsa, hangi ülkeye giderse gitsin, işte böyle, kuş gibi avlarız onları. Bu suikast apaçık PKK’nin beynine yönelik bir suikasttır; mesajı da mealen bu sözlerle ifade edilenden başka bir amaca hizmet edemez.

Her suikastın olduğu gibi bunun da mesajı güncelse, ölümle korkutup sıtmaya razı etmenin çok ötesinde bir amaç taşır bu mesaj. Taşımıyorsa zaten şöyle düşünmeli: Bir ölüp bin doğan bir halkın çocuklarının katli yeni bir olay değildir, daha Roboski’nin kanı sıcaklığını korurken.  Ama her seferinde aynı sesler duyulur olur: Barışa inanmak istiyoruz ama nasıl?

Hangi güç yapmış olursa olsun, Kürt mücadelesinin ölümden-kıyımdan korkmadığını bilen bir güç değilse zaten, o aptaldır, onu boş verelim. Bilemeyen gözüyle bakamıyor ki, demektir. Suikastler on bin yılın fitnesidir. Kürtlerin en az yüz yıllık direniş gerçeğini ve mücadele üslubunu bilen Kürt düşmanlarının söz konusu suikastı yaptığı tartışılmaz bile. Bu suikastı yapanlar aptal değillerse, bu gücün bir bilinci varsa, verdiği açık bir mesajı mutlaka vardır. Hangi güç yapmış olursa olsun bu mesaj şu sözlerle apaçıktır. Gerilallar, dağlarınızdan iner inmez, ister köyünüzde isterseniz Paris gibi metropollerde, Sakine, Fidan, Leyla gibi, işte böyle hepinizi tek tek avlarız!

Sakine içinse durum aşağı yukarı şöyledir: O, ölürken bile Kürdistan’a bir kez daha sembol olmuştur. Sakine’nin Paris’i dağ, dağı Paris’ti.

Bir gün barış olursa canilere iş kalmayacağını bilenlerin ve bundan çıkar bulamayacak olanların, Sakine, Fidan ile Leyla’ya yönelik profesyonelce bir ölüm planı kurduğu da ortadadır. Şifreli kapılardan izinsiz girilemeyeceği yaygın bir orta sınıf güvenlik avuntusudur. Şifreli kapıya yaslanarak suikastın içerden olduğunu vaaz etmek, bilinen, alışılmış sahte numaralardandır. Bu basit numaraya ancak paniktekiler başvurur. Abasının altında sopa olanların paniğidir bu. Sopa zaten açıktadır, örtemez bir türlü, ama sözler görüntüler niyeti ele verir.

Bu panik üzerine ayrıca düşünülmesi gerekir ama Ortadoğu haritasını yeniden çizmiş, planı uygulayama koymuş emperyalistlerin çıkarlarını ve konumlarını her kaotik durumda korumaya yönelik planları arasında, “Güvensizlik Ortamı” yaratmak, en vazgeçilmez planlarının başlığıdır, biliyoruz. Bunun için içte de dışta da hazırlıkları vardır mutlaka. Güvensizlik, korku, gönülsüzlük, çizdiği yoldan emin olamama kararsızlığı da paniğin başka nedenleridir. Bu tür günlerde görüntüyü bulandıracak her gaf, her jest kamuyu sarar. Gerçek yerine fantazi, somut yerine soyut, bilim yerine metafizik, akıl yerine duygusallık, açık dil yerine kaypak, ürkek dil. Güvensizlik Ortamı senaryosu böyle çalışır. Herkes kendisinden başka herkese her şeye muhtaç bırakılır, hatta kendisine bile. Sıcak ile soğuk atmosferin ansızın karşılaşmaları kaosun lodoslu halidir; lodosçular alesta bekler.

Açlık Grevleri’nin başarıyla çözülmesinden bu yana doğan, barış yolunda gelişen bu psikolojik ortama suikastın mesajını yollamışlardır. Olay yerinin Paris olması da pek yaratıcı bir buluş değildir. Türkiye’de denenenlerin yankısı, alışılmışlık duygusu vermeye başlamıştı, bu neden de vardır.

Bu taze bir mesajdır. Eski, bayat tarafı şudur: Yüzünü barışa ve özgürlüğe dönmüş olan halka korku…

Tarih boyunca biliyoruz ki Barış, çoğu zaman suikastlar arasında gelmiştir. Barışın doğum sancısı da denebilir bu duruma. Suikastlardan, komplolardan, fesattan korkmayan zinde güçlerce gerçekleştirilir her yerde Barış.

Türkiye’deki asıl tazelik ve zindelikse şu sestedir: Biji Aşitî // An Azadî / An Azadî!