Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından 4 yıl geçti. 4 yıldır ne adaleti görebildik, ne savcıları görebildik, gördüğümüz tek şey: 'arkadan vuranın, arkasında olan bir devlet'.

Geçtiğimiz günlerde Dink davasının 16'ncı duruşması gerçekleşmişti. Duruşma kapsamında Dink Ailesinin avukatı; Fethiye Çetin’in davanın genişletilmesi için mahkemeye başvurması sonucu: '30'un üzerinde kamu görevlisi hakkında dava açılabileceğini' söylendi.

Bu 30 kişi arasında kimler vardı peki? Kimler yoktu ki (!)

İstanbul Valisi: `Muamer Güler´

Eski İstibarat Daire Başkanı: `Ramazan Akyürek´

Eski İstanbul Emniyet Müdürü: `Celalletin Cerah´

Dönemim Trabzon Alay komutanı: `Albay Ali Özü´nde aralarında bulunduğu 30'un üzerinde kamu görevlisi hakkında dava açıldı. Dava açılan kamu görevlilerinin hangilerinin yargılanacağı hala belirsizliğini korurken belirgin olan bir şey vardı ki o da: ''Tetikçi Ogün Samast'ın bir sonraki duruşması, `çocuk mahkemesinde´ görüleceği''.

Kamuoyunda “taş atan çocuklar yasası” olarak bilenen TMK kapsamında yargılanması beklenen ve taş attıkları gerekçesiyle tutuklu bulunan “Kürd çocukları”nın mahkemeleri devam etmekte (!). Bazılarının ise hala `mahkemeler arası yetki´ tartışması nedeniyle davaları bile görülmemekte. Taş atan çocukların faydalanamadığı yasa tetikçi Ogün Samast'a yaradı(!) 

Hrant Dink davasının AİHM'e taşınması sonucu, Türkiye'nin vermiş olduğu savunması ise bir o kadar trajikomikti. O savunmada: Dışişleri Bakanlığı tarafından gönderilen savunmada Hrant Dink'in “301”den aldığı mahkumiyet savunulmuş ve Almanya'nın bir Nazi liderine verdiği ceza emsal gösterilmiştir.

Türkiye’nin savunmasında ayrıca Hrant Dink’in koruma istememesi sebep gösterilerek devletin de cinayetten sorumlu tutulamayacağı ileri sürülmüştür. Emsal niteliği olarak gösterilen nazi liderinin davasını Türk yetkilileri yanlış anlamışlardı sanırım! O davada, Alman nazi örgüt lideri Kuhnen'in `yahudi soykırımı olmadığını´ söyleyerek, bu konunun aksine “karşılarına kimler çıkarsa, yok edeceğiz” açıklamasında bulunması sonucunda Almanya'da mahküm edilmişti.

Kuhnen 1988'de AİHM başvurmuş fakat başvurusu reddedilmişti. Kuhnen’in başvurusunun reddedilmesinin nedeni ise: `şiddet ve nefret´ içeren sözleriydi.

Hrant Dink'i bir nazi subayı yada bir diktatör gibi tehdit unsuru olarak göstererek Türkiye'nin utanç verecek seviyedeki savunma yapması ve cinayetin işleneceğinin bilgisinin devletin faklı kurumlarında öğrenilmesine rağmen, “yaşam hakkının kutsallığı”nın ve “ifade özgürlüğü”nün ihlal edilmesi üzerine, Türkiye mahkum edilmişti.

Dava sonucunda Dink ailesine tazminat ve mahkeme masraflarıyla birlikte toplam; 133 bin 595 Euro ödeyecek olan Türkiye, adalet sisteminde “mülk adaletin temeli” oluşturuyor sözünü akıllara getirmiyor da değildi.

Azmettiricileri olarak tutuklu yargılanan; Yusuf Hayal, Erhan Tuncel ve tutuksuz yargılanan sanık Ahmet İskender’in dışında başka hangi kamu görevlileri var(dı)? Bu soruların cevabını sanırım çocuk mahkemesi veremeyecek, ne de olsa artık o bir çocuk ve psikolojisi bozulabileceği düşüncesiyle, duruşmada müdahil avukatların soru sorma hakkı da ellerinden alınmış oluyor böylelikle. Türkiye emsal gösterdiği davada, emsal oldu!

Bu tür suçların dava süreçleri, Avrupa’da daha farklı işlenerek, normal davalardan sıyrılıyor. Toplum genelinde yer edinen yazar, şair, yönetmen yada aydın kişilere karşı gerçekleştirilen suçların, yargılanması farklı mahkemelerde görülmesi, suçu işleyen kişi yada kişilere herhangi bir imtiyazın sağlanmaması, suçun tekrardan zikredilmemesi için gereken en ağır cezalar ve yaptırımlar uygulanıyor ki, bir daha başka birileri bu suça bulaşmasın.

Ülkemizde bu durum aksine işliyor. Topluma mal olan yazar, şair, yönetmen, aydın, önemli kişilere karşı işlenilen bir suç sonrası, aynı suçun bir daha zikredilmesini önlemek yerine, aynı tipteki suçu işleyenlere kapı aralıyor. Dink davası sanırım bunun en somut örneklerinden birini oluşturuyor

Son olarak; Ogün, taş mı attı da `taş atan çocuklar´ için hazırlanan mahkemede yargılanacak? Taş atan çocuklar Ogün gibi kurşun atsalardı, Ogün'e sağlanan imtiyaz ve kolaylık acaba onlara da sağlanır mıydı?!