Başka tatil beldelerinde de adı “halk plajı” olan sahillerin girişi demir kapı ve çitlerle çevrilip girişe de “giriş ücretlidir” tabelası konulmuş mudur, bilmiyorum. Mevzu, belediyelerin plajları özel işletmelere kiralaması ve bunların da şemsiye veya şezlongları ücretlendirmesi, plajda yiyecek-içecek satılarak gelir elde edilmesi filan değil; plaj bölgesine, örneğin gezmek amacıyla girmek de ücretli… Kilyos “halk” plajı, böyle bir yer…
Doğrusu bu durum benim hayli tuhafıma gitti. Ama dahası da var…
Yaz boyunca bebeğimiz nedeniyle pek bir yerlere gidecek durumda değildik, tatil yapmanın giderek daha fazla “zengin işi” haline gelmeye başladığı da malum. Ama biraz olsun dinlenebilmek için, değişik bir yerlere gitmek bile bazen “tatil” yerine geçebiliyor elbette. Velhasıl, uzaklara bir yerlere gidecek durumda olmayınca arkadaşlarımızın önerilerine kulak verip Kilyos’ta mütevazı bir otelde birkaç gün kalmaya karar verdik, bayramın ilk günleri. Otelin havuzu vardı. Deniz de yürüyüş mesafesindeydi. Plaja giriş “ücrete tabi” idi ya, otelden aldığımız kartlarla ücret ödemeden denize girebilmek mümkün idi. Gerçi denize de girmedik orada kaldığımız müddetçe, Karadeniz’in dalgalarıyla baş edecek kadar yüzme bilmediğimiz gibi, hava da ha yağdı ha yağacak halindeydi.
Bir gün eşimle sahil boyunca gezinti yapmaya niyetlendik. Plajın demir kapısı önündeki görevli gençlere meramımızı anlatınca, “buyurun” dediler, biraz dolaştıktan sonra geri döndük. Ertesi günü de aynı şeyi yapmak istedik. Deniz havası bize de, bebeğimize de iyi gelmişti. Ama bu kez, “Kilyos Halk Plajı” yazılı kapının önünde, dün görmediğimiz başka biri daha vardı. Girişin ücretli olduğunu söyledi bize kaba bir dille. Ben de, “denize girmeyeceğiz, biraz dolaşıp döneceğiz” dedim, dünkü gibi. Zaten denize girmeye niyetimiz olmadığı giysilerimizden de belliydi. Ama kel kafalı, kara gözlüklü, tuhaf bıyıklı, uzun ve iri kıyım adam, “olmaz!” dedi. Kendisini Allah’ın denizinin sahibi filan mı sanıyordu bilmiyorum. Fakat bizim niyetimiz “bela” aramak değil, sahilde yürüyüş yapmak olduğu için, “biz filanca otelde kalıyoruz, kart almadık yanımıza, dün de gelmiştik” dedim. Adam “olmaz dedik ya kardeşim” diyerek ters konuşmaya devam etti. Ya sabır, deyip, “tamam kardeşim” dedim. Eşime “siz gidin, ben otelden giriş kartlarını alıp geleyim, yetişirim size” dedim. Adam bu kez de kapıdan içeri girip yürümeye başlayan kucağında bebeğimizle eşime dönüp, hırsız yakalamış edalarında “durun!” diye haykırdı adeta, “burada bekleyeceksiniz!”
Bu kadarı da fazlaydı tabii ki. “Yahu sen Alikıran başkesen misin? Kart getirmeye gidiyorum işte, ne diye bağırıp çağırıyorsun deminden beri?” filan dedim. Adam meğer benim de sesimi yükseltmemi bekliyormuş, düpedüz üzerime yürüdü, “ayağını kıracağım” türü tehditler de savurarak. Oradaki diğer gençler araya girdi.
Giriş kartlarını gidip getirdim. Biraz gezindikten sonra döndük. Kapıda tesadüfen Kilyos muhtarı vardı. O kişi de gitmişti. Muhtara durumu anlattım. Hak verdi. Oradaki diğer gençler de gelip hak verdiler bana. “Haklı haksız meselesi değil; önlem almanız gerekir” dedim. O ara Sarıyer Belediyesi’ni aradım. Eski başkan yardımcısı eski bir tanıdığımdı. Belediye Başkan Yardımcısı Adnan Bey aradı az sonra. Durumu anlattım. Belediyenin plajı kiraya verdiğini, bir sorumluğu bulunmadığını söyledi, nazikçe yine de kendileri adına özür diledi. Belediyenin sorumluluğu olmayabilirdi; ama kiraladığı yerde neler olup bittiğine duyarsız mı kalacaktı? Kendilerini önlem almaya davet ettim. “Maalesef insan kalitemiz bu, işte bu yüzden AB’ye giremiyoruz” gibi değerlendirmeler yaptı. Bu tip durumlarda nedense insanın aklına yetkili mercileri harekete geçirmek için “şöyle yaparım böyle yaparım” türü cümleler sarf etmek geliyor. “Bu durumu basına yansıtacağım” filan dedim, Adnan Bey de “sizin takdiriniz” dedi. Sonrasını bilmiyorum.
Böyle kişisel bir konuda yazıp yazmamakta hayli tereddüt ettim. Sonuçta yazmaya karar verdim. Çünkü o kişinin herhangi bir “maganda” olduğundan emin değilim. Paranoya yapıyor değilim, ama o kişinin beni tanıdığı ve sevmediği için böyle saldırgan bir tavır sergilediği olasılığı aklıma geldi. Bu nedenle 30 Ağustos 2011 Çarşamba günü öğlen saatlerinde maruz kaldığım bu sözlü saldırıyı en azından kayıtlara girsin diye özetleyerek de olsa paylaşmaya karar verdim.
Belki, benim maruz kaldığım saldırgan tutum bir yana, hiç değilse halk plajlarına ücret ödeyerek girmek gibi akıl almaz bir kabadayılığın önüne geçmek için birilerinin harekete geçmesine vesile olurum. Zira “halk sahillere akın etti, vatandaş denize giremiyor” durumunun versiyonu olan bu çağ dışılığın anlaşılabilir hiçbir yanı yok…